🦪 Namık Kemal Intibah Geniş Özeti
Edebi Kişiliği. Türk edebiyatına Avrupaî bir hüviyet kazandıran edebiyatçımız Namık Kemal’dir. Türkiye’de ilk defa, “vatan ve hürriyet şairi” diye şöhret kazanan şair de odur. Namık Kemal, Tanzimat devri Türkiyesi’nde bir fikir ve sanat inkılapçısı olarak tanınmış ve kendisine bir millî kahraman gözüyle
İntibah Namık Kemal, art niyetler, “belki”ler. "İntibah gelenek-modern, geçmiş-gelecek, baba-kız, anne-oğul çiftlerinin tamamen dışındadır; tutucu, ev’cil, muhafazakâr
ÖNEMİ: Eser , Namık Kemal’in ikinci tiyatro eseridir. Fakat en bilinen tiyatro eseridir. KONUSU: Kötü karakterli Kaplan Paşa’nın yaptıkları zulümler sonucu hak ettiğini bulması sonucu, kurgulanmış bir sancak beyinin hikayesidir. Mal ve makam hırsı insanın başına büyük belalar açabiliyor. Kaplan Paşa : Kötü
Eserlerindekendi düşüncelerini karakterleri vasıtasıyla okuyucuya aktarma amacı güden Namık Kemal, İntibah romanında başta Ali Bey olmak üzere, karakterleriyle bir mesaj vermekte ve eleştiride bulunmaktadır. Romanın Özeti. İntibah romanında Ali Bey zengin bir ailenin yirmili yaşlardaki oğludur.
Ad4a. Namık Kemal - İntibah Özet Ali Bey 20 yaşına kadar babası ve annesi tarafından iyi yetiştirilmiş, iyi bir eğitim almış, birkaç dil bilen, doğru dürüst bir insandır. 20 yaşında babasını kaybedince bir boşluğa düşer ve eski alışkanlıklarından zevk almamaya başlar. Kitap okumaktan ve yazı yazmaktan sıkılmaya başlar. Bu melankolik havasını değiştirmek isteyen annesi Fatma Hanım bahar mevsimi ile beraber onu dışarı çıkarıp Çamlıca’ya götürmeye başlar. Ali Bey bir süre sonra Çamlıca’ya gitmeden yapamamaya başlar. Ancak resmi tatil günleri olan cuma ve pazar günü oranın kalabalığını sevmediği için oraya gitmez. Çamlıca sevgisini kalemde beraber çalıştığı arkadaşlarına anlatırken onları oraya gitmeye davet eder ancak arkadaşlarının ısrarından dolayı Cuma günü gitmeyi kabul etmek zorunda kalır. Oraya gittiklerinde arkadaşları kızların peşinden gider. Ali Bey de onlara ayak uydurmak için bir arabaya onlar gibi işaret eder ve karşılık olarak anlamını bilmediği bir işaret görür. Geri dönerken arkadaşından kendisine yapılan o hareketin “etrafın tenhalaşması lazım” manasına geldiğini öğrenir. Ertesi gün Ali Bey yine Çamlıca’ya gider ve o kadını arar ancak onu orada bulamaz. Aramaktan işe bile gitmemiştir. Eve de geç gidince hayatında ilk defa yalan söylemek zorunda kalır. Annesine işten dolayı eve geciktiğini söyler. Ali Bey o gece sürekli işaretleştiği kadını düşünür ve yarın Pazar olduğundan oraya gitmek için heyecanlanır. Ali Bey ertesi gün hemen Çamlıca’ya gider ve beklemeye başlar. Arabayı görünce hemen yanına koşar ve yine bilmediği bir işaret görür. Araba hareket edip gitmeye başlayınca Ali Bey de peşinden koşmaya başlar. Bir süre sonra araba durur ve içinden güzel bakımlı bir kadın olan Mehpeyker iner. Mehpeyker, Ali Bey tam tersine her türlü pisliğin ve kötülüğün bulunduğu, adı herkesle anılmış olan hafifmeşrep bir kadındır. Mehpeyker arabadan inince Ali Bey’i hem kendisine koştuğu hem de “arkamdan gel” anlamına gelen işareti yaptığı halde yanında koştuğu için azarlar. Daha sonra konuşmaya başlarlar ve birbirlerinden iyice hoşlanırlar. Ali Bey henüz Mehpeyker’in kötü namını bilmediği için ona en saf duygularıyla aşık olmuştur. Mehpeyker de kadınlığını kullanarak onu günden güne kendine iyice aşık etmiş ve her şeyi istediği gibi yönlendirmeye başlamıştır. İlk başlarda Ali Bey bu ilişkiden olumlu etkilenmiş ve adeta olgunluğa erişmiş gibi davranmaya başlamıştır. Birlikte daha fazla buluşmalara başladıklarından dolayı Ali Bey hem annesini hem de işini ihmal etmeye başlamıştır. Bu sürede annesine sürekli işten geç kaldığını belirten yalanlar söylemekte ve annesi de işinde başarılı olduğunu düşünerek sevinmektedir. Ali Bey, Mehpeyker’e olan aşkını arkadaşları Atıf Bey’e de anlatmaktadır. Bir gün Ali Bey, Çamlıca’da önce Mehpeyker daha sonra da Atıf Bey’le görüşmek için bir plan düzenler. Erkenden gelip sevgilisi Mehpeyker’le konuşmaya başlar. Daha sonra arkadaşıyla buluşacağını söyleyerek izin ister. Mehpeyker de nazlanarak bu isteğini kabul eder. Ali Bey ondan yine de arkadaşlarıyla buluşacağı yerde olmasını onu görmeye devam etmek istediğini söyleyince Mehpeyker de kıyamaz ve kabul eder. Ali Bey arkadaşını beklemek için oturur ve yan masadaki muhabbete de dahil olur. Orada arkadaşı Atıf’ın dayısı Mesut Bey de bulunmaktadır. Az sonra Mehpeyker de Ali Bey’in görebileceği bir yere gelmiştir. Mesut Bey onu görünce yanına gitmiş ve konuşmaya çalışmıştır ancak Mehpeyker buna izin vermemiştir. Ali Bey bunu görünce sinir küpüne dönmüştür. Mesut Bey’e sayısız laflar etmiş ve ondan da karşılığını almıştır. Atıf Bey gelince onları ayırmış ve olanları öğrenmiştir. Hemen dayısının yanına giderek neden o kızın yanına gittiğini sorar ve Ali Bey’in o kızla evlenmek istediğini söyler. Dayısı ona Mehpeyker’in yollu bir kadın olduğunu söyler. Atıf bu duruma çok şaşırır ve ne yapacağını bilemez. Mesut Bey Atıf’ı da yanına alarak tekrar Ali Bey’in yanına döner. Ali Bey’den durumu bilmediğini söyleyerek özürler diler. Durumu anlattığı için Ali Bey sırdaşı Atıf Bey’e kızar. Mesut Bey en sonunda Ali Bey’e Mehpeyker’in kötü ve yollu bir kadın olduğunu söyleyince ilk başta inanmaz. Ancak biraz araştırdıktan sonra gerçekten öyle olduğunu öğrenir ve dünyası adeta başına yıkılır. Ne yapacağını bilemez ve çaresizce evine döner. Mehpeyker hakkında öğrendiklerini onu yiyip bitirmektedir. Son kez Mehpeyker’i son kez görmek ve onunla ilişkisini bitirmek için bir buluşma ayarlar. Ancak buluşmadan önce söylemek istediklerinin hiçbirini Mehpeyker’e söyleyemez Mehpeyker her zaman yaptığı o cilvesini ve nazlanmasını yine kullanarak onu fikrinden caydırır. Ali Bey söyleyeceği hiçbir şeyi söyleyemez. Mehpeyker bu kötü yola kendi isteğiyle değil küçük yaşta akrabalarının kendisini satmasıyla bu yola düştüğünü söyler. Ali Bey’i çok sevdiğini ve onu tanıdıktan sonra hiç kimseyle görüşmediğini de söyler. Gerçekten de Ali Bey’den sonra kimseyle görüşmemiştir. Ali Bey bu sözlerden sonra ikna olur ve ilişkileri devam eder. Ancak eğlencelerinin dozu artmıştır. Mehpeyker sayesinde Ali Bey hayatında ilk kez içki içer. İçki ile eğlenmeyi daha çok sever ve artık her zaman Mehpeyker’le eğelenmeyi hayal eder. Kaleme gidince bile işlerine odaklanamaz olur. Her gece annesine kalemdeki işleri bahane gösterip Mehpeyker’in yanına gitmesi annesini de şüphelendirmeye başlar. Arkadaşı Atıf Bey’le bu konuyu görüşmek için konuşur. Atıf Bey de dayısının daha iyi önerilerde bulunacağını düşünerek durumu ona anlatır ve beraber Fatma Hanım’ın yanına giderler. Mesut Efendi, Ali Bey’in annesine Mehpeyker’den ve onunla yaşadığı aşktan bahseder. Annesi bu durum karşısında mahvolur ve ne yapması gerektiğini sorar. Mesut Efendi de güzel bir cariye alarak onu bu aşktan kurtarabileceğini söyler. Fatma Hanım bu tavsiyeden sonra tüm vaktini cariye aramayla geçirir. En sonunda en sonunda beyaz tenli, sarı saçlı, mavi gözlü çok güzel bir cariye bulur. Bu cariyenin adı Dilâşûb’tur. Dilâşûb güzel olduğu kadar dürüst ve efendi bir kadındır. Ali Bey bir hafta boyunca Mehpeyker’in yanında kendini eğlenceye verir. Mehpeyker de onu evine gönderir. Eve dönünce yeni cariye Dilâşûb’u görür ve onu güzel bulur. Annesi onu görünce durumun gerçeğini bildiği halde kalemdeki illerden dolayı gelemediği yalanına inanmış gibi yapar. O gece Dilâşûb’u onun emrine verir ancak aralarında bir şey olmaz ertesi sabah annesi Dilâşûb’la beraber olmasını isteyince Ali Bey sinirlenir ve karşı çıkar. Annesi de bir fahişe yüzünden böyle yaptığını söyleyerek Ali Bey’i daha çok sinirlendirir ve Ali Bey geldiğine pişman olduğunu söyleyerek evden gider. Mehpeyker geçimini sağlamak için Ali Bey’den önce ara sıra Abdullah Efendi adında zengin ve yaşlı bir adamla görüşüyordu. Ara sıra görüşmesine rağmen her ay ondan düzenli olarak para almaktaydı. Ali Bey’i evine gönderdiği sırada da Abdullah Efendi de İstanbul’a gelmiş ve onunla buluşmak istemiştir. Çok güçlü biri olduğu için Mehpeyker bu teklifi kabul etmiş ve onun yanına gitmiştir. Ali Bey’le olan ilişkisini de ona anlatmış ve kendisinden bu ilişkiyi bitirmek için süre istemiştir. Abdullah Efendi de 6 ay müddet vermiştir. Mehpeyker orada bulunduğu sürede sürekli Ali Bey’i düşünmüştür. Bu sırada Ali Bey de Mehpeyer’i evinde bulamamış ve onu orda beklemiştir. Beklerken de annesinin haklı olduğunu düşünmeye başlamıştır. Mehpeyker’in kendisine 3 günden önce gelme dediğini de hatırlayıp iyice sinirlenmiştir. Mehpeyker gelene kadar kendini içkiye vermişti. Mehpeyker geldiğinde ise ona bahane sunmaya çalıştıysa da Ali Bey bu sefer hiçbirini dinlememiş çıkıp gitmiştir. Eve gidip annesini ayaklarına kapanmış ve ondan özürler dilemiştir. Annesi de Dilâşûb’la beraber olduğunda kendisinin mesut olacağını söyleyince Ali Bey zaten beğendiği bu kızı kendine kabul eder ve Dilâşûb ile evlenir. İlk başta bunun geçici bir heves olduğunu düşünen Mehpeyker zaman geçtikçe öyle olmadığını anlar. Ali Bey’e iki mektup yazar ancak herhangi bir cevap alamaz. Üçüncü mektubunda intihar edeceğini söyler. Ali Bey bu yazıyı görünce sinirlenir ve kendisi için intihar etmeyeceğini bildiğini söyleyerek ona bir hakaret mektubu yazar. Mehpeyker bu cevap mektubundan sonra intikam yemini eder. Dilâşûb hakkında bilgiler toplamaya başlar. Fatma Hanım’ın evine bohçacılar yollamaya başlar. Kendisi de hamamları gezer. Ve hamamda Dilâşûb’a denk gelir ve onun vücudunu inceler. Göbeğinin yanından biri siyah biri kumrala benzeyen iki ben görür. Bunun üstüne evdeki casuslarından birinin de Dilâşûb’un gönlünden geçenleri yazarken kocasının içeri girdiğini ve utancından kağıdı veremeyip yırttığını da öğrenir. Mehpeyker bu iki olayı intikamı için yeteceğini düşünür. Ali Bey’in Çamlıca’ya gideceğini öğrenince Abdullah Efendi’nin de yardımıyla bir adam tutan Mehpeyker de intikamını izlemek için oraya gider. Pertev Ağa ismindeki tutulan adam Ali Bey’in evini tarif eder oradaki kızın kendisine cilve yaptığından, göbeğinin yanındaki iki benden ve kendisine mektup yazarken kocasına yakalandığından bahseder. Ali Bey’in dünyası başına yıkılır hemen eve gider. Dilâşûb’u beklemeye başlar ve o gelince ona hakaretler savurur. Daha sonra da Dilâşûbun kafasını duvara vurur ve Dilâşûb kanlar içinde yere düşer. Annesi ne olduğunu anlayamaz. Dilâşûb’un namusundan emin olduğu halde mecburen onu satmak zorunda kalır. Mehpeyker de durumu bildiği için Dilâşûb’u satın alarak ona türlü işkenceler uygular ancak namusunu bir türlü kirletemez. Ali Bey de kendini içkiye vermiş, Dilâşûb’u annesi bulduğu için onunla da küsmüştür. Zamanla tüm mal varlıklarını içkide eğlencede yiyince annesi Fatma Hanım yoksulluktan ölmüştür. Mehpeyker intikamını almıştır ancak buna rağmen Ali Bey’i unutamamıştır. Abdullah Efendi’den yardım isteyerek onu bir eğlenceye davet ettirmiş ve iyice sarhoş olduktan sonra karşısına çıkmıştır. Birlikte olmak için Ali Bey’e yalvarır ancak Ali Bey bunu reddeder ve yine ona ağır sözler söyler. Bu olay Mehpeyker’in gururuna çok dokunur ve artık onu öldürmek ister. Hemen bir plan kurarak Ali Bey’i etrafı ıssız bir mekana eğlenceye davet ederler. Ali Bey davet edenin onlardan biri olduğunu bilmediği için kabul eder ve oraya gider. Mehpeyker de intikamını izlemek için oradadır. Yanında Dilâşûb’u da bu olayı izlemesi için getirmiştir. Ali Bey arkadaşı ile beraber gelmiş ve bir odaya çıkmıştır. Arkadaşı kadın getireceğini söyleyerek oradan ayrılır. Ali bey de orda bulunan içkilerden içmeye başlar. Mehpeyker tuttukları Hırvat katilin yanına giderek içkiden bayıldığı zaman öldüreceğini ona söyler. Bu konuşmayı dinleyen Dilâşûb hemen Ali Bey’in yanına giderekonu uyarır. Ali Bey sarhoş olduğundan ilk başta inanmaz. Daha sonra Dilâşûb’un tavsiyesiyle Hırvat ve Mehpeyker’i görmesi için sofaya çıkarlar. Onları göremezler ancak sesleri anlaşılır bir şekilde duyulur. Ali Bey tehlikenin farkına varınca hemen oradan çıkar ve hemen polise gider, durumu anlatır. Dilâşûb’u almayı aklına bile getirmemiştir. Bu durumu üzülen Dilâşûb, Ali Bey’in paltosunu giyerek oraya uzanır. Odaya giren Hırvat arkadan onu Ali Bey olduğunu düşünür ve bıçağı saplar. Polis gelince Mehpeyker tavan arasından kaçmak için oraya girer. Ali Bey’in sesini duyunca onları gözetlemeye başlar. Ali Bey, Dilâşûb’u o halde görünce pişmanlığını dile getiren sözler söyler. Dilâşûb son kez gözünü açıp kendisine inanma mutluluğunun ona yeteceğini söyleyerek son nefesini verir. Daha sonra Mehpeyker bulunduğu yerden çıkarak Ali Bey’e Dilâşûb hakkındaki tüm gerçekleri, kuruduğu oyunu her şeyi anlatır. Ali Bey çok sinirlenerek Hırvat’ın bıraktığı kanlı bıçağı alarak Mehpeyker’in göğsüne saplar. Polisler de Hırvat’ı yakalayıp geri döndüklerinde gördükleri karşısından donakalırlar. Ali Bey hapis cezasına çarptırılmıştır. Ara sıra annesinin mezarına gitmesine izin verilmiştir. Kitabın son cümlesi de “Son Pişmanlık Fayda Etmez” olan ünlü bir sözdür.
İNTİBAH NAMIK KEMAL ROMAN ÖZETİİNTİBAH NAMIK KEMAL ROMAN ÖZETİ ESERİN ADI İNTİBAHYAZARI NAMIK KEMALBASKI YILI 1973SAHİFESİ 128BASILDIĞI MATBAA SULHİ BARAN MATBAASIA. ESERİN ÖZETİ Varlıklı bir ailenin çocuğu olan Ali Bey,yirmi iki yaşlarında iyi bir eğitim ve öğrenim görmüş bir hayat tecrübesinden seçkin gezinti yerlerinden biri olan Çamlıca’da dolaşırken çok güzel bir kadınla adı Mahpeyker’ adam, ilk karşılaşmada ilgi duyduğu bu kadını derin bir aşkla sevmeğe başlar. Bu ilk tanışmadan sonra hemen her hafta Mahpeyker’le buluşmak üzere Çamlıca’ya gider. Oysa kadının kirli bir geçmişi vardır ve Ali Bey’in sevgisine layık durumun farkında olmayan ve onu da kendisi gibi temiz bir sevda içinde hyal kuran genç adam, kısa zamanda eini ve işini ihmal etmeye geceleri bile evine uğramadığı süre sonra ailesi, Ali Bey’in durumunu zor kullanarak,bu durumdan kurtarmaktan çek, başka çarelere annesi oğlunu dış etki ve bağlardan kurtarmak için eve genç ve çok güzel bir cariye adı Dilaşub’ cariye temiz,saf,iyi ahlaklı bir gencecik amacı, Ali Bey’in Dilaşub’u sevmesi, böylelikle yakasını sokak kadını Mahpeyker’den var ki, iyi düşünülmüş bu çare umulanı vermez;Ali Bey, Dilaşub’un dfarkında bile geçen gün çoğalan bir sevdayı Çamlıca’ya, Mahpeyker’e taşımaya devam eder. Aradan bir süre seferinde yine sevgilisine gidip onu evinde bulamayan Ali Bey, bir tesadüf v küçücük bir inceleme sonucu,onun nasıl bir kadın olduğunu bir sarsıntı bu sarsıntılarla bocalarken,annesi ustalıkla Dilaşub’u yeniden karşısına ihtiyacı ile yanan genç adam bu sefer genç,güzel cariye ile da zaten çoktan beri Ali Bey’i yandan Ali Bey’in kendisine uğramadığını gören ve sebebini araştıran Mahpeyker,durumu öğrenince büyük bir öfkeye kapılır;iki gençten intikam almaya karar tanıdıkları aracılığı ile hazırladıkları iftiraları yağdırmaya iftiraların ağırlık noktası,Dilaşub’un da,kendisi gibi,iffetsiz bir kadın olduğu Bey, kısa zamanda bu iftiraların etkisinde karısına olan sevgisi zaten bir tesellinin ucuna bağlanmış bir düğümden ibaret olduğu için, çabucak kine ve düşmanlığa bir gün karısını adam akıllı azarlar,döverbununla da yetinmez, genelevlerden birine kapatılmak üzere zavallıyı bir esirci tellalına tellalı aslında Mahpeyker’in alıp doğru Mahpeyker’e paralı ve genç sevgilisini elinden almış olan mazlum kadını, kendisine bağlı evlerden birinde sermaye olarak kullanmaya üste uğradığı gönül kırıklıkları ve yaşadığı düzensiz hayat Ali Bey’in sağlığını sonucu olarak kötü bir sona gittiğini sezinleyen annenin de hastalığı artar;sonunda bu kahırlara dayanamayarak Bey’e karşı olan kini bir türlü sönmeyen Mahpeyker, Dilaşub gibi onuda büsbütün mahvetmek kararını gerçekleştirmek üzere bir plan düzenlerAli Bey’i bir eğlenti evine çağıracak ve orada bir yolunu bulup her zaman sevmiş olan,hala da seven Dilaşub, bu planı zorluklarla, gizli yollardan ona haber salar, hakkındaki kötü hazırlığı kendisine habere önce inanmayan Ali Bey,gittiği evde durumun gerçekten de böyle olduğunu öğrenince bir yolunu bulup kaçar ve kurtuluşundan dolayı büyük bir mutluluk içine düşen Dilaşub, onun kaçarken bıraktığı paltosuna sarılır ve yatağına sonra genç adamı öldürmekle görevli kiralık katil odaya odada göz yordamı ile aranırken, köşede palyolu birinin uyuduğunu görür; usulca yanına sokulup elindeki bıçağı kelbine saplar,kadıncağızı arada Ali Bey, karakola gitmiş birkaç emniyet görevlisi alarak yeniden eve girip de Dilaşub’un kanlar içinde yüzen cesedini görünce çılgına o sırada dudaklarında zalim bir tebessümle, içeriye Mahpeyker kaybeden Ali Bey, Dilaşub’u öldürn bıçağı kapıp Mahpeyker’i delik deşik eder ve yanındaki emniyet görevlilerine teslim Bey; artık herşeyii ,sağlığını,sevdiği kadını,şeref ve onurunu, servetini yitrmiş bir zavallı bir büyük elemlerim havası içinde bir süre hapishane köşelerinde sürünür ve birgün tam bir hüsran içinde son nefesini MUHTEVA BİLGİSİA. ANA FİKİR Karşılaştıkları olaylar hakkında derinlemesine değerlendirme yapmadan karar veren insanlar çoğu zaman yanlış ne yazık ki bu karardan dönmeleride çok zor son pişmanlık fayda ALINACAK DERSLER Güvendiğimiz insanları iyi tanımamız lazımdır. Sevdiğimiz insanları seçerken çok dikkatli olmalıyız. Kalbimizin sesini dinlerken beynimizin de sesini dinlamaliyiz. Aşık olunmaması gereken kişilere aşık olanların hayatları alt-üst olur. Seçimlerimiz yaparken sonuölarını göz önünde bulundurmalıyız. Kaybedecek birşeyi olmayanlar hiçbir şeyden korkmazlar. Düşünerek karar vermeliyiz. Bir anlık zevkler uğruna hayatımızı OLAYIN KİŞİLERİ VE TAHLİLLERİ 1 FİZİKİ TAHLİLİALİ BEY Yirmi bir, yirmi iki yaşlarında yakışıklı bir benizli, kızların dikkatini toplayacak derece ona vurulmasının tek sebebi de onun bu karşı konulmaz Boyu posu gayet düzgün, siyahımsı samur saçlı, incerek düz kaşlı, noktalı yeşil gözlü, çekme burunlu,ufacık ağızlı, kor dudaklı bir BEY Aşağı yukarı Ali Bey’le aynı biri olan Atıf Bey terbiyeli olduğu kadar düzgün giyimli ve bakımlı bir BEY Ellili yaşlarda olan Mesut Efendi’nin şakkalarına aklar düşmüş, yüzünde çizgiler dış görünüşüyle açığa HANIM Ali Bey’in annesi olan Fatma Hanım, özellikle kocasının ölümünden sonra iyice önce oğlunun mürüvvetini görmek EFENDİ Çok zengin olan Abdullah Efendi, Suriyeli bir Arap’ yetmişi geçtiği halde kadın, kız peşinde koşmaktan kendini bakılamayacak kadar suratsız, çirkin bir çiçek bozuğundan delik deşik, rengi zenci hurması denilecek drecede koyu de hastalıklardan dolayı hem pereli hem de kısmı frengiden dökülmüş çentik,yarım burnu;fırça yüzü görmemiş çürük dişleri; uyuz hyvan tüyü kadar seyrek bıyık ve sakalı, yüzünün korkunçluğunu bir kat daha Vücudunun tüm güzellikleriyle tam bir Ali Bey’ietkileyen Dilaşub,sçları sırma gibi sarı; alnı duru ve beyaz; tatlı mavi gözleri ve gülpembe yanaklarıyla çok çekiciydi. 2 RUHİ TAHLİLİ ALİ BEY Vatanımızın kültür merkezi olan İstanbul’da büyümüş, özel öğretmenlerden ders almış, çok muhteşem şekilde öğrenim kadar ki;daha on yaşına bastığı zaman birkaç yabancı dl Bey’in terbiyesine ve davranışlarına bakanlar kendisini adeta bir melek Ali fazlaca sinirli ve kanı oynak neticesi olan hiddetini, aldığı terbiye ve gördüğü şefkatli muameler sayesinde, herhangi bir şeye karşı lüzumundan fazla, adeta esirlik derecesinde düşkünlüğü hemen her halinden neye merak sarsa, bütün işlerini bir yana bırakır, dünyayı unutur, sadece onunla meşgul şeyi arzu eder de gerçekleştirmesinde küçük bir engele rastlasa, arzusu ne kada önemli olursa olsun, onu gerçekleştirmek için en büyük fedakrlıktan ufak bir emeline ulaşamıyınca günlerce hastalanır; geceleri gizli gizli Terbiye ve ahlak bakımından Ali Bey’in tamamen ve namussuz bir aileden yetişmiş; daha on dört, on beş yaşına gelmeden rezaletin her çeşidini okuyup yazma öğrendiği ve hemen bütün şahitlerini İstanbul’un tanınmış aşifteleriyle geçirdiği için şeytani zekası çok adamı elde edip ona keyfinin istediği şekilde tahakküm derece şehvet düşkünü olduğu için hoşlandığı erkekleri bin cilveyle hükmü altında tutmak ister ve bunu daima ustalıkla erkekleri gerçekten severdi; fakat yılan bir adama nasıl sarılırsa bu da öyle sarılmak o erkeğin yalnız kendisine ait olmasını BEY Ali Bey’in iş arkadaşı olan Atıf Bey en az Ali Bey kadar terbiyeli ve karakterli bir zamanda ALİ Bey ile canciğer arkadaş ve sırdaş ve nasihatlarıyla Ali Bey’e yardımcı olmaya BEY Atıf Bey’in dayısı olan Mesut Bey İstanbul’un her köşesine sokularak çeşitli olayların içinde yoğrulmuş, dünyanın kaç bucak olduğunu anlamış, tecrübeli bir düşmanı iyilerin HANIM Oğlunu gayet terbiyeli ve olgun şekilde yetiştirmeye dikkat başına gelebilecek en ufak kötülük onu Mahpeyker’e aşık olduktan sonra oğlunun geleceğinden şüphe eder isteği ölmeden önce hayırlısıyla oğlunun mürüvvetini EFENDİ Suriye’nin en alçak, en ahlaksı adamlarından olduğu tüccarları batırarak çok para kazanmış, bin bir hile ve düzenbazlıkla servetini kat kat tanıştıktan sonra ona büyük bir ilgi Bir cariye olarak Ali Bey’in evine Bey’le evlendikten sonra iftiraya uğraması sonucu satılmış ve Mahpeyker’in eline düştükten sonra bin bir sıkıntı ve işkenceye göğüs Ali Bey’i gönülden sevmektedir. 3 SOSYAL TAHLİLLERİALİ BEY Babı-Ali’ de ktiplik yapan ALİ Bey özellikle bbasının ünüyle tanınmış terbiyeli ve dürüst duruma düştüğünde babasından kalan mirası sayesinde Tam anlamıyla bir bu aşifteliği annesinden yaştan beri her türlü namussuzluğu ve ahlaksızlığı fikri beğendiği erkeklerle birlikte BEY İstanbul’un ileri gelen ailelerinden birinin çocuğu olarak yetişmiştir. Eğitimini tamamladıktan sonra Babı-Ali’ de katiplik yapmaya BEY Olgun ve terbiyeli karakteriyle, çeşitli yönleriyle tanınmış, güvenilir br tecrübeli olan Mesut Bey İstanbul’u, özellikle de Çamlıca’yı tüm yönleriyle EFENDİ Aşırı derecede zengin, bir o kadar da şerefsiz ve namussuzdur. Mısır’la yaptığı ticaret işleri sayesinde çok para kazanan Abdullah Efendi’nin yapamayacağı şerefsizlik ve adilik her türlü kötülük BİLGİSİ Edebi eserler insanla ilgili gerçekleri vermeye ister yaşadığı zamanla ilgili olayları ister, yaşamadığı olayları ele alsın, içinde yaşadığımız dünyadan aldıklarını kullanarak gerçeğe uygun bir dünya dünyasında aldıklarını kullanarak gerçeğe uygun bir dünyayı anlatan edebi eserlerin başında roman olayları anlamak ve anlatmak ihtiyacından doğmuş bir edebi çok romancı, bir olayı değil, bir hayatı veya hayatın önemli bölümlerini anlatmayı amaç sebeple uzun bir hikaye olarak da tanımlanan romanda olaylar ve kişilerin sayısı fazla olmakta, karakterlerin incelenmesine, ruh çözümlemelerine daha çok yer aynı zamanda romanı hikayeden ayıran en önemli özelliklerdir. Romanda hikaye değil, hikayeler hareket ve olaylar zinciri olmadan bir hikayenin yazılması çok geniş bir zaman dilimini öncesi ve sonrası da olarak romanlarda da hikayelerdeki gibi plan uygulanır. Giriş Yer. Zaman, kişi ve dekorlar anlatılır. Gelişme Olaylar düğümlenir, kişiler türlü yönleriyle ele alınır, okuyucu merakı yoğunlaştırılır. Sonuç Olayların düğümü çözülür, birtakım neticelere türleri Romantik, realist, natüralist, psikolojik, polisiye ve tarihi olmak üzere roman türleri vardır.
İntibah adlı roman Hürriyet Şairi olarak anılan Namık Kemal tarafından 1873-1876 yılları arasında sürgün edildiği Magoza Kalesi’nde Kıbrıs kaleme alınır. Türk edebiyatında ilk edebi roman olarak bilinen İntibah romanı, Türk edebiyatında tam olgunlaşmamış roman türünün ilk örneklerindendir. Yazıldığı dönem göz önüne alındığında Namık Kemal’in eseri yeterli düzeyde sayılabilir. Namık Kemal, İntibah adlı romanında vermek istediği mesajı roman sonunda “Son pişmanlık fayda etmez” sözleri ile ifade etmesinin yanı sıra yazdığı romanın adını “Son Pişmanlık” koyar. Ancak roman adı Namık Kemal’den izin almaya gerek duyulmaksızın Maarif Vekaleti tarafından değiştirilir. Maarif Vekaleti’nin İntibah Sergüzeşt-i Ali Bey olarak değiştirerek romanın bazı kısımları sansürlenerek kitaptan çıkarılır. Namık Kemal, kitabın basıldığı dönemde sürgünde olduğu için intibah adlı romanda Namık Kemal’in adına yer verilmez. İntibah romanının ilk hali olan orijinal metnine günümüzde ulaşabilmiş değiliz. İntibah adlı romanını anlatacağımız bu makalede romanın yazarı Namık Kemal’e değinmeyeceğiz. Namık Kemal hakkında bilgiye Namık Kemal'in Edebi Kişiliği adlı makaleden Adlı Romanın Konusuİntibah romanının baş karakteri olan Ali Bey, zengin bir ailenin tek çocuğudur. Kibar ve terbiyeli bir çocuk olarak yetiştirilir. İyi bir tahsil hayatı geçiren Ali Bey, çocukluğunu babasının koruması altında geçirerek büyür. Pişmanlık, aşk, kıskançlık, ayrılık gibi temaları yoğun bir şekilde gördüğümüz İntibah adlı romanda Ali Bey’in bir hayat kadını olan Mahpeyker ile bir cariye olan Dilaşub arasındaki aşk üçgeni Adlı Romanın ÖzetiVarlıklı bir ailede büyüyen, iyi bir tahsil görmüş, kibar, terbiyeli, sessiz ve içine kapanık olan Ali Bey’in macerası babasının vefatı ile başlar. Ali Bey babasını kaybettiğinde yirmi yaşındaydı. İçine kapanık bir hayat süren Ali Bey, annesi tarafından rahatsız edilene kadar sessiz sakin ve yalnız bir hayat sürmektedir. Annesinin ısrarları sonucu arkadaşı Atıf Bey ile Çamlıca’ya akşam gezmesine çıkar. Çamlıca, romanın anlattığı dönemde bir eğlence ve gezi yeridir. Ali Bey, burada tanıştığı Mahpeyker adlı hayat kadınına aşık olur. Mahpeyker'i tekrar görebilmek için sürekli Çamlıca’ya gitmeye başlar. Mahpeyker ile tanıştıktan sonra bu kadına daha da tutulur. Mahpeyker, hiç hayat tecrübesi olmayan daha önce hiçbir ilişki yaşamayan Ali Bey’e bütün kadınlık cazibesini kullanarak onu kendine bağlar. Mahpeyker dışında hiçbir şey ile ilgilenmeyen Ali Bey, ailesi ve yakınları tarafından Mahpeyker hakkında uyarılır. Mahpeyker’in bir hayat kadını olduğu söylenir. Ancak Mahpeyker, Ali Bey’i kendine öyle aşık etmiştir ki Ali Bey duyduklarını önemsemez ve Mahpeyker ile gizli gizli buluşmaya devam eder. Mahpeyker ise Ali Bey ile sadece genç ve güçlü bir erkeğin arzu ve tutkusunu hissetmek için beraber olmaktadır. Oğlunu hayat kadını olan Mahpeyker’den kurtarmak isteyen Fatma Hanım, Ali Bey’in ilgisini çekmesi için güzel bir cariye satın alır. Dilaşub adındaki bu cariye güzelliği ile Ali Bey’in ilgisini çekse de Mahpeyker’e olan aşkı, Dilaşub’a soğuk davranmasına sebep olur. Ali Bey Mahpeyker’in evine gittiği bir akşam onu evde bulamaz. Bütün gece onu bekleyen Ali Bey, Mahpeyker’in başka bir erkek ile birlikte olduğunu düşünerek Mahpeyker’i terk eder. Mahpeyker’den nefret eden Ali Bey, Dilaşub’a aşık olur. Dilaşub ve Ali Bey evlenirler. Mutlu bir evlilik geçiren çiftin mutluluğu uzun sürmez. Ali Bey’in pişman olup geri döneceğini düşünen Mahpeyker, Ali Bey’in evlendiğini öğrenince gözünü kıskançlık bürür. Dilaşub’un kendinden çok daha güzel olduğunu gördüğünde ise bu kıskançlık hat safhaya ulaşır. Mahpeyker, intikam planları yapmaya başlar. ilk olarak Dilaşub’a iftira atar. Bu iftiralara kanan Ali Bey, Dilaşub’u konaktan gönderir ve köle tacirine satar. Mahpeyker, Dilaşub’u satın alır. Dilaşub’u terk eden Ali Bey’in kendisine geri döneceğini düşünen Mahpeyker, Ali Bey geri dönmediğinde daha çok sinirlenerek Dilaşub’a kötü davranmaya başlar. Dilaşub’u döver, hakaret eder. Dilaşub’u kendi gibi hayat kadını yapmak için Dilaşub’un odasına erkekler gönderir. Ancak Dilaşub namusunu korumayı başarır. Ali Bey’e kavuşamayacağını anlayan Mahpeyker, intikam almak için Ali Bey’i öldürme kararı alır. Ali Bey ise Dilaşub’u kovduktan sonra hastalanmış ve işlerden elini ayağını çekmiştir. Zaman ile maddi sıkıntılar çekmeye başlar. Mahpeyker’in cinayet planını duyan Dilaşub, Ali Bey’i uyarır. Ali Bey, karakola yardım almaya gider. Dilaşub, Ali Bey’in paltosunu giydiği için katil Dilaşub’u Ali Bey zannederek öldürür. Dilaşub’un öldüğünü gören Ali Bey, öfkelenerek Mahpeyker’i öldürür ve hapse Adlı Romanın KahramanlarıAli Bey Yirmili yaşlarda, sarı benizli, kızların ilgisini çekecek bir görünümü olan, zengin bir aileye sahip Ali Bey, çocukluğu boyunca hiçbir sıkıntı çekmemiş ve hiçbir zorluk ile karşılaşmamıştır. Babasının vefatı ile ailenin tüm zenginliği Ali Bey’e miras kalır. Hayat konusunda toy ve deneyimsiz olduğu için Mahpeyker’in cazibesine kapılır. Ali Bey, Mahpeyker ile girdiği serkeş hayattan Annesi Fatma Hanım ve yakınları sayesinde kurtulur. Ruhsal yönden zayıf bir karakterdir. Duygularını en yoğun şekilde yaşar. Duygularının onu kontrol etmesine izin verir. Mahpeyker ve Dilaşub olaylarında, acele kararlar alarak kendini zor duruma Çevresindeki herkesin ilgisini çekecek kadar güzel bir kadındır. Siyahımsı samur saçlı, düz kaşlı, yeşil gözlü bir hayat kadınıdır. Ali Bey nasıl biri ise Mahpeyker onun tam tersidir. Kötü bir çocukluk geçirdiği hakkında bilgiyi yazar bize vermektedir. Kötü bir ailede dünyaya geldiği için ne kadar kötülük varsa hepsini genç yaşta öğrenir. Mahpeyker’in yetiştiği aile düşünüldüğünde Mahpeyker’in hayat kadınlığı yapmaktan başka çaresi olmadığı görülür. Namık Kemal’in İntibah adlı romanda Mahpeyker’in geçmişi hakkında verdiği bu bilgi okuyucunun Mahpeyker’i anlamasına yardımcı olmaktadır. Mahpeyker, güzel erkeklerden hoşlanırdı. Ali Bey’e olan ilgisi de bu yüzdendi. Namık Kemal, karakteri bir yılana Ali Bey’in annesi Fatma Hanım tarafından oğlunu Mahpeyker’den kurtarmak için satın alınan cariyedir. Dilaşub, saçları sarı, alnı duru beyaz, kavisli kaşları olan, mavi gözlü, beyaz tenli biridir. Mahpeyker için şeytan denilir ise, Dilaşub bir melektir. Dilaşub’un içinde hiçbir kötülük ve art niyet yoktur. Sevdiği adam için hayatını feda edebilecek Hanım Kocası vefat ettikten sonra tüm sevgi ve ilgisini oğlu Ali Bey’e verir. Oğlunun Mahpeyker adında bir hayat kadını ile birlikte olduğunu öğrendiğinde onu kurtarmak için elinden geleni yapar. Ali Bey’i yeniden eve bağlayabilmek için Dilaşub adında güzel bir cariye satın alır. Bir süre işler yolunda gitse de Mahpeyker’in oyunları Fatma Hanım’ın kurduğu mutlu aileyi dağıtır. Mahpeyker’in oyunlarına kanan Ali Bey, Dilaşub'u eve aldığı için annesini suçlar. Fatma Hanım hastalandığında bile onunla ilgilenmez. Fatma Hanım kiralık bir evde hayata gözlerini Bey Ali Bey’in iş yerinden arkadaşıdır. Yaşıt olmaları ve benzer kişiliklere sahip olmaları iyi arkadaş olmalarını sağlar. Atıf Bey, yakın arkadaşını sürekli korumaya çalışır. Mahpeyker konusunda Ali Bey’i uyarır. Fakat Ali Bey’i ikna edemez. Rumeli’ye çıkan tayini yüzünden İstanbul’dan ayrılmak zorunda kalır. Dayısı Mesut Efendi’den Ali Bey’in maddi sıkıntıya düştüğünü öğrenince Ali Bey’e her ay para Efendi Atıf Bey’in dayısıdır. Güngörmüş biri olan Atıf Bey, Ali Bey’e Mahpeyker’den ayrılması için nasihat vermeye çalışır. Ancak Ali Bey’in durumunun farkındadır. Mesut Efendi, aşk bir hastalığa benzetir. Mesut Efendi,“aşk tıpkı hastalık gibidir; birden gelir, fakat bir türlü gitmek bilmez” der. Ali Bey’in evini barkını unuttuğunu öğrenince Fatma Hanım’a durum hakkında bilgi verir ve Ali Bey’i eve geri döndürebilmek için güzel bir cariye satın almasını Efendi Karanlık işler ile uğraşan Suriyeli zengin bir Arap’tır. Abdullah Efendi, Sahtekar, ahlaksız ve çirkin biridir. Mahpeyker’e aşırı şekilde tutkundur. Mahpeyker ona yakınlık göstermese bile Mahpeyker’in koruyucusu olarak ona sürekli maddi destek sağlar. Mahpeyker, ne zaman bir şey isterse Abdullah Efendi’ye gider. Mahpeyker’in intikam almasına yardım Ağa Abdullah Efendi’nin Mahpeyker ile kurdukları intikam planının ilk aşaması için tutulan adamdır. Dilaşub’a iftira atılması görevini üstlenir. Görevini başarıyla yerine getirerek Ali Bey’in Dilaşub’u evden atmasını Ali Bey’in öldürmesi için tutulan kiralık katildir. Dilaşub’u terk eden Ali Bey’in kendisine döneceğini düşünen Mahpeyker, planı istediği gibi gitmeyince Ali Bey’i öldürmeye karar verir. Ali Bey’i öldürme işini Hırvat yapacaktır. Ancak Ali Bey yerine Ali Bey’in paltosunu giyen Dilaşub’u Adlı Romanda Mekanlarİntibah adlı romanda en önemli mekan eğlence ve gezinti yeri olan Çamlıca’dır. Romanın başında yapılan uzun Çamlıca tasviri ile bu mekanın önemi okuyucuya hissettirilir. Çamlıca, bir dış mekan olarak romanda kilit noktalardan biridir. Romanın gidişatına yön veren olaylar Çamlıca’da gerçekleşmektedir. Romanın yazıldığı dönemlerdeki toplumsal anlayış sebebi ile Namık Kemal ve diğer yazarlar romanlarında kadın ve erkeği bir araya getirebilecekleri mekanları bulmakta zorluk çekmektedir. Bu yüzden genellikle romanlarda cariye-efendi ya da akraba ilişkileri ile bu durumdan kurtulmaya çalışılır. Namık Kemal de bu durumdan kurtulabilmek için Çamlıca’yı seçer. Çamlıca o dönemde kadın ve erkeklerin kolaylıkla bir araya gelebildikleri bir yer sayılmaz. Ancak aynı ortam içinde bulunabilmeleri ve Mahpeyker’in hayat kadını olması bu durumu kabul edilebilir hale dışında romanda anlatılan mekanlar iç mekan tasvirleridir. Mahpeyker’in evi, Ali Bey’in evi ancak bu iç mekanların üstünde çamlıca kadar durulmaz. Genel olarak mekanın ve içinde bulunan nesnelerin adları söylenerek Adlı Romanın TahliliTürk edebiyatının ilk edebi romanı İntibah adlı romandır. Namık Kemal, Türk edebiyatına batıdan gelmiş olan bu yazı türünün başarılı bir örneğini verir. İntibah adlı roman teknik özellikler bakımdan kusurlu sayılabilir. Lakin bu durum romanın başarısına gölge düşürecek türden değildir. Türk edebiyatında roman türünün sayılı örneklerinin olduğu o dönemde İntibah adlı romanın en başarılı eserlerden olduğunu söyleyebiliriz. Tanzimat I. Dönem sanatçılarından olan Namık Kemal’in sade dil anlayışı İntibah adlı romanda kendini gösterir. Yazar yaşadığı dönemin yazın dilinden daha sade ve anlaşılır bir dil kullanır. Romanın akıcılığı okuyucuyu kendine bağlayacak içerisinde babasını kaybetmesi ile hayatı altüst olan bir genç var. Ali Bey’in babasının burada sembolik bir konumda olduğunu düşünecek olursak, babanın yani koruyup kollayan, varlığı ile düzeni sağlayan kişinin ölümü her şeyin bozulmasına sebep olur. İntibah adlı romanın yazıldığı dönemde Osmanlı Devleti’nin durumu hiç iç açıcı değildir. Osmanlı Devleti, diğer devletler tarafından hasta adam lakabını almış ve mirası konusunda kavga edecek duruma gelmiştirler. Kısaca Osmanlı Devleti’nin yıkılacağına kesin gözüyle bakılıyordu. İntibah adlı romandaki baba figürü Osmanlı Devleti’ni sembolize eder. Baba öldüğünde evlatları zor durumda kalacaktır. O dönemlerde yazılan romanlarda bir baba veya köşk figürü bulunmakta ve romanın gidişatında baba ölür veya köşk satılmak zorunda Kemal gibi dönemin diğer yazarlarının da cariyelik konusu üstünde durur. Cariyelik konusu bu romanda da karşımıza çıkmaktadır. Namık Kemal, Samipaşazade Sezai’nin Sergüzeşt adlı romanında cariyelik konusunun üstünde durduğu kadar durmasa da insanların bir mal gibi alınıp satılmasını Dilaşub üzerinden işler ve Coşumculuk anlayışı içerisinde yazılan İntibah, romantizm akımının belirtililerini açıkça gösterir. Romantizm konusunda öncelikle karakterleri ele alalım. Romandaki karakterlerin kişilikleri nettir. Mahpeyker tamamen kötü, Dilaşub tamamen iyidir. Gerçek hayatta karşılaşması zor olan bu durum tamamen romantizm anlayışının bir ürünüdür. Romanın gidişatı sırasında oluşan tesadüfler, romanda romantizm akımının yansımalarından biridir. Gerçekçi anlayış ile yazılan romanlarda da tesadüfler meydana gelebilmektedir. Ancak gerçekçi anlayış ile yazılan romanlardaki bu tesadüfler bir sebebe bağlanır. Romantizm anlayışı ile yazılan romanlarda ise tesadüfler gelişi güzeldir ve romanda yaşanan olayların gidişatını değiştirse bile sadece bir tesadüf olarak kalır. Roman yazımının kusurlarından sayılan bu tesadüfler, romanın yazım aşamasında olayların sıkıştığı yerlerde yazarın kurtulmasını sağlar. İntibah adlı romanda Dilaşub’un mektup yazarken yakalanması, Dilaşub’un Mahpeyker’in cinayet planını öğrenmesi gibi durumlar tesadüfen gerçekleşir. Ancak bu olaylar olayların ilerleyişinde büyük değişikliklere neden olur. Tanzimat döneminde yazılan romanlarda romanın içinde yazarın hissedilmesi durumu İntibah adlı romanda da kendini gösterir. Bu durum diğer romanlara kıyasla çok az olmasına rağmen Namık Kemal, romanın sonunda alınması gereken mesajın çıkarımını okuyucuya bırakmak yerine “Son pişmanlık fayda etmez” sözleri ile kendi açıklar. Bu durumu da romanın kusurlarından sayabiliriz.
Ali Bey, zengin bir ailenin tek çocuğudur. Babasının eğitime olan düşkünlüğü sayesinde, henüz küçük yaşlarda iken birkaç yabancı dil öğrenmiştir. Aşırı kültür meraklısıdır. Kitap okumayı çok sever. Kibar, saygılı, hiçbir kötü alışkanlığı olmayan melek gibi bir gençtir. Ali Bey, yirmi yaşına geldiğinde babasını kaybeder. Günlerce bu acı olayın tesirinden kurtulamaz, bir köşeye çekilerek hıçkıra hıçkıra ağlar. Kocasının ölümüne çok üzülen Fatma Hanım, bir de oğlunun bu kederli hâllerini görünce büsbütün perişan olur. Üzüntüsünü içine atarak oğlunun yanında neşeli görünmeye çalışır. Fatma Hanım, içindeki sıkıntıyı atıp bu üzüntülü ruh hâlinden kurtulması için oğlunu, binbir güçlükle Çamlıca gezilerine ikna eder. Ali Bey, önceleri zorla gittiği Çamlıca gezilerine, kısa bir süre sonra alışır ve sık sık gitmeye yemyeşil ağaçları ve çeşit çeşit çiçekleriyle eşsiz bir manzarası olan, gençlerin gezip dolaştığı, gönüllerince eğlendiği bir yerdir. Ali Bey, çalıştığı dairedeki arkadaşlarıyla Çamlıca’da gezerken; arkadaşları kızlara lâf atar, sarkıntılık eder. Bu tür davranışlara alışkın olmayan Ali Bey bu duruma için için üzülür. Bir gün Ali Bey, Çamlıca’da dolaşırken yanından geçen bir arabaya arkadaşlarından öğrendiği şekilde bir işaret verir. Biraz gittikten sonra arabanın penceresi açılır, anlamını bilmediği bir işaret yapılır, daha sonra perde kapanır ve araba uzaklaşır. Henüz toy bir genç olan Ali Bey, kendisine verilen işaretin ne anlama geldiğini bilmez. O güne kadar başından böyle bir olay geçmemiş olan Ali Bey, kadın-erkek ilişkisi konusunda tecrübe sahibi değildir. Neyse ki, o gün akşamüzeri arkadaşlarıyla dönerken başka bir arabadan gündüzki işaretin aynısı verilir. Bunu fırsat bilen Ali Bey, arkadaşına bu işaretin anlamını sorar. Verilen işaretin “Etrafta başkaları varken mektuplaşmak doğru değil.” anlamına geldiğini öğrenir. O gece sabaha kadar kendisine işaret veren kadının kim olduğunu düşünür, türlü hayaller kurar. Sabah olunca kendisini yine Çamlıca’da bulan Ali Bey, gönlünü kaptırdığı kadını bulmak umuduyla saatlerce dolaşır, fakat bulamaz. O gün işine gitmez, geç vakte kadar deli divane bir hâlde dolaşır. O güne kadar eve hiç gecikmediğinden annesi Fatma Hanım da çok meraklanır, oğlu için endişelenir. Yirmi yaşına kadar yalan nedir bilmeyen Ali Bey, o gece ilk kez annesine yalan söylemek zorunda kalır. Annesine, dairede işlerin uzadığı bu nedenle geciktiğini söyler. Ali Bey, kendisine işaret veren kızla karşılaşmak umuduyla günlerce Çamlıca’da dolaşır; işine düzenli olarak gitmez, evine de geç saatlerde döner. Nihayet bir gün kendisine işaret verilen arabaya rastlar. Hemen arabayı takip eder. Biraz gittikten sonra araba durur. Kendisini günlerdir uykuya hasret bırakan, gönlünü yakıp kavuran sevgili, arabadan iner. Mehpeyker adındaki bu kadın, İstanbul’un tanınmış fahişelerindendir. Ali Bey’i ilk gördüğü anda çok beğenmiş, onun güçlü kollarında geçireceği zevk dolu saatlerin hayalini kurmaya başlamıştır. Ali Bey, Mehpeyker’i karşısında görünce dili tutulur, heyecanından donup kalır. Mehpeyker, karşısında toy bir delikanlı görünce, avını kolayca elde edeceğini düşünen bir avcı gibi, arzuladığı şeylere daha çabuk kavuşacağını düşünerek rahatlar. Mehpeyker, şimdiye kadarki rezil yaşamının verdiği tecrübeyle rol yapar, kendisini namuslu bir ailenin kızı olarak tanıtır. “Yaktın et âteş-zen-i ârâm yanmış gönlümü Nev-heves kıldın şu kendimden usanmış gönlümü” Ey sabır ve karar yakıcı sevgili, zaten yanık olan gönlümü bir defa da sen yaktın. Kendi hayatından bile usanmış olan gönlümü birtakım yeni yeni arzularla doldurdun. “Kadının adı Mehpeyker’di. Terbiye ve ahlâk bakımından Ali Bey’in tamamen zıddıydı. Alçak ve namussuz bir aileden yetişmiş; daha on dört-on beş yaşlarına gelmeden rezaletin her çeşidini öğrenmiş; kendini bu yolda yetiştirenleri fersah fersah geride bırakmıştı. On beşini bitirdiği zaman artık profesyonel bir aşifteydi. Biraz okuyup yazma öğrendiği ve hemen bütün vakitlerini İstanbul’un tanınmış aşifteleriyle geçirdiği için şeytanî zekası çok gelişmişti. Periler kadar güzel, Haccâc kadar dirayetli bir şeytan yaratılmış olsaydı, istediği adamı elde edip ona keyfinin istediği şekilde tahakküm etmekte ancak, bu yosma kadar maharet gösterebilir veya belki de gösteremezdi. Son derece şehvet düşkünü olduğu için hoşlandığı erkekleri binbir cilveyle hükmü altında tutmak ister ve bu işi de hemen daima ustalıkla becerirdi. Güzel erkekleri gerçekten severdi; fakat yılan bir çiçeği nasıl severse bu da öyle severdi; yılan bir adama nasıl sarılırsa bu da öyle sarılmak isterdi; mezar bir vücudu nasıl kucaklarsa bu da öyle kucaklamaya çalışır; onun yalnız kendisine mahsus olmasını ister, zavallıya artık dünya yüzü göstermezdi. Ali Bey ise zevk sahibi kadınları en ateşli sevdalara düşürecek kadar yakışıklı bir delikanlıydı. Mehpeyker de daha ilk işaretini aldığı gün, kendini zaptedemeyecek derecede gönlünü ona kaptırmıştı. Hem öylesine kaptırmıştı ki, o güne kadar münasebet kuracağı her erkeğin, ilk iş olarak, mâli durumunu incelemek âdeti olduğu hâlde Ali Bey hakkında böyle bir incelemeye lüzum bile görmemiş, fakir ve kötü huylu bir genç bile olsa vuslatını yine de kendisinden esirgememeye kesin şekilde kararlı olarak o günkü buluşmaya gelmişti.” “─Bilmem… size… nasıl… teşekkür etsem… Bendeniz… neyim ki… aşkınıza… nail olacağım… Maksadınız… bir zavallıyı… sevindirmek mi?.. Yoksa… eğlenmek mi?.. Kulunuz… ikisine de… razıyım… ─Beyefendi… Biz kadınlar haddimizi biliriz. Beyefendilerimizle eğlenmek ne haddimize?.. Vazifemiz sadece onların eğlencelerine âlet olmaktır… ─… İşaretinizi aldığım günden beri hayalinizin esiriyim… Günlerdir sabahtan akşama kadar sizi görebilmek ümidiyle, buralarda çılgın gibi dolaşıyorum… Gecelerdir gözüme bir damla uyku girdi mi sanıyorsunuz… Eğlence mi?.. Hayatımda ilk defa gördüm ve ilk defa sevdim… Gözleri perdeli doğmuş bir insan, yirmi yaşına girince gözleri birden açılır da dünyanın renk renk güzelliklerini ve güneşi nasıl severse ben de sizi öyle çılgınca sevdim…” “Nasıl çıldırmadım hayretteyim hâlâ sevincimden Lisanından seni sevdim’ sözün gûş ettiğim demler” “Seni sevdim!” sözünü ağzından işittiğim zaman sevincimden nasıl çıldırmadığıma hâlâ hayret ediyorum. “─İşte söyledim. Gönlünüz oldu mu? İşte kalbimi açtım; içinde neler varsa önünüze serdim… Bana kadınlığımı da, terbiyemi de unutturdunuz. Elvermedi mi?.. Bir kere daha söyleyeyim mi? İşte sizi seviyorum… Ne yapayım, canımdan, dünyamdan ve ahiretimden daha çok seviyorum…” “Kadının, bu gönül avlayıcı davranışı karşısında zavallı toy âşık, kendinde geçmiş, âdeta dili tutulmuş, tek kelime söyleyebilmek şöyle dursun, kılını kıpırdatacak hâli kalmamıştı. Kalbi göğsünden fırlayıp çıkacakmış gibi, hızlı hızlı çarpıyordu. Hayatında ilk defa duyduğu bu heyecanın şiddetini anlayabilmek, ancak kalbinin içine girmekle mümkün olabilirdi. …” “Mehpeyker’e gelince; feleğin çemberinden geçen ve dünyada şehvetten başka bir şey tanımayan bu ateşli kadın, Ali Bey’i kalbiyle değil, vücudu ile sevmişti. Bu genç, yakışıklı, dinç erkeğe karşı duyduğu şiddetli arzunun karşılıksız kalmadığını görünce sevincinden ne yapacağını bilemiyor; delikanlıyı kendisine daha iyi bağlayabilmek için, diller dökerek işvelendikçe işveleniyor; birtakım âşıkane tavırlar takınarak adamcağızı daha beter azıtıyordu. Bulundukları yerin güzelliği, sessizliği ve bilhassa tenhalığı içinde bir iki saat çifte kumrular gibi böyle tatlı tatlı seviştiler. Birbirlerine kalplerini açtılar…” Bir süre sonra Ali Bey’in utangaçlığı geçer, dili adamakıllı çözülür. Mehpeyker’e karşı olan samimî duygularından bahseder, gelecekle ilgili plânlarını sayıp döker. Derken hızını alamaz ve Mehpeyker’e evlenme teklifinde bulunur. Fakat Mehpeyker, geçmişteki rezil yaşamını ve bu yakışıklı genci elde etmeden elinden kaçırabileceğini düşünerek evlilik teklifini şiddetle reddeder. “Mehpeyker, evlenip yuva kuracak, ömrü boyunca kendini bir tek erkeğe vakfedecek kadınlardan değildi. Dünyada hiç işine gelmeyen bir şey varsa o da boynuna nikah halkası takıp sadece bir erkeğin kadını olmaktı… … Çok rica ederim, bir daha bu bahsi açmayınız ve öyle hemencecik evlenme ümidine filan da kapılmayınız!.. Bu, en sonra düşüneceğimiz bir şey… Hem benim önümde öyle bir felâket uçurumu var ki, onu aşıp da bir yuva kurabileceğimi hiç zannetmiyorum… Ağzınızdan bir kere daha evlenme lâfı işitirsem beni kıyamete kadar göremezsiniz. Kurnaz kadın, işin ilerisini düşünüyordu. Ali Bey’in evlenme teklifini kabul edecek olsa, erkek tarafı nikahtan önce gerekli tahkikatı yaptıracak, tahkikat esnasında bütün kirli çamaşırları meydana çıkacak ve Ali Bey, böyle mazîsi karışık bir kadınla evlenemeyeceği için sevdiği erkeği ebediyen kaybetmiş olacaktı…” Ali Bey ile Mehpeyker, mesire günlerinde tekrar buluşmak üzere birbirlerine söz verirler. Mehpeyker, bir an önce Ali Bey’in kollarına atılma arzusuyla yanıp tutuşmaktadır, fakat karşısındaki saf çocuğa içinden geçenleri anlatarak onu ürkütmez. Ali Bey ise, yaptığı evlenme teklifini, böylesine saf ve temiz bir kızın niçin kabul etmek istemediğini düşünür. Fakat her şeye rağmen, babasının ölümünden sonra ilk defa böyle mutlu bir şekilde evin yolunu tutar. “Şâne ger kâkülünün bir teline verse zararÇûb-i şîmşâd biten yerleri sûzân edelim” Tarak, eğer senin kâkülünün bir teline zarar verse, sadece şimşir ağacı yetişen yerleri yakmakla yetinmez, şimşir çöpü biten yerleri de yakarım. Ali Bey, Mehpeyker’le buluşacağı günleri büyük bir sabırsızlıkla, yürek çarpıntıları içinde bekler. Nihayet o mutlu gün geldiğinde bu güzel kadının işveleriyle kendinden geçer, dünyayı unutur. Sevgilisini uğurladıktan sonra doğru evine döner, sabaha kadar gözüne uyku girmez, sevgilisinin hayaliyle avunur. Ali Bey ile Mehpeyker arasındaki aşk, her geçen gün biraz daha alevlenir. Buluştukları günlerde geç vakitlere kadar birbirlerinden ayrılmak istemezler. Ali Bey, daire arkadaşları arasında kendisiyle aynı yaşta olan canciğer arkadaşı Atıf Bey’e, Mehpeyker’le yaşadığı aşkı ballandıra ballandıra anlatır. Bir gün Atıf Bey, Ali Bey’i Çamlıca’ya davet eder. Ali Bey, sevgilisine sözü olduğunu bu nedenle biraz gecikeceğini söyler. Ali Bey, Mehpeyker’le her zamanki gibi koca çınarın gölgesinde oturur, sohbet eder. Birden aklına daire arkadaşına verdiği söz gelir, fakat sevgilisinden ayrılmak zor gelir. O anda aklına ilginç bir fikir gelir. Mehpeyker’e, hemen eve gitmemesini, arabasını biraz ilerideki çeşmenin önünde beklemesini, yarım saat sonra kendisinin geleceğini söyler. Ali Bey, sevgilisinden ayrılınca Atıf Bey’le buluşacağı kahveye gider ve arkadaşını beklemeye başlar. Bir süre sonra Mehpeyker’in arabası, önceden kararlaştırdıkları gibi çeşmenin önüne gelir. Tam bu esnada Ali Bey’in yakınında oturan kırk-kırk beş yaşlarında esmer bir adam ok gibi yerinden fırlar, gayet lâubali bir tavırla arabaya yanaşır, onunla konuşur. Daha sonra Mepeyker, derhal arabasının perdesini kapatır ve süratle oradan uzaklaşır. “Ali Bey’in damarlarındaki bütün kan birden alev kesilmişti. Bu ne terbiyesizlik, ne küstahlık… Gerçi sevgilisinin namusundan ! son derece emindi… Fakat… sevgilisinin ne idüğü belirsiz herifler tarafından böyle küstahça bir hakarete uğraması tahammül edilecek şey değildi.” Adam, Mehpeyker’le konuştuktan sonra gayet neşeli bir şekilde geri döner, yerine oturur. Mehpeyker hakkında ağza alınmayacak sözler söyler. Bu çirkin laflara daha fazla dayanamayan Ali Bey, adamın üzerine yürür, aralarında şiddetli bir tartışma başlar. Tam bu sırada Atıf Bey gelir, dayısını sakinleştirmeye çalışır. Mehpeyker’le konuşan adam Atıf Bey’in dayısı Mesut Efendi’dir. Atıf Bey, hem dayısını hem de arkadaşı sakinleştirmek için büyük bir çaba gösterir. Atıf Bey, dayısına, Ali Bey’in bu kızı çok sevdiğini, ileride onunla evlenmeyi düşündüğünü, bu sebeple bu olaya sinirlendiğini söyler. Bu açıklamadan sonra Mesut Efendi sakinleşir ve Ali Bey’e şunları söyler “O kadınla istediğiniz kadar gönül eğlendirir, vakit geçirebilirsiniz. Buna kimse bir şey diyemez… Benden size baba nasihati, ağabey nasihati İşi sakın yanılıp da evlenmeye kadar götürmeyiniz! Namusunuza çok yazık olur… O kadının adı Mehpeyker’dir değil mi? Hani Boğaziçi’nde, şu ufak körfezin kenarındaki pembe yalıda oturur. İstanbul’un havadarlık âlemlerini bilenlerden kime isterseniz sorun!.. Mehpeyker denilen bu aşfte o derece meşhur bir fahişedir ki, koca İstanbul’un içinde, koynuna girmediği, sizden başka bir genç kalmamıştır diyebilirim.” Ali Bey duyduğu bu acı gerçeklerin baskısı altında kalbi sıkışır, gözleri kararır. En saf duygularla kalbini verdiği Mehpeyker’in yarı İstanbul halkından artakalmış ünlü bir fahişe olduğuna inanmak zorunda kalır. Ali Bey, “Ben onu namuslu bir aile kızı olarak tanımış ve sevmiştim, meğer yanılmışım. Bugünden itibaren yüzüne bakarsam namert olayım…” diyerek bahsi kapatır. Atıf Bey, o gün akşama kadar arkadaşının yanından ayrılmaz, onu teselli etmeye çalışır. Ali Bey günlerce uğraşır, fakat Mehpeyker’i kalbinden söküp atamaz. Her şeye rağmen onu sever, bu uğurda her türlü tehlikeyi göze alır. Mehpeyker denilen aşağılık kadının geçmişte sayısız erkekle birlikte olduğu aklına gelince de, onunla ilişkisini kökünden kesmek ister. Nihayet uzun bir mücadeleden sonrasında Ali Bey’in zihninde tek bir arzu belirir O alçak kadını son bir kez görmek ve ne kadar aşağılık bir kadın olduğunu yüzüne vurmak. Ali Bey’in sabırsızlıkla beklediği buluşma günü nihayet gelir. Ali Bey, Mehpeyker’le Çamlıca’da her zaman buluştukları tenha yere gelir ve onu beklemeye başlar. Bu arada Mehpeyker, Mesut Efendi olayından sonra sevgilisinin tüm gerçeği öğrenmiş olma ihtimaline karşın kendisini bu duruma hazırlamış, Ali Bey’e neler söyleyeceğini kafasında bir bir planlamıştır. Mehpeyker, kötü yola düşmesinde kendisinin hiçbir suçu olmadığını, henüz çok küçük yaştayken akrabası olacak alçakların zengin olma hırsıyla kendisini paralı erkeklere sattığını söyler. Her şeye rağmen Ali Bey’i sevdiğini, ona ilk görüşte vurulduğunu anlatır. “Dünyada aşk diye bir şeyin varlığına inanmıyordum. Bildiklerimden, Atike adında bir kadın vardı; o da bizim yolun yolcusuydu Bana daima Kız, biz de severiz; hem bizim sevdamız namuslu kadınların sevdasından bin kat daha şiddetli olur.’ Derdi de ben de bu söze gülerdim. Meğer kadıncağızın hakkı varmış… Sizi bir defa gördüm; içimde büsbütün başka hisler uyandı. Toprak üstündeki çiyler sabahleyin sabahleyin güneşi görünce buhar olup havaya yükselirse, yüzünü gördüğüm gün benim gönlüm de yükselmeye başladı. Dönüp arkama bakmak istedim, geçen günlerimin pisliğinden utandım ve iğrendim. Elimden tutup da beni düştüğüm mezbeleden kurtarabilecek yegane erkek sizi tanıdım.” … “Böyle asil bir genç, benim durumuma düşmüş bir kadına gerçekten âşık olmasa bile hiç değilse vakit geçirmek, eğlenmek için meyil gösterebilir ya… Eğer şansım yardım eder de beyden böyle bir muamele görürsem kendisi için evindeki cariyelerden çok aşağı, kapısındaki köpeklerden biraz yukarı, bir sadık hizmetçisi olurum… Bana karşı ilgisi devam ettikçe sayesinde yaşarım. Benden bıkıp soğuduktan sonra da, yaşamanın bence mânası kalmayacağı için, hasretiyle can verir, şu kahpe dünyanın meşakkatlerinden kurtulurum.” … “Beni de kendiniz gibi temiz bir insan olarak tanımış ve sevmiştiniz… Şimdi hakkımdaki kanaatiniz elbette değişmiş bulunuyor… Bu duruma göre, benim için de o unutulmaz birkaç günün hayaliyle avunmaktan başka çare kalmıyor demektir. Karakterinizin ne kadar temiz olduğunu biliyorum. Bundan sonra yüzüme bile bakmayacağınızdan eminim… Tek siz rahat olun! Tek sizin haysiyetiniz kırılmasın da yolunuza bir Mehpeyker feda olmakla dünyanın altı üstüne gelmez ya!..” Mehpeyker, sevgilisinin karşısında rolünü başarıyla sergiler. Gönlü Mehpeyker’in aşkıyla yanan Ali Bey, sevgilisinin bu acıklı ve masumane konuşmalarından çok etkilenir. Mehpeyker’e karşı duyduğu kızgınlık, yerini yavaş yavaş sevgiye, şefkate, acımaya bırakır. Nihayet kendini tutamaz, sevgilisinin ellerine sarılarak, içindeki duyguları dışa döker. “Günlerdir kalbimi zorluyor, fakat vazgeçmeye bir türlü karar veremiyorum. Karar versem de yapamayacağım… Mazin ne olursa olsun, yokluk mezarına gömülmüştür. Biz şimdi ilerisini düşünelim!.. Ama sana gönlümün istediği gibi malik olamayacakmışım… Ne çıkar?.. Senin düşündüğün şekilde malik olurum ya… Yalnız… Yalnız, bundan sonra sadece benim kadınım olacağına söz veriyor musun?” Mehpeyker, sevgilisinden duyduğu bu sözler karşısında sevincinden havalara uçar. Birbirine olan özlemlerini gidermek ve damarlarındaki aşk ateşini söndürmek için o gece Mehpeyker’in yalısında buluşmaya karar verirler. Ali Bey, o geceyi Mehpeyker’in yalısında geçireceğinden annesine yalan söylemek zorunda kalır. Dairedeki işlerinin çok yoğun olduğunu, bu nedenle geceyi daire âmirinin yalısında geçireceğini söyler. Ali Bey, sevgilisine kavuşacak olmanın heyecanıyla Mehpeyker’in yalısına gider. Mehpeyker, geçmiş yaşamının verdiği tecrübeyle Ali Bey’i en güzel şekilde ağırlar. Mehpeyker’in teşvikiyle ilk kez o gece içki içer. Mehpeyker, içkinin tesiriyle yer yer şarkılar söyleyerek, beyitler okuyarak sevgilisinin dudaklarına buseler kondurur. İki âşık, geç vakte kadar gayet neşeli bir şekilde içip eğlenirler. Ali Bey, Mehpeyker’le daha sık buluşmaya başlar. Bir süre sonra, her gün ayrı bahaneler öne sürerek eve barka uğramaz olur. Fatma Hanım, oğlunun bu durumuna çok üzülür, onu merak eder. Daha fazla dayanamaz, oğlunun daire arkadaşı olan Atıf Bey’in yanına giderek ondan oğlu hakkında bilgi almak ister. Fakat atıf Bey’in olan bitenlerden haberi yoktur. Atıf Bey’in aklına dayısı gelir. Mesut Efendi, görmüş geçirmiş bir adam olduğu için Ali Bey’in başına gelecekleri ta en başından görmüştür. Mesut Efendi, Fatma Hanım’ı bir köşeye çekerek bu konuştuklarının kesinlikle oğlunun kulağına gitmemesi gerektiğini belirtir ve ona oğluyla ilgili bazı tavsiyelerde bulunur. “Beyefendi şiddetli bir sevdaya tutulmuş… Başında kavak yelleri esiyor… Gönlünü kaptırdığı mel’un karı, huzurunuzda adı söylenemeyecek kadar aşağılık bir mahlûk… Oğlanı kıskıvrak pençesine almış… Karı, melekleri bile baştan çıkaracak derecede fettan… Düzenbazlığına kolay kolay karşı durulabilir belâlardan değil ki, çocukcağız, onun pençesindeyken sizi düşünebilsin… Mamafih telâş buyurmayınız… İnşallah bu hâli çok sürmez. Bendenizin âciz fikrime göre şimdi iki tedbirde kusur etmememiz gerekir Birincisi, Beyefendi’nin bu hâlini hiç bilmezlikten gelmek… Çünkü oğlunuzun tabiatında bazı özellikler var… Bunları tecrübemle biliyorum. Herhangi bir münasebetsizliğe başlayınca, hareketi gizli kaldığı müddetçe biraz ihtiyatlı davranıyor; o hareketi meydana çıktı mı Oldu olacak’ deyip bütün bütün sapıtıyor… Hele bir şey için üzerine varmak, daha beter aksileşmesine sebep oluyor… İkinci tedbire gelince ; bugünden tezi yok, evinize, Beyefendi’nin hoşlanabileceği güzel bir cariye alınız! Şeytanı yenmek için melekten yardım istenildiği gibi, müfsit bir güzelliğin etkileri de ancak saf ve masum bir güzelliğin müspet tesirleriyle giderilebilir. Öyle sanıyorum ki, bu aşk belâsı oğlunuzun başına ilk defa geliyor… Gönül verdiği kadından daha güzel birisine istediği gibi sahip olabileceğini görünce, ümit ederim ki onu bırakıp bu tarafa dönüverir. Derhal dönmesi bile, şimdi düşkün olduğu havaî lezzetlerden er geç usanacaktır… Evin içinde güzel bir cariye, etrafında fırıl fırıl dönerken zevkini başka yerlerde aramaya lüzum görmeyecektir.” Fatma Hanım, oğlunun içine düştüğü bu felâketi öğrenince üzüntüsünden bayılacak hâle gelir. Fakat Mesut Efendi’nin verdiği tavsiyeler sayesinde yüreğine birkaç damla su serpilir. Vakit geçirmeden oğlunu, düştüğü belâdan kurtarmak, o fahişenin pençelerinden söküp almak ister. Fatma Hanım, Mesut Efendi’nin tavsiyeleri doğrultusunda evine, Dilâşûb adında beyaz tenli, parlak sarı saçlı, mavi gözlü, dünyalar güzeli bir cariye satın alır. Bu güzel cariyenin, oğlu üzerinde yapacağı tesiri merakla bekler. Bu arada Ali Bey, içki ve eğlenceye kendini iyiden iyiye kaptırır. Artık, gündüzlerini de Mehpeyker’in yanında geçirmeye başlar. Mehpeyker’e olan düşkünlüğü günbegün artar. Nihayet Mehpeyker kendisine saatlerce yalvararak Ali Bey’i evine gitmeye ikna eder. Üç gece annesinin yanında kaldıktan sonra geleceğine dair kendisinden söz alır. Ali Bey, içki ve şehvet dolu gecelerin vücudunda bıraktığı yorgunlukla, son derece gergin bir hâlde evine gelir. Kapıdan içeri girer girmez Dilâşûb’a rastlar. İlk defa gördüğü bu kızı yukarıdan aşağıya süzer. Ona alıcı gözüyle bakınca Dilâşûb’un gerçekten çok güzel bir kız olduğunu görür, ondan çok etkilenir. Fakat Mehpeyker’in koynunda geçirdiği zevk dolu saatleri hatırlayınca, Dilâşûb’a karşı kalbinde uyanmakta olan duygular o anda kaybolur. Ali Bey, yorgun olduğunu ve hemen uyumak istediğini söyleyerek Dilâşûb’u kibarca kovar. Fatma Hanım, sabah olup da Dilâşûb’un geceyi oğlunun odasında geçirmediğini öğrenince bütün ümitlerinin suya düştüğünü anlar. Başından kaynar sular dökülmüş gibi, bütün vücudu cayır cayır yanmakta, sinirden zangır zangır titremektedir. Fakat olanca gayretiyle kendini toplar. Oğluna Dilâşûb’un iyi bir kız olduğunu, her anne gibi kendisinin de biricik oğlunun mürüvvetini görmek istediğini söyler. Ali Bey, annesinin söylediklerine aldırış etmez, evlilik işinin birkaç sene beklemesi gerektiğini söyler. Fatma Hanım, oğlunun konuşmalarına daha fazla dayanamaz ve oğlunu “Ya! Bir fahişe için, annenin istediği şeyler münasebetsiz oluyor; hatırı ayaklar altına alınıyor, öyle mi?..” diyerek azarlar. Nankör evlat, annesinden yediği bu azar sonrasında hızla yerinden fırlar, “Kabahat bende ki, taciz edileceğimi bile bile, evimdir diye kalkıp buraya geliyorum…” der, kapıyı hızla çekip evi terk eder. Fatma Hanım, hafif bir baygınlık geçirir, olduğu yere yığılır kalır. Bu arada Mehpeyker, Ali Bey’in üç gece annesinin yanında kalacağını düşündüğü için Abdullah Efendi’nin yanına gider. Mehpeyker’in kötü yola düştüğü sıralarda tanıştığı Abdullah Efendi, ortak olduğu pek çok tüccarı, binbir türlü hile ve düzenbazlıkla dolandırarak Suriye’nin sayılı zenginleri arasına girmiş, yaşı yetmişi bulduğu hâlde, kadın peşinde koşmaktan kendini alamayan, yüzüne bakılmayacak derecede çirkin, suratsız bir adamdır. Abdullah Efendi’nin Mehpeyker’e olan düşkünlüğü tutkunluk derecesindedir. Mehpeyker’i yılda birkaç kez görmesine rağmen kendisine her ay düzenli olarak yüz altın vermektedir. Mehpeyker bu sayede, çoğu kişiyi imrendirecek derecede lüks bir yaşam sürmektedir. Mehpeyker’le Ali Bey arasındaki ilişkinin başladığı sıralarda Abdullah Efendi de tesadüfen İstanbul’a gelmiş ve birkaç kez haber göndererek Mehpeyker’i evine çağırmıştır. Fakat Mehpeyker, Ali Bey’in kulağına gitmesinden korktuğu için her defasında herife bir bahane uydurarak onu reddetmiştir. Mehpeyker, Abdullah Efendi’nin her türlü kötülüğü yapabileceğini çok iyi bildiğinden, Ali Bey’in başına bir şey gelmesinden korkar. Zira bu adam kiralık katiller tutarak hem kendisini hem de Ali Bey’i çekinmeden öldürebilecek güçte biridir. Mehpeyker bu tehlikeleri düşünerek Abdullah Efendi ile yüz yüze görüşüp onunla olan ilişkisini kesmek amacıyla, Ali Bey yalıdan ayrıldıktan sonra Abdullah Efendi’nin yanına gider. Fakat Abdullah Efendi’yi yerinde bulamaz. Çaresiz bekler. Abdullah Efendi o gece eve çok geç gelir. Bu yüzden Mehpeyker, geceyi Abdullah Efendi’nin yanında geçirmek zorunda kalır. Hiç ummadığı bir anda Mehpeyker’i karşısında gören Abdullah Efendi, çok sevinir. Mehpeyker, Ali Bey’le yaşadığı ilişkiyi açık bir şekilde anlatır. Gönlündeki bu aşk ateşi sönünceye kadar, kendisine izin vermesini ister. Bu süre zarfında eğer isterse para yardımını da kesebileceğini söyler. Mehpeyker, bu taş kalpli canavarı ikna edebilmek için iki-üç saat dil döker. Abdullah Efendi, Mehpeyker’in bu söylediklerinde son derece ciddî olduğunu görünce ona sevdiği erkekle gönlünce eğlenmesi için altı ay süre verir. Öte tarafta Ali Bey, annesinin kalbini kırıp öfkeli bir hâlde evden çıktıktan sonra bir iki saat şurada burada dolaşır. Öfkesi dindikten sonra, biraz neşelenmek düşüncesiyle Mehpeyker’in ateşli kucağına koşar. Yalıya gelip de Mehpeyker’i bulamayınca çılgına döner. Son ayrılışında, Mehpeyker’in üç günden önce yalıya gelmemesi için kendisine çok ısrar ettiğini istemeyerek hatırlar. İçindeki şüphe arttıkça artar. Sevgilisinin geçmiş yaşamını düşünür, kıskançlıktan, öfkesinden kudurur. Elinde içki kadehiyle sabaha kadar bekler. Beş para etmez bir fahişe için annesini kırdığı için pişmanlık duyar. İlk fırsatta annesine giderek ondan af dilemeyi düşünür. Sabahın erken saatlerinde Mehpeyker yalıya döner. Ali Bey, sevgilisini karşısında görünce sinirinden kan beynine sıçrar. Öfkeli bir sesle “Al şu ücretini de git, peydahladığın yeni zamparalarını eğlendir.” diye bağırdıktan sonra koynundan çıkardığı beş yüz liralık bir deste parayı sert bir şekilde kadının kafasına fırlatır. Mehpeyker, gururunu bir kenara bırakır ve Ali Bey’in ayaklarına kapanarak ona yalvarır. Fakat Ali Bey, ayağıyla kadını göğsünden iterek kendisini dışarı atmayı başarır. Şehvet dolu gecelerin yaşandığı bu yalıya ebediyen veda eder. Fatma Hanım, oğlunu karşısında görünce bütün kırgınlığını bir anda unutuverir. Çocuğuna tekrar kavuştuğu için sevinç göz yaşları döker. Ali Bey tek kelime bile söylemeden annesinin dizlerine kapanır, ağlar. Mehpeyker’den ayrıldığını, bir daha o fahişenin adını bile duymak istemediğini söyler. Fatma Hanım, oğlunun o şeytanın pençelerinden kurtulmuş olmasına çok sevinir. Bu habere Dilâşûb da çok sevinir. Dilâşûb, Ali Bey’i çok az görmesine rağmen ondan çok etkilenmiş, ona ilk anda kanı kaynamıştır. Fatma Hanım, Dilâşûb’un iyi huylu, temiz bir kız olduğunu, onu gelini olarak görmek istediğini söyler. Zaten Dilâşûb’u daha ilk görüşte çok beğenmiş olan Ali Bey, annesinin bu isteğini kabul eder ve Dilâşûb’la evlenir. Dilâşûb’la evlendikten sonra hayatı düzene girer. Genç ve güzel karısıyla birlikte mutlu bir yaşam sürer. Diğer tarafta Mehpeyker, Ali Bey’in evlendiğini duyunca çok üzülmüş, fakat er geç Ali Bey’in hevesinin geçeceğini, yine kendisine döneceğini, ayaklarına kapanarak yalvaracağını zannetmiştir. Aradan on beş gün geçip de Ali Bey’den ses seda çıkmayınca Mehpeyker’in içine bir kurt düşer. Ali Bey’e sitem dolu bir mektup yazar, fakat yanıt alamaz. “Ali Bey’le aralarındaki münasebetin bütün bütün kesilmesi ihtimali asla bahis konusu olamazdı. Fakat günler gelip geçiyor; fakat karşı taraftan hâlâ bir ses çıkmıyordu… Ali Bey’in hasreti artık canına tak etmişti. Onun kuvvetli kolları arasında yaşadığı aşk ve zevk dakikalarını hatırladıkça şehvet iştiyakıyla yanıp tutuşuyordu.” Mehpeyker bir süre sonra, hasretiyle nasıl yanıp tutuştuğunu anlatan bir mektup daha yazar. Günlerce bekler, fakat yine bir cevap alamaz. Mehpeyker, Ali Bey’e son bir mektup daha yazarak bu hasrete daha fazla dayanamayacağını, böyle ayrı yaşamaktansa ölmenin kendisi için daha hayırlı olacağını söyler. Aldığı son mektup Ali Bey’in Mehpeyker’e duyduğu nefreti bir kat daha artırır. Ali Bey bu fahişeye son bir ders vermek için hakaret dolu bir mektup yazar. “Hanım! Maşallah adam aldatmakta İblis’e taş çıkartmaya başladınız. Beni intiharla mı korkutmak istiyorsunuz?.. Nazarımda varlığınızla yokluğunuzun hiçbir farkı olmadığı için, yaşamanız veya ölmeniz beni zerrece ilgilendirmez… Sizinle olan münasebetlerim bana şu gerçeği öğretti ki, bir insan bir yılanla asla bir arada yaşayamaz. Binaenaleyh benden ümidinizi kesin! Ben şimdi gönlümü hiç çekinmeden emanet edebilecek bir hayat arkadaşı buldum… Genç ve güzel karımla balayımızı yaşıyoruz. Siz de heveslerinizin ve şehvetinizin oyuncağı olacak bir esir bulmakta güçlük çekmezsiniz elbet… Bu alandaki maharetinizi gayet iyi bilirim. Benim için hayatınızı değil, beş dakikalık eğlencenizi bile feda edemezsiniz.” Mehpeyker hakaret dolu bu mektubu okuduktan sonra, vefasız sevgilisinden dehşetli bir intikam almaya karar verir. Hazırladığı plân gereği Dilâşûb’u yakın takibe alır. Mehpeyker, rakibinin kendisinden kat kat güzel olduğunu görür. “Sabah güneşinin karşısında mehtap nasıl birden sönüverirse, Dilâşûb’un göz kamaştıran güzelliği karşısında kendi güzelliği de gözlerden derhal silinivermişti…” Hasedinden deliye dönen Mehpeyker, güzellikte rakibiyle boy ölçüşemeyeceğini anlayınca hiç olmazsa başka konularda ondan üstün olduğunu kanıtlama hevesine kapılır. “Zekasına ve düzgün konuşmasına güvenerek birtakım şakraklıklarla meclisi idare etmeye kalkıştı. Dilâşûb, Mehpeyker’in bu gizli niyetini keşfetmiş gibi, tatlı tatlı konuşmaya başladı. Rakibinden çok daha düzgün, daha çekici bir eda ile konuşuyor; araya zarif nükteler ve fıkralar karıştırarak dinleyenlerin olanca alâkalarını kendi üzerinde topluyordu. Mehpeyker’in aşiftece gevezeliklerine kulak veren kalmamıştı.” Mehpeyker, bu alanda da rakibinden kat kat aşağı olduğunu anlayınca kızgınlığı iyiden iyiye artar. Mehpeyker, yakışıklı sevgilisini Dilâşûb’a kaptırmak niyetinde değildir. Bu nedenle doğru Abdullah Efendi’nin yanına koşar. Abdullah Efendi’nin kendisine olan düşkünlüğünü bilen Mehpeyker, Ali Bey ile Dilâşûb’dan intikam alma konusunda eğer kendisine yardım ederse, bundan böyle sadece kendisinin kadını olacağını vaat eder. Abdullah Efendi, bu teklifi memnuniyetle kabul eder. “Siz, kızın ya şüphe uyandırabilecek bir hareketini yahut da vücudunun gizli gizli yerlerinde bir nişan varsa onu öğrenip bana haber verin! Ötesine karışmayın. Rakibinizi en âdi bir fahişe durumuna düşürmek boynuma borç olsun. Çıkacak dedikodular, en geç bir hafta içinde Beyefendi’nin kulağına gider… O kadar lakırdıdan sonra ayrılacaklarına şüphe kalmaz ya… Her zaman yaptığımız şeyler…” Mehpeyker, Abdullah Efendi’nin bu gibi pis işlerde ne derce tecrübe sahibi olduğunu bildiği için plânın yüzde yüz başarı ile sonuçlanacağından şüphe etmez. Bu düşüncenin verdiği sevinçle Abdullah Efendi’nin boynuna sarılarak dudaklarını adamın salyalı ağzına götürür, birkaç dakika öylece kalır. Abdullah Efendi, beklemediği bir anda aldığı bu hoş hediyeden dolayı çok keyiflenir. Mehpeyker, vakit geçirmeden rakibi hakkında bilgi toplama yollarını araştırır. Fatma Hanım’ın cariyelerinden birini para ile kandırır. Kendisine casus edinmek amacıyla güvendiği birkaç bohçacı kadını Ali Bey’in evine gönderir. Bir yandan da kendisi, o civardaki hamamları dolaşmaya başlar. Mehpeyker birkaç gün sonra Dilâşûb’a bir hamamda rastlar. Kızın vücuduna dikkatli bir şekilde bakınca göbeğinin yanında biri siyah, diğeri kumrala çalan iki tane beni olduğunu görür. Sevincinden uçar bir hâlde giyinerek hamamdan ayrılır. Dilâşûb, o gün hamama gitmeden önce odasında oturmuş, gönlünden geçenleri bir kâğıda yazarken kocası içeri girmiş, karısının neler yazdığını merak ederek kâğıdı almak istemiş. Fakat Dilâşûb utancından ve heyecanından kâğıdı göstermek istememiş. Ali Bey, şaka yollu, elindeki kâğıdı almaya kalkışınca da Dilâşûb elindeki kâğıdı yırtmıştır. Bu olayı, Mehpeyker’in yollamış olduğu bohçacı kadınlardan biri, cariyelerden öğrenir ve hemen Mehpeyker’in yalısına gelir. Mehpeyker, bohçacı kadından kâğıt yırtma olayını öğrenince sevinci bir kat daha artar. Vakit kaybetmeden Abdullah Efendi’nin evine koşar; Dilâşûb’un vücudundaki benleri ve kâğıt yırtma olayını ayrıntılı olarak anlatır. Abdullah Efendi ile Mehpeyker bu iki delilin, genç âşıkları birbirinden ayırmak için yeterli olduğunu düşünürler. Abdullah Efendi, Ali Bey’in peşine taktığı casuslardan, Cuma günü Çamlıca’ya gideceğini öğrenir. Abdullah Efendi, Dilâşûb’a iftira atmak ve Ali Bey’i kıskançlık ateşiyle yakmak amacıyla Pertev Ağa adında gayet yakışıklı bir delikanlıyı görevlendirir, Ali Bey’in çekeceği ıstırabı görmesi ve alacağı intikamın tadını çıkarması için Mehpeyker’i Çamlıca’ya davet eder. Ali Bey geldikten sonra, Pertev Ağa oradaki boş sandalyelerden birisini kaparak tam karşısına oturur. Olup biteni seyretmek amacıyla Mehpeyker de arabasıyla yakın bir yere gelir. Pertev Ağa ile Abdullah Efendi, önceden plânladıkları gibi gayet yüksek sesle konuşmaya başlarlar. Ali Bey’in evini tarif ederek, Dilâşûb’un göbeğindeki biri siyah, biri kumrala çalan iki beni olduğundan, aşk mektubunu kocası yakalayınca yırtmak zorunda kaldığından bahseder. Ali Bey, bu konuşmaları duyunca sinirden boğulacak gibi olur, bulunduğu yerde âdeta taş kesilir. Bu sırada Mehpeyker, Ali Bey’den aldığı intikamın sevinciyle kahkahalar atarak oradan uzaklaşır. “Ali Bey’in gelişinden aşağı yukarı yirmi dakika sonra, Arab’ın av köpeği mahut Pertev Ağa sökün etti. Endişeli bir tavırla kâh başını gözünü oynatarak, kâh saçlarını karıştırarak efendisine doğru gidiyordu. Mehpeyker de hemen arabasını çektirdi; başlamak üzere olan oyunu daha yakından seyretmek ve konuşulanları daha iyi işitmek için arabayı münasip bir yerde durdurdu. Pertev köpeği, mahut tavırlarıyla efendisinin yanına gelince, oradaki sandalyelerden birisini kaparak tam karşısına oturdu. Telaşlı telaşlı anlatmaya başladı ─Bu kızcağızla ne yapacağız bilmem ki? Ne de tuhaf bir belaya çattık… Güya çok heyecanlı olduğunu belirtmek için hızlı hızlı nefes alıyordu. Abdullah Efendi, önceden kararlaştırdıkları plan gereğince hiçbir şey bilmiyormuş gibi sordu ─Hangi kızcağız? Kimden bahsediyorsun? ─Canım! Hani şu üç gün önce önünden geçtiğimiz mavi konaktaki kız… Hani sağ tarafında harap bir mescit, karşısında bir yoğurthane, bahçesinin yanında da hani şu İstavri’nin bostanı bulunan mavi konak… O anda zavallı Ali Bey’in başından aşağı sanki bir teneke kaynar su dökülmüştü. Tarif edilen ev, kendi eviydi. Herifin bahsettiği kız da, herhalde evdeki cariyelerden biri olacaktı. Gittikçe artan bir şüphe ile tepeden tırnağa kulak kesilerek, konuşulanları daha büyük bir dikkatle dinlemeye başladı… Abdullah Efendi, çomarına soruyordu ─Eee! Ne olmuş o mavi konaktaki kıza? ─Nasıl ne olmuş? İnsana musallat işte… Pencereden bin türlü işaretler, bin türlü işvelerle aklımı başımdan aldı… ─Delikanlıların kızlardan gördüğü iltifattan şikayet etmesi de yeni mi çıktı? Sen de ona işaret et! Buluşmanın bir çaresini ara!.. Buluşup zevkinize bakın!.. Herifler konuştukça, Ali Bey renkten renge giriyor, teessürden boğulacak gibi oluyordu. Evin ve hânedanın bunca yıllık namusunu, böyle iki paralık eden aşifte, acaba hangi azgın cariye idi? Ali Bey, şunun adını bir öğrenebilsem diye düşünürken Pertev de Abdullah Efendi’ye izahat veriyordu ─Kızla anlaş, keyfine bak! diyorsun ama, bilmem ki çatmak mümkün olacak mı? Tahkik ettiğim, edindiğim malûmata göre, kız oraya daha yeni satılmış. Bir genç çapkının pençesine düşmüş… Adı da Ali miymiş neymiş… Orasını iyice öğrenemedim… Bu son cümle üzerine Ali Bey, kalbine kurşun isabet etmiş bir aslan gibi kükreyerek yerinden fırladı. Tüyleri diken diken olmuş, yüzünü ateş, gözlerini kan bürümüştü. Yıldırım gibi herifin üzerine atılacağı sırada, yanı başında, ciğerleri parçalayacak kadar müthiş ve alaylı bir kahkaha tufanı koptu. Ali Bey, başını hiddetle o tarafa doğru çevirdi. Mehpeyker, zakkum çiçeği gibi, şetaretlere gark olmuş, uğradığı felâkete katıla katıla gülüyordu. Zavallı gencin damarlarındaki bütün kan, bir anda soluk bir renk almış, kireç gibi bembeyaz olmuştu. Oturduğu yere yığılıverdi… Fakat karşısındaki melanet müttefikleri bu darbeyi kâfi görmediler; galibiyet, silahlar altında can veren bîçarelerin ölü vücutlarını da parçalamadıkça gayızları sönmeyen Bulgar canavarları gibi, işin bu derecesiyle yetinmediler… Melun fellah, şimdi daha yüksek bir sesle etrafa zehir saçıyordu ─Sen galiba Dilâşûb’dan bahsediyorsun… Ayol, biz o yosmayı daha önceki hanımının evinden tanırız… Aşifte, kendisi bir kapı mandalı’ buluncaya kadar işlerini doğrusu çok iyi idare etti… Gerçi o zamanlar da, fırsat buldukça bize güler yüz göstermekten geri kalmaz; fakat çok tedbirli davrandığı için etrafa en ufak bir ipucu vermezdi… ─Yalnız güler yüz değil, göbeğinin üstündeki benleri bile gösteriyor da biz enayi gibi bekleyip duruyoruz… Amma görseniz ne benler… ─Eee! Anladım canım! O benleri biz senden çok daha önce biliyoruz. Biri siyah, biri de kumrala çalıyor değil mi? Çalış delikanlı, çalış! Ye’se kapılma! Biraz kafanı işletirsen kızı bir iki gün içinde elde edersin. Birkaç gün önce bize mektup yazıyormuş. Ali Bey midir, ne karın ağrısıdır… Sevdalısı olacak o koca kodoş, tam o sırada ansızın içeri girmez mi? Zavallı, elindeki mektubu göstermemek için yırtmak zorunda kalmış. Hoş, o mektup yırtılsa ertesi gün bir başkasına nail olmaktan geri kalmadık ya… Ben bile bu suratla kızı elde ettikten sonra sen mi vuslatından mahrum kalacaksın? Haince maksatlarını gerçekleştirmek için daha bir sürü yalan dolanla zavallıyı en can alacak yerlerinden vurduktan sonra kalktılar; oralarda gezinmeye başladılar. Mehpeyker de, zehirli kahkahalarına devam ederek ve gözlerinde kanlı intikam ateşleri çakarak, az sonra defolup gitti… Ali Bey, bulunduğu yerde âdeta taş kesilmişti. İşittiği müthiş sözlerin her kelimesi, tıpkı bir alev parçası hâlinde kulaklarından giriyor, bütün damarlarını dolaştıktan sonra, kalbine yapışıp kalıyordu. Dakikalarca yerinden kımıldayamadı. Neden sonra biraz kendine gelebildi. Karşısına ne çıkarsa yakıp yıkacak bir yıldırım hızıyla eve koştu. Ne olduysa işte o gün oldu. Ali Bey, o hiddetle hem kendi istikbal emellerini hem de mesut ve sakin yuvasının düzenini bir anda altüst etti… “En ednâ lütfuna can vermeye müştak iken sad hâyfBeni cevrinle öldürdün, beyim, agyâra aldandın” Senin en küçük bir lütfun için sevine sevine canımı vermeyi arzu ederken, ne yazık ki, düşmanların uydurduğu birtakım yalanlara aldanarak beni cefalarınla öldürdün, beyim! Ali Bey, sinirleri yıpranmış bir hâlde eve gelir. Annesiyle Dilâşûb’un evde olmadıklarını, bir yere gezmeye gittiklerini öğrenir. Dilâşûb hakkında söylenenleri hatırladıkça içinde sanki yanardağlar kaynıyor da kızgın lavlar damarlarını yakıp tutuşturuyormuş gibi acı çeker. Saatlerce böyle ıstırap çekerek bekler. Dilâşûb gelir gelmez hemen üzerine atlar, korkunç bir sesle “Göbeğinin üstündeki benleri kime gösterdin fahişe? Geçen gün, benden saklayarak yırtıp attığın o mektubu hangi zamparana yazıyordun, alçak! Enayi gibi yutacağım sandın değil mi! Fingirdeştiğin herifin bari insana benzer bir tarafı olaydı. Bula bula o şebek suratlı fellahı mı buldun, midesiz karı?..” diyerek ondan hesap sorar. Zavallı Dilâşûb olup bitenden haberi olmadığından söylenenlerin tek kelimesini bile anlamaz. Öfkesinden çılgına dönen, kendisini kaybeden Ali Bey, Dilâşûb’un başını hemen yanındaki duvara öyle şiddetli çarpar ki, kadıncağızın ağzından burnundan köpüklü kanlar boşanır. “Bir türlü hırsını alamıyor, pençesine ağ geçirmiş, gözlerini kan bürümüş bir canavar gibi, dişleriyle, tırnaklarıyla kızın ötesini berisini didikliyor, ısırıyor, koparıyordu… Odanın her tarafı kan içinde kalmıştı.” Zavallı Dilâşûb’a daha fazla işkence edecek gücü kalmayan Ali Bey, çeneleri kasılarak olduğu yere yığılır. Fatma Hanım, oğlunu bu hâlde görünce saçını başını yolarak ağlamaya, feryat figan etmeye başlar. Fatma Hanım’ın sesini duyan cariyeler hemen yetişirler. Ali Bey’i bir yatağa yatırırlar, Dilâşûb’u da başka bir odaya götürürler, doktor çağırırlar. Fatma Hanım olup biteni doktora anlatır. Doktor, Ali Bey’in yaşadığı buhran sonrasında şiddetli bir sinir krizi geçirdiğini söyler. Dilâşûb’un da yaralarını pansuman eder, birkaç ilaç yazar. Sabahleyin doktor, hastalarını kontrole gelir. Ali Bey, gözlerini açar, şaşkın şaşkın etrafına bakınır. Dilâşûb’u görür görmez, öfkesinden gözlerini kan bürür, yerinden fırlayarak kadıncağızın üzerine saldırmak ister. Fakat doktor buna izin vermez. Ali Bey, doktora içini döker. “Efendi, az önce boğmak için üstüne atıldığım cariyenin namusundan şüpheleniyorum. Şüphe değil… Yüzde yüz eminim ki, bu aşiftenin dışarıda bazı çapkınlarla münasebeti var. Ailemizin bunca yıllık namusunu berbat etti. Onun için evden hemen uzaklaştırılmasını istiyorum. Çünkü yüzünü gördükçe kendimi tutamıyorum, üstüne atılıp boğazını sıkıvermek istiyorum…” Olayın iç yüzünü öğrenen doktor, Ali Bey’in sağlığı için bu cariyenin derhal evden uzaklaştırılması gerektiğini söyler. Fatma Hanım, gelininin namusundan kendi namusu kadar emindir, fakat oğlunun sağlığı söz konusu olunca eli kolu bağlanır, gelinini gerektiği gibi savunamaz. Fatma Hanım bir esirci çağırtır. Dilâşûb’a esirciye satıldığını söyleyemez, oğlunun sinirleri yatışıncaya kadar birkaç gün bir tanıdığında misafir kalacağını söyler. Diğer yanda Mehpeyker, Ali Bey’e Çamlıca’da oynanan oyundan sonra Dilâşûb’un satılacağını bildiği için, o gün İstanbul’un belli başlı esircilerini dolaşarak bir cariye satın almak istediğini, beğendiği taktirde kaç para isterlerse fazlasıyla vereceğini söylemiştir. Esirci, Dilâşûb’u konaktan çıkardığı gibi doğru Mehpeyker’in yalısına götürür, gayet yüksek bir fiyata satar. Zavallı Dilâşûb, kapıdan içeri girer girmez Mehpeyker’in aşağılayıcı, alaycı konuşmalarına maruz kalır, buraya ne maksatla getirildiğini anlar. Mehpeyker, Dilâşûb’a hizmetçilik yaptırır, hakaret eder, dayak atar; kendisinden kat kat güzel olan bu kadından intikamını tam anlamıyla alabilmek için, onun namusunu kirletmek ve onu aşağılık bir fahişe konumuna düşürmek ister. Fakat günlerce türlü türlü işkenceler yaptırmasına rağmen Dilâşûb’un namusunu kirletmeyi başaramaz. Dilâşûb, gördüğü bu işkencelere daha fazla dayanamaz, birkaç kez intihara kalkışır, son anda yetişerek ona engel olurlar. Ali Bey, iyileştikten sonra, kendisini avutmak ve biraz neşelenmek için içki içer, kumar oynar, zamparalık yapar. Ne çalıştığı daireye ne de evine uğrar. Ali Bey, Dilâşûb’u eve soktuğu için annesini hiç affetmez. Ali Bey’in savurganlığı yüzünden Fatma Hanım’ın tüm mücevherleri satılır. Babadan kalma gayrimenkuller, oturdukları ev, cariyeler satılır. Doğduğu günden bu yana bolluk ve refah içerisinde yaşayan Fatma Hanım, birkaç eski püskü, kırık dökük eşyayla evden çıkar. Fatma Hanım, bu açlık ve sefalete daha fazla dayanamaz, hastalanır. Ali Bey, hasta annesine doktor bulup ilaç getirmek şöyle dursun, yirmi günden fazla süren hastalığında sadece bir kez yanına gitmiş, onda da “Ne yapalım? Herkes ettiğini bulur… Evin içine soktuğun fahişe, ikimizi de bu hâle getirdi…” diyerek, zavallı kadına ölüm döşeğinde dahi işkence etmiştir. Fatma Hanım, hastalığının yirmi üçüncü günü ölür. Mehpeyker, yaptığı kötülüklerle intikamını almıştır, fakat Ali Bey’in kollarında geçirdiği şehvet dolu dakikaları hatırladıkça, sevgilisine olan özlemi artar. Ne olursa olsun Ali Bey’i kollarına almak ister. Ali Bey’i tekrar kollarına çekmek için Abdullah Efendi’nin yanına gider, ondan yardım ister. Abdullah Efendi, adamlarından birine talimat verir. Ali Bey, içip eğlenmek için bir köşke davet edilir. Ali Bey iyice sarhoş olunca Mehpeyker karşısına gelir, kendisini çok özlediğini söyler, tekrar birlikte olmak için yalvarır. Fakat Ali Bey, kendisini reddeder. Sevdiği erkek tarafından reddedilmek, hakarete uğramak Mehpeyker’in ağrına gider. O andan itibaren Ali Bey’i bir düşman olarak görmeye başlar. Abdullah Efendi ile Mehpeyker, Ali Bey’i öldürmeye karar verirler. Bunun için de haince bir plân yaparlar. Buna göre sazlı sözlü, kadınlı içkili bir eğlenceye Ali Bey’i davet edecekler. Sarhoş olunca da onu öldürteceklerdir. Abdullah Efendi, Hırvat adında bir kiralık katil tutar. Mehpeyker, izlemek amacıyla bağ köşküne gider. Kocasının ölümünü görüp acı çekmesi için Dilâşûb’u da yanında götürür. Dilâşûb, Mehpeyker’le Hırvat arasında geçen konuşmaları duyar. Ali Bey’in öldürüleceğini öğrenir. Ali Bey, akşamüstü köşke gelir, içmeye başlar. İyice sarhoş olduktan sonra odalardan birine girer. Bu sırada Dilâşûb, Ali Bey’in yanına gelir. Kendisini öldüreceklerini söyler. O sırada Mehpeyker bahçeye, Hırvat’ın bulunduğu kulübeye gitmiştir. Ali Bey’le Dilâşûb, onların konuşmalarını dinlerler. Ali Bey, Mehpeyker’in sesini hemen tanır, onun doğru söylediğine inanır. Ali Bey, döşeme örtülerinden birini yırtarak bir ucunu beline bağlar ve pencereden iner. Kafasında sadece Mehpeyker’den alacağı intikam düşüncesi olduğu için zavallı Dilâşûb’u köşkte bırakır, kendisiyle birlikte götürmeyi akıl edemez. Köşkten ayrılır ayrılmaz doğru karakola gider, kendisine kurulan tuzağı anlatır. “Bu gece zamparalık için şu civardaki bir bağ köşküne geldim. Meğer bir batakhaneye düşmüş, kendi ayağımla ecelime gelmişim… Beni iyice sarhoş ettikten sonra nasıl öldüreceklerini konuşurlarken kendi kulaklarımla işittim…” Komiser, gerekli hazırlıkları yaptırdıktan sonra birkaç mahalleliyle beraber baskın için köşke gider. Bu arada Dilâşûb, hiçbir suçu olmadığı hâlde kendisini haksız yere bu durumlara düşüren vefasız sevgilisini köşkten kaçırarak, onun hayatını kurtardığı için son derece mutludur. Ali Bey’in pencereden inerken yastığın üzerine attığı paltosunu alıp sırtına geçirir. Bir süre sonra Mehpeyker’le Hırvat içeri gelirler, Ali Bey’i yerinde bulamazlar. Hırvat, Ali Bey’in sarhoş olduğu için odalardan birinde sızıp kalmış olabileceğini söyler. Odaları teker teker aramaya başlarlar. Nihayet Dilâşûb’un bulunduğu odaya gelirler. Ali Bey’in paltosuna sarılıp yattığı için Dilâşûb’u, Ali Bey zannederler. Hırvat, elindeki hançeri havaya kaldırır ve Dilâşûb’un kalbine saplar. Tam o sırada baskın ekibi köşke girer. Mehpeyker, Hırvat’ın tavsiyesine uyarak dolabın içinden tavan arasına çıkarak kaçmaya çalışır. Tavan arasından karşı evin penceresine geçmek üzereyken birden Ali Bey’in sesini duyar. Mehpeyker, korkusundan titremeye başlar, intikamını alamamış olmanın verdiği şiddetle hırsla tekrar aşağıya iner. İşin aslını öğrenmek ister. Dolabın içinde gizlenir. Dolabın kapak aralığından etrafı gözetlemeye başlar. Ali Bey, odaya girince kendi paltosuna sarılmış, kanlar içinde yatan kişinin Dilâşûb olduğunu anlar. Kendisini kurtarmak için hayatını çekinmeden feda eden bu saf ve masum kadına, hiç hak etmediği kötülükleri yaparak hayatı zehrettiği için pişmanlık duyar. O esnada Dilâşûb gözlerini açar. Ali Bey, sevgilisinin ellerini, yüzünü öpüp koklar, göz yaşlarına hakim olamaz. Şimdiye kadar yaptığı kötü ve haksız muamelelerden dolayı kendisinden af diler. Ölmek üzere olan Dilâşûb’un yüzünde mutlu bir tebessüm belirir. Dilâşûb, Ali Bey’e “mademki sadakatimi anladınız ve baş ucumda ağlıyorsunuz… Bu saadet bana yeter de artar bile… Allah aşkına bana acıyıp kendinizi üzmeyiniz!.. Bin yıl yatağınızda yatmış olsaydım, şu anda ve şöylece kucağınıza yaslanıp ölürken duyduğum saadetin binde birini duyamazdım…” dedikten sonra, sevgilisinin kucağına yığılır. Olup biteni, tiyatroya gelmiş bir seyirci gibi büyük bir keyifle izleyen Mehpeyker, intikamını bir kat daha şiddetlendirmek için gizlendiği dolabın kapağını aralayarak dışarıya çıkar. Bu sırada polisler, katili aramak amacıyla köşkün etrafına dağıldığından odada yalnızdırlar. Mehpeyker, Ali Bey’in duyduğu pişmanlığı ve vicdan azabını daha da şiddetlendirmek için Dilâşûb’la ilgili gerçekleri anlatmaya başlar. “Dilâşûb’unuz hakkında bendeniz bir yalan terkip ettim… Daha doğrusu kıza iftira attım… Bu iftiranın esası Dilâşûb’un benlerinden ibaretti… Bir kadının benlerini hamamda görmek benim için güç bir iş miydi? Fakat zat-ı âliniz gibi dirayetli bir beyefendi bunu düşünemedi. Siz tuttunuz, o zavallının sadakatinden şüphelendiniz… Fahişelere satılmasını emrettiniz… Nazarınızda bendeniz de bir fahişe değil miyim? Kızı satın aldım… Size hıyanet etmek değil, bilâkis yolunuzda can verecek kadar vefakâr olduğunu size ispat ettim. … zavallı kızcağız gerçekten namuslu, gerçekten sadıktı. Hatta aylarca öldüresiye dövdüğüm hâlde, bir kerecik olsun bir erkek yanına çıkarmaya bile muvaffak olamadım…” Mehpeyker, tüm zehrini boşalttıktan sonra, gayet mutlu bir şekilde kaçmak için dolaba doğru yönelince Ali Bey yerinden fırlayarak Mehpeyker’i yakasından tuttuğu gibi yere çarpar. Sonra da Hırvat’ın bıraktığı kanlı bıçağı eline alarak Mehpeyker’in göğsünün üstüne iyice oturur. Mehpeyker, yalvarmaya başlar, türlü vaatlerde bulunur. Fakat Ali Bey, fahişenin her sözüne bir bıçak darbesiyle karşılık verir. Çabuk ölmesin, acı çeksin diye vücudunun önemsiz yerlerine vurur. Sonunda bıçağı bütün kuvvetiyle fahişenin kalbine saplar. Polisler gelince, Ali Bey her şeyi olduğu gibi anlatır. Hırvat, köşkün yakınında terk edilmiş bir ahırda sıkıştırılır ve yaralı olarak yakalanır, fakat sorgusu yapılırken geberir. Abdullah Efendi, olanları öğrenince, ciddi bir felç geçirerek cezasını çeker. Ali Bey, hapishanede yattığı süre zarfında, ara sıra hapishane müdüründen izin alır, annesinin ve karısının mezarına kapanarak ağlar. “Ne faydası var ki bu pişmanlık, o zavallının da altı ay içinde kederle ölmesinden başka bir netice vermedi… Meşhur atasözüdür SON PİŞMANLIK FAYDA VERMEZ.” − S O N −
namık kemal intibah geniş özeti