🐗 Hiçbir Şey Demeden Giden Erkek
Alesiçin matematik çalışmam gerekiyordu fakat zamanında bildiğim her şeyi unutmuştum. Üşenmedim, Ales'e yönelik videoları izlemeye başladım. Ağır geldi, hiçbir şey anlamadım. Gücenmedim, üniversiteye hazırlık videoları izledim. Çok karışık geldi. Vazgeçmedim, Anadolu liselerine hazırlık matematik
Hiçbirşey demeden Ceyda'ya baktı Fatih. Ceyda bakışlarını kaçırdı. Masaya bir sessizlik çöktü. "Altı ay boyunca hiç gelmeyecek misin?" "Hayır. İstanbul'dan uzaklaşmak istiyordum. Bu iş çok iyi oldu." "Kaçıyorsun yani." "Senden mi?" Bu soru, daha doğrusu soruş biçimi canını yakmıştı Ceyda'nın. Oturduğundan beri
Kitap İnceleme: Başucumda Müzik. Bir insan hayatı boyunca arayıp bulamadığı mutluluğu tam buldum demeden, balıklama dalarak hayatının en önemli kararlarından birini verdikten sonra; hayatı boyunca onun hakkında bir şey duyduğunda hatta adını bile duyduğunda kalbi yerinden atacakmış gibi olmasına rağmen mutsuz olur?.
-Bükçe'de “Hiçbir şey yok.” demek ";Çok şey var, benimle ilgilen.” demek oluyor, o zaman. -Evet. Biz erkekler “Bir şey yok.” diyorsak ya gerçekten bir şey yoktur, sadece başımızı dinlemek istiyoruzdur ya da bir sey vardır ama; “Şu anda konuşacak bir şey yok.” diyoruzdur. Her ikisinde de konuşmak istemiyoruzdur.
Babam, hiçbir şey demeden, ellerini arkasında bağlayıp kahvenin yolunu tutmuştu. Eğer o kuşu öldürmediğimi, okuldan eve gelirken sokakta bulduğumu babama anlatabilseydim babam gitmeyecekti belki de.
O da sevmezdi zaten hayırsız olmazdı evladı. 8. Bir gün beni aramanı istiyorum. Öyle telefonla değil, şevkatim ara mesela, kokumu ara, sevgimi ara. 9. Sktir et geçer dediğim, hiçbir şey geçmedi. 10. Hava çok soğuk bu günlerde ama üşümüyorum merak etme. Aşkının ateşi olmasa da yokluğunun yangını var içimde.
4. Aşka küsmüş erkek karizması. Aslında yoktur ancak erkeklerin hemen hemen hepsi böyle bir karizmanın olduğuna inanır. Kızlara “ben çok darbeler aldım, artık aşka inanmıyorum” demenin bütün kızları histerik bir şekilde etkileyeceğini düşünmektedirler. Gizem adamı kavramının altında yatan karizmatik anlayış budur.
Gel demeye hayat izin vermez, git demeye kalbin. Kadın karnına koca bir dünya sığdırdı. Siz dünyanıza bir kadın sığdıramadınız. Belki bir daha senin gibi bir aşka rastlamayacağım ama sende benim gibi bir yüreğe düşmeyeceksin. Çalma kemençem dertli zaten yüreğim yara. Böyle ayrılık olmaz hep mi bu bahtım kara.
Hiçbir şey bulamayınca uzatma kablosu çaldı, kameralara yakalandı Malatya 31 °C. 15:55 18 Temmuz 2022. Haber Kaynağı. Samsun’da denizde erkek cesedi bulundu Olay yerine giden
NLM5F. Pamela Stephenson Conolly, Guardian gazetesinin "ilişkiler" psikoloğu, Güzin Abla'nın Londra'da yaşayanı diyelim. Geçenlerde 87 yaşında, 40 yıldır evli bir erkek, Conolly'ye yazdığı bir mektupta 80 yaşındaki eşinden yakınıyordu. Adamın derdi, eşinin artık kendisiyle sevişmek istememesiydi. Daha doğrusu "adamın istediği sıklıkta sevişemiyor" olmalarıydı. Yani sevişiyorlardı ama erkek açısından "yeteri kadar" değil! Bu sorundan haberdar olmamı Ertuğrul Özkök'e borçluyum, konu üzerinde kaynatmaya başlamadan önce onu da belirtmiş olayım. Belli bir yaşı geçmiş insanların sevişmek istemeleri ile ilgili hikâyeler duyduğumuzda yüzümüzde bir tebessüm beliriyor. Sanki sadece gençler sevişebilirlermiş, belli bir yaşın üstündekilerin canı böyle şeyler istemezmiş gibi! Kim bilir, belki de kendi anne – babalarımız aklımıza geliyor. "Yok canım daha neler, o yaşta da olur mu" diye aklımızdan geçirmemizin nedeni bu olabilir gibi geliyor bana. Psikolog Erik Erikson, "psikososyal gelişimin sekiz aşaması" kuralını yazdığında sekizinci aşama olan "bilgelik" aşaması, 65 yaş ve üzerini tanımlıyor, insanoğlunun ulaşabileceği son evreye tekabül ediyordu Terentius'un bu sözünü geçen hafta da hatırlatmıştım, sıkça yazmam gerekiyor sanırım ki insanlara özgü meseleleri "gariplik" diye görme huyumuzu da terk edebilelim Homo sum, humani nihil a me alienum puto! İnsanım, insanca olan hiçbir şey bana yabancı değildir! Unutmayalım ki büyük memeli hayvanlar aleminde, sadece insanlar üreme amacı gütmeden de sevişebiliyorlar. Böcekler alemine ise hiç girmiyorum! Çünkü o minicik canlıların cinsel yaşamları ile ilgili bir şeyler okursanız kendinizden kuşkuya düşeceğinize ve "ben de erkek miyim" diye dertleneceğinize iddiaya girerim. Tanrı, "semereli olun ve çoğalın ve yeryüzünü doldurun ve onu tabi kılın" diye buyurduğunda muhtemelen o yakınlarda bir de sirke sineği vardı ve bu emri üzerine alındı. Bir çift sirke sineğine bir yıl süreyle diledikleri gibi yiyip içme ve sevişme olanağı verdiğimizde bu 25 sirke sineği kuşağı birbiri ardı sıra dünyaya gelecek anlamına geliyor! Her sirke sineği 100 yumurta bırakır ve bunların da yarısı dişi yarısı erkek ise çiftleşirler ve yüzer yumurta bırakırlar. Bu, yıl sonuna geldiğimizde çevreye kırmızı minik gözleriyle sevimli sevimli gülümseyen 1 septilyon sirke sineği demektir. Septilyon yazmak için 1 rakamının sağına 42 adet 0 koymalısınız. Bu kadar sineği birleştirip, bir top yapma olanağımız olsaydı çapı, Dünya ile Güneş arasındaki mesafeden daha büyük bir küre elde etmiş olurduk. Sonra bir gün böcekler alemine döner, cinsel hayatları konusunda dedikodu yaparız, söz!En çılgın fantezilere sahip olanlarımız bile utançla başlarını önlerine eğeceklerdir, emin olun.Bu bilgileri Böcekler Gezegeni isimli kitapta okudum. Yazan Anne Sverdrup – Thygesson. Çeviren Dilek Başak. Koç Üniversitesi Yayınları. Yüzde 2'lik fark Biliyorsunuz, genlerimizin yüzde 98'ini şempanzelerle paylaşıyoruz. Aradaki yüzde 2'lik fark hem bu dünyayı bizler için daha yaşanılır hale getirdi hem de bu dünyanın sonunu hazırlamamız için gerekli işleri tamamlamamıza da fırsat verdi. Son bir haftadaki aşırı sıcaklıklardan ve iklim değişikliklerinden yakınırken, karbon ayak izinizi, su tüketiminizi filan düşünme fırsatınız oldu mu? Olmadıysa da dert değil, dört – beş sene sonra haftada bir yıkanacak suyu ancak bulabildiğinizde düşünmek için çok zamanınız olacak nasıl olsa. Gerçi düşünerek bu durumu düzeltmek için de zaman kalmamış olacak ama "elle gelen düğün bayram" moduna geçebilirsiniz kolayca. Bu yüzde 2'lik farkın kendini gösterdiği alanlardan biri de üreme isteğine bağlı olmaksızın sevişebiliyor olmamız. Hayvanlar alemindeki en yakın akrabalarımızın bile böyle zevkleri yok ne yazık ki. Cinsel organlarımız, zaten bizden bağımsız olarak gelişmediler. Önce besinleri gezerek toplayan insan topluluklarında "sahiplerinin" yaşam döngülerine ve sosyal alışkanlıklarına ayak uydurmak zorunda kaldılar. Bu süreç içinde sadece leğen kemiğimiz ve kafataslarımız değişim göstermedi, baş parmağımız alet kullanmamızı sağlayacak şekilde evrilmekle kalmadı. Cinselliğimiz de yakın akrabalarımızdan ayrılacak şekilde yeniden yapılandı. Bana sorarsanız iyi de oldu. Şebekler gibi çıplak popolar, çiftleşmeye hazır olduğunu bütün dünyaya ilan eden kıpkırmızı cinsel organlarla etrafta dolaşmaktan kurtulduğumuz gibi bu işe bir sofistikasyon da kattık. Önden bir kadeh şampanya ile başlayıp, malum hareketleri belli bir sıra dahilinde tekrarladıktan sonra bir sigarayla sonlandırmak gibi şeyler sadece filmlerde ve karikatürlerde olmuyor. Her insan, kendi olanakları dahilinde bu işe bir törensellik katıyor ve bunu sadece ama sadece hayattan zevk almak için yapabiliyor. Üremek için çırpınanların varlığını da unutmadan tabii! Bizi ayıran aklımız Bizi diğer memeli hayvanlardan ayıran en önemli şey akıllı ve öğrenebilen canlılar olmamız. Bunu söylerken "türcülük" yapmıyorum, elbette hayvanlar aleminin diğer canlılarının da kendilerine yetecek kadar akılları var, yine kendilerine yetecek kadar öğrenme yeteneklerinin olduğunu da biliyoruz. Ama sanırım aklımızı kullanarak aletler yapabilen ve bunları kullanabilen tek canlı türü olduğumuz konusunda benimle tartışmayacaksınız. Akıl dediğimiz şey ise bizlerden bağımsız bir şey değildir. Gidip marketten satın alıp, içimize yerleştiremeyiz, "getir" deseniz bile getiremezler!Akıl bizim içimizdedir, bizden ve bulunduğumuz doğal / sosyal ortamdan kaynaklanır. Onunla birlikte gelişir. 20 kişinin sığabileceği bir mağarada yaşasaydık ve oradan sadece yakın çevredeki meyve, sebze, bitki kökü, kuş yumurtası vs. toplayacak kadar uzaklaşsak ve daha uzaklara gitmemiz hiç gerekmeseydi akıl yürüteceğimiz konular giderek standart meseleler haline geleceği için aklımız da belli bir düzeye kadar gelişebilirdi. Ama öyle olmadı. Oradan oraya gezerken aklımız da hızla gelişti. Yaş yetmiş iş bitmiş Davranışlarımızı aklımız yönetiyor ama aslında ona bu yetkiyi veren de doğrudan bizleriz. Ve öğrenilmiş davranışları tekrarlayarak hayatlarımızı sürdürüp gidiyoruz. İleri yaştaki insanların "yaşlı" tanımını kullanmadığıma ayrıca dikkatinizi çekmek isterim cinselliklerinin konuşulması bile çok yakın zamana kadar tabu sayılan konulardan biriydi. "Yaş yetmiş, iş bitmiş" sözünü ben uydurmadım, yakın geçmişteki atalarımızdan bize miras kaldı. Psikolog Erik Erikson, "psikososyal gelişimin sekiz aşaması" kuralını yazdığında sekizinci aşama olan "bilgelik" aşaması, 65 yaş ve üzerini tanımlıyor, insanoğlunun ulaşabileceği son evreye tekabül ediyordu. O yaşa gelmiş bir insanın yapabileceği en iyi şey, tabii Erikson'a göre, ölüm düşüncesini bir tarafa koyarak onun kesinliğini, sürebilen tek mutlulukla dengelemekti. "O mutluluk da olduğunuz yerdeki iyi hâli ve düzeni geliştirmektir" diye yazıyordu. Erikson'un hayata veda etmesinin üzerinden 30 yıla yakın bir zaman geçti ve bu 30 yılda insan yaşamının son aşaması artık 65 + değil. Ki bu teoriyi ortaya attığında da 20'nci yüzyılın ikinci yarısına yeni girmiştik. "Orta yaş bunalımı" kavramı da ilk kez 1965 yılında psikanalist Elliot Jaques tarafından ortaya atılmıştı. Bu kavramı ortaya attığı makalesini yazarken yararlandığı şey, 35 – 40 yaşları arasındaki danışanlarından edindiği bilgilerdi. Ben 'iradeci'yim Bugün 35 - 40 yaş arasında birisine "sen orta yaşlı oldun artık" derseniz kuşkusuz ki dayak yemezsiniz ama aklınızdan zorunuz olduğunu düşündüren bakışlarla karşılaşırsınız. Yani arkadaşlar, artık gençlik nerede bitiyor, orta yaşlı kim, kime yaşlı demeliyiz, biraz karışık. Bu kişiden kişiye değişebilir. İnsanın yaşam enerjisinin temelini oluşturan cinsel içgüdü olan libidonun ne kadar süreyle canlı kalacağını ise de inançlarınıza göre kendiniz açıklayabilirsiniz. Kimi bunu Allah vergisi diye açıklayabilir, kimisi de kendisine iyi bakmak, bir kadına / erkeğe tutkuyla bağlı olmak diye! Ben "iradeci" sayılırım, libidonun da iradi olarak ölüme kadar canlı tutulabileceğini düşünüyorum. Libidosunu uzun yıllar canlı tutanların yani aktif cinsel yaşamlarını sürdürebilenlerin ortalama ömürlerinin de uzun olduğuna iddiaya girerim ama kaybedersiniz. Yazının başında sözünü ettiğim Pamela Abla'ya 80 yaşındaki eşinin sevişmek istememesinden yakınarak, "bu yaşta cinsel ilişki istiyorum, sapık mıyım" diye soran adam bu yüzden sapık filan değil. Artık sıkça sevişmek istemeyen 80 yaşındaki eşi de "frijit" olarak nitelenemez. Kadın, muhtemelen öğretilmiş olanı yaşıyor, aklı bunun doğru olduğunu söylüyor. O hâlâ 35- 40 yaşın orta yaş olduğuna, 65 +'nın "bilge yaşlılık" dönemine tekabül ettiğine inanıyor belli ki. Kim bilir, belki de artık kendisini çekici de bulmuyor olabilir. Medya ve sinema endüstrisinin dayattığı güzellik kriterlerinden uzaklaştığını, memelerinin sarktığını, cildinin kuruduğunu düşünüyor olması mümkün. Şu kadar yıllık evli olduğu bir erkeğin önünde çıplak görünmek fikri bile onu irite ediyor olabilir. Oysa belli ki 87 yaşındaki eşinin cinsel enerjisinde bir azalma yok. 80 yaşındaki karısı ona hâlâ cazip geliyor, hâlâ içinde bir şeylerin kıpırdamasına yol açıyor. "Bir şeylerin kıpırdaması" üzerine espri yapmayın, ağzınıza biber sürmek zorunda kalmayayım! 87 yaşındaki bir erkeğin, 80 yaşındaki eşini cinsel olarak hâlâ çekici bulması ne kadar şahane bir şey, değil mi? Ne zaman biteceği belli olmayan bir hayatı yaşarken, yanındaki kadına böylesine tutkuyla bağlı olabilmek! "Dört kitabın manası, budur eğer var ise!" Mehmet Y. Yılmaz'ın bu yazısı, Oksijen gazetesinden alındı. Mehmet Y. Yılmaz kimdir?Mehmet Yakup Yılmaz, 1956 yılında Malatya’da doğdu. İlkokulu Antalya Devrim İlkokulu'nda, orta okul ve liseyi Denizli Lisesi’nde okuduktan sonra Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi İktisat ve Maliye Bölümü’nden 1977 yılında mezun oldu Gazeteciliğe SBF öğrencisi iken 1975 yılında Ankara’da Mehmet Ali Kışlalı yönetimindeki Yankı Dergisi’nde başladı. Derginin Yazı İşleri Müdürlüğü görevini de bir süre yürüttü. 12 Eylül 1980 darbesi öncesinde Türk İş’e bağlı Yol İş Federasyonu ve YSE - İş sendikalarında basın müşaviri olarak görev yaptı, sendika gazete ve dergilerini yayınladı Askerlik görevini Kara Harp Okulu’nda tamamladıktan sonra İstanbul Gelişim Yayınları’nda mesleğe döndü. Gelişim Yayınları’nda Erkekçe ve Bilim dergilerinin Genel Yayın Müdürü Yardımcılığı ve ardından Gelişim TV Dergisi Genel Yayın Yönetmenliği görevlerinde bulundu 1985 yılında Hürriyet’e geçti ve Hürriyet Dergi Grubu’nu kurdu. Tempo, Blue Jean, Playmen gibi dergileri yayınladı. Daha sonra Dönemli Yayıncılık Genel Müdürlüğü görevine getirildi. Ercan Arıklı ile birlikte Dönemli Yayıncılık’ın 1 Numara Yayıncılık’a dönüşmesi sırasında Genel Müdürlük görevini üstlendi. Aktüel, Cosmopolitan, Penthouse, Oya gibi dergilerin kurucu genel yayın müdürü oldu. Bugüne kadar 30’u aşkın derginin kuruculuğunu yaptı. 1995 yılı başında Posta gazetesini yayınladı. Aynı yılın sonunda Fanatik gazetesini, 1996 yılı sonunda da Radikal gazetesini kurdu, genel yayın müdürlüğünü yürüttü. 2000 yılında Milliyet Gazetesi Genel Yayın Müdürlüğü görevine getirildi. Bu görevi 5,5 yıl sürdürdükten sonra Doğan Burda Dergi Grububu’nun CEO’luğu görevini üstlendi. 2005 yılından 2018 Eylül ayına kadar Hürriyet gazetesinde köşe yazarlığı yaptı. Ekim 2018’den itibaren T24’te yazmaya başladı. Gazete köşe yazılarından derlenen "Kırmızıyı Seçtim, Aşk Mavinin Altındaydı”, “Benden Selam Söyleyin Bütün Aşklarıma”, “Aşktan Sonra Hayat Var Mı”, “Şaşırma Duygumu Kaybettim, Hükümsüzdür” isimli kitapları yayımlandı. “Aşk Herşeyi Affeder mi” isimli uzun hikâyesi de kitap olarak yayınlandı. “Türkiye medyasında en çok yayın başlatan gazeteci” olan Mehmet Y. Yılmaz, güncel politik gelişmelerin yanı sıra, deneme tarzındaki yazıları ile futbol üzerine yaptığı yorumlarıyla da biliniyor.
Kadınlar her geçen gün iş hayatına daha fazla katılsalar da bazı sektörlerde hala erkek çalışanların sayısı oldukça fazla. Bu durumun en iyi örneklerindin birisi olan enerji sektöründe görev alan 20 yaşındaki Selinay İşler ise, azim ve çalışkanlığıyla enerjideki erkek işi' kalıp yargısını yıkıyor. Lisede elektrik-elektronik bölümünden mezun olduktan sonra Avrupa'da stajını tamamlayan ve daha sonrasında Sakarya Elektrik Dağıtım SEDAŞ sayaç okuma görevlisi olarak işe başlayan İşler, sorumlu olduğu bölgeyi yağmur, çamur demeden karış karış adımlıyor. Departmanında tek kadın olarak çalışan ve gerçekleştirdiği saha performansı ile de 2021 yılı Aralık ayının elemanı seçilen İşler, adeta erkeklere de taş çıkartıyor. Enerji sektörünün erkek işi' olduğu algısını sahada tersine çeviren Selinay İşler, aldığı olumlu tepkilerle de motivasyonunu arttırıyor. Göreve başladığı günden bu yana işini sadece erkeklerin yapabileceğini düşünenleri yanıltmak için gayret gösterdiğini belirten İşler, kadınların yapamayacağı hiçbir işin olmadığını vurguladı. Hızı ve pratikliliği ile görenlerin takdirini toplayan İşler, mesleğinde başarıya giden yolu anlattı. “Sonunda istediğim yere geldim” Mesleğinden söz eden Selinay İşler, “Lisede elektrik-elektronik bölümünden mezun oldum ve 12. sınıfta Avrupa'ya staja gittim. Eğitimlerimi tamamladıktan sonra SEDAŞ'a başvurdum ve sonunda istediğim yere geldim. İşimin hiçbir zorluğu yok aslında tek zorluğu saldırgan sokak hayvanları ve o aslında erkekler içinde zor bir durum. Sayaç okuma personeliyim ve insanların tepkisi gayet güzel şuana kadar hiçbir kötü yorum almadım hatta insanların yorumlarından anladığım kadarıyla kapılarında kadın personel görmek istiyor. İlk üç ay bir şey hissetmedim ama daha sonrasında bacak ağrılarım oluşmaya başladı. Yorgunluklar olmuyor dersem yalan olur. Yoruluyorum ama ertesi gün abonelerin güzel yorumlarını aldıktan sonra motive oluyorum. Beni kapılarında görenler kendi kızları gibi davranıp kahvaltı, çay ve kahve ikram etmek istiyorlar” dedi. “Kadın erkek algısını kesinlikle kırdığımı düşünüyorum” Erkek işi' algısını gösterdiği başarılarla kırdığını düşünen İşler, “Ayın elamanı seçildim ve bu beni gerçekten çok memnun etti. Günde bin 400 sayaca ulaşmak benim için ayrı bir mutluluktu. Kadın erkek algısını kesinlikle kırdığımı düşünüyorum. Çünkü kadınlar yapamaz algısı herkeste var ama bin 400 sayaç okuduktan sonra bu algılar değişti. Kesinlikler daha da çok başarılı olacağımı düşünüyorum. Göreve başladığımdan bu yana, işimi sadece erkeklerin yapabileceğini düşünenleri yanıltmak için gayret gösteriyorum” diye konuştu. “Kadınların yapamayacağı hiçbir iş yok” Gerçekleştirdiği iş esnasında yaşadığı bazı zorluklardan da bahseden Selinay İşler, “Tarımsal bir sayaç okumam gerekiyordu ve bataklığın içinden geçerek bunu yaptım o esnada birçok kez düştüm ama hedefime ulaştım. Kadınların kesinlikle yapamayacağı bir iş yok, benim kendi departmanımda tekim neden daha fazla kadın olarak çalışmayalım. Keşke her aboneye kadınlar gitse, kadınlar ile erkekler arasında kıyaslama bitmeli bende bunun bir örneği olduğum için çok mutluyum” şeklinde konuştu. “Orada çok erkek var yapamam dedim ama okulu birincilikle bitirdim” Annesinin zoruyla gittiği liseyi birincilikle bitirdiğini aktaran İşler, “Anneme borçluluğum var, minnettarım ona. Çünkü ben hiçbir şekilde Fatih Meslek Lisesi'ne gitmek istemiyordum. Annem gideceksin dedi ve ben de orada çok erkek var, yapamam' dedim. En sonunda oraya tutundum ve okulu da birincilikle bitirdim” ifadelerini kullandı. Burak Can Tokyürek - Orkun Kaya
Haberler > İçinde Aşkın Çok Başka Hallerini Barındıran 10 Kısa Hikaye - 1510 - 1331 Aşk, sevgili, vs. bunlar ne güzel şeyler değil mi? Bilmeyen için evet, ama işin aslını biliyorsanız huzur bulmanız çok zor. Sizi huzursuz etmeye geldik. 1. Ufacık işaretlerden aşk damıtan zalım kanka -Olm derste ona bakarken yakaladı lan beni?-Ee ne yaptı?-Gülümsedi olm resmen aşık bu kız sana!-Yok be olm, arkadaş gibi gülümsedi, sen olsan sana da safsın olm kız resmen mesajı vermiş işte daha ne yapsın lan?-Gerçi geçen gün kırtasiyede koluma girip “aynı defterden bana da alır mısın” yuh artık! kızın bir “beni al” demediği kalmış sen hala mal gibi olm iki saniye koluma girdi çıktı be!-Olm kola girmeler, gülmeler daha ne yapsın kız? başka hangi kız yapıyor bunları sana?-…. haklısın başka tabi olm, kız sana rahat kesik, vakit kaybetme derim ben yoksa kuş misin lan?-Tabi olm, şu an seni bekliyor kız tüm mesajları vermiş. -Konuşayım lan ben, beklemeyeyim daha...***-Selam Merve ne haber-Nolsun ya dersler falan işte-Ya bir şey diyeceğim sana ama…-De-Ben galiba senden ay Melih, ben seni arkadaş gibi görüyorum ya-Valla mı?İşte böyle mal gibi 'valla mı?' der kalırsın. Arkadaşım lütfen iki basit olaydan büyük bir aşk damıtan, imbik gibi kankalarınızın sözüne kanmayın. Kız size bakıp güldü diye, sizi kızın yanına koşturan kankalara prim vermeyin. Bugüne kadar bir aşk yoktur ki kankaların doğru tespitleri sonucunda başlamış olsun. Bunların aklına uyup da ilişkiyi başlamadan öldüren kaç genç var farkında mısınız? Bunları dinleyin, he deyin, tamam deyin ama lütfen bunların sözüyle hareket etmeyin, lütfen senden kalem mi istedi?-Evet-Kendininkine ne olmuş?-İyi yazmıyor dedi-Neeeyy? bahaneye bak, senin olmak istiyorum dememiş de…-Olm ne alakası var lan?-Çok alakası var, o kız sana yanık hoca benden amk!-Sen bilirsin, bekle de kız başkasına gitsin...-Ciddi misin olm?Biriniz de şu gaza gelmeyin lan, biriniz de… 2. Aşkını "Çelik Erişçi" ile yaşayan mazlum nesil 18-20’li yaşlarındaki aşkları 95 yılına denk gelen nesildir, benim neslimdir. Şimdi seçenek çok bol ama o zaman biz Çelik Erişçi’nin hercai, dilberim, bu şehrin ışıkları, vb. şarkıları ile aşkımızı yaşamaya çalışırken, Kenan Doğulu’nun 'kurşun adres sormaz ki', Zafer Peker’in 'diyemedim' şarkıları ile efkarlanıyorduk. Lan eşimle benim 'bizim şarkımız' dediğimiz şarkıydı; kurşun adres sormaz ki. Eşime aldığım ilk hediye Çelik’in 95 albümüydü. Dilberim şarkısı marştı lan dilimizde. Zor yıllar geçirdik olm biz. Eğer birazcık olsun haline üzülünecek bir nesil varsa o da aşkını Çelik, Kenan, Zafer üçlüsüyle yaşamak zorunda kalan benim düğünümde ilk dans şarkım Hercai’ydi Allahsızlar… 3. "Tabii git aşkım biz her zaman görüşüyoruz..." Liseden, üniversiteden, mahalleden arkadaşları, vs. ile görüşeceğini söyleyen erkeğe sevgilisinin vereceği cevaplardan olmuş 2015 hala bu sözün altındaki anlamı çözemeyip, görüşmeye giden erkeklerin olması beni üzüyor. Eğer sevgiliniz arkadaşlarınız ile görüşme talebinize, 'tabi git', 'gitmezsen üzülürüm', 'ne demek tabi görüşeceksin', vb. cevaplar veriyorsa kız isteme hazırlıklarına vakit kaybetmeden başlayın. 4. Aşka küsmüş erkek karizması Aslında yoktur ancak erkeklerin hemen hemen hepsi böyle bir karizmanın olduğuna inanır. Kızlara “ben çok darbeler aldım, artık aşka inanmıyorum” demenin bütün kızları histerik bir şekilde etkileyeceğini düşünmektedirler. Gizem adamı kavramının altında yatan karizmatik anlayış bu karizmayı külliyen inkar etmek biraz güç, çünkü kızların yaralı, göçmüş, yıpranmış erkekleri tekrar hayata kazandırma yolunda çalışmalar yaptığı bir gerçek. E haliyle bundan istifade etmek isteyen erkeklerin olması da son derece doğal. Ancak aşkı arayan bir erkeğin aşka küstüm ben yaklaşımında bulunması da bir o kadar enteresan. Netice olarak insanlığın var oluşundan beri erkek bünyesinde mevcut olan bir karizma bu. Deniz kıyısında uzun pardösüsü ile sigara içen erkek, barda tek başına bir köşede içkisini yudumlayan erkek, yağmur altında ıslanarak yürüyen erkek, meyhanede kapat şu şarkıyı diye inleyen bir erkek görürseniz bilin ki karşınızda aşka küsmüş bir erkek var. Ya gidip teselli eder, istediğini verirsiniz ya da bırakırsınız hep küs kalsın. Ama sanmıyorum ki uzun süre aşka küs kalsın. Aşkı bulmak için aşkı feda edecek kadar ermiş başka bir canlı türü var mı? Bir şeyi elde etmek için önce ondan vazgeçeceksin! 5. Aşkı için divane olanların hep erkekler olması sorunsalı Bilinen en eski hikayeden alıp günümüze kadar getirdiğimiz aşk hikayelerinde, günlük hayatta şahit olduğumuz ilişkilerde, film aşklarında, aşkı uğruna deli divane olan, kendini dağa taşa vuran, homeless, derbeder, berduş olanların hep erkekler olması sorunsalıdır bu. Bakın Leyla ile Mecnu'na, Mecnun'dur çöllerde sürünen, Leyla sarayda onu bekler, bakın Ferhat ile Şirin'e, Şirin yine sarayda otururken dağları delen Ferhat'tır. Aşk erkeği daha çok dağıtır. Çünkü aşkta esas aşkı yaşayan erkektir. Hiç kimse yoo, hayır falan demesin. Kadın erkek ilişkilerinin büyük çoğunluğunda duygularıyla hareket eden, kendini aşkına adayan erkektir. Kadın ilşikinin mantık yanıdır, romantizmi, duygusallığı, omza yatıp uyumayı seven kadınlardır doğru ama bu imkanları yaratan erkektir. Erkeğin romantik olmadığı, yontulmamış odun gibi olduğu söylenir, külliyen yalandır. Bunlar tamamen kadının beklentisi ile şekillenen şeylerdir. Şimdi düşünün Ferhat mantıklı davransaydı ve 'dağları delmenin mümkünatı yoktur, adam akıllı bir şey isteyin yapayım' deseydi ne olacaktı? Ferhat ile Şirin diye bir aşk hikayesi olacak mıydı? Aksine 'kazma Ferhat' olacaktı, kızlar 'hah işte tam bir erkek davranışı' diyecekti. Şirin ne yaptı peki? Bu hikayeye girmek için sarayda beklemek dışında Şirin ne kattı bu aşka? Durduğun yerden senin için dağları delen bir adamı sevmek o kadar kolay ki anlatamam, ama niye aşkı için sadece Ferhat çırpınıyor? Bakın filmlere erkek hep yapmadığı şeyler için eleştirilirken, kadınlar yaptıklarından dolayı göklere çıkarılıyor. İsyanım var benim buna. Erkeklerin yapmadıklarıyla, kadınları yaptıklarıyla değerlendirilmelerine kızıyorum. Sen erkeğin sırtına dağları yükle sonra bir çakıl düşürdün diye ona kazma de, kadın sırtındaki çakılı taşıyor diye onu ilişkinin yıldızı ilan et. Kabul edilir şey değil. Aşkı için divane olmak erkeğin göreviymiş gibi bir algıyı reddediyorum. Masallarda bile huzur yok. Sen şatoda bekle adam ejderhaları öldürsün, Kaf dağını aşsın, senin için olmayan elmaları toplasın gelsin. Sonra çoraplarını odanın ortasında bırakıyor diye adama öküz de sen!Kabul etmiyorum. Kadın erkek ilişkilerinde romantik olan, ilişkisi için kendini ortaya koyan, düşünceli olan erkektir. Kadın sadece erkeğin yarattığı bu ortama uyarak mükemmelmişçesine bir portre çizer. Oysa kadınlar bilmezler ki erkek ilişkiyi oraya getirmese onların dahil olacağı bir ilişki olmayacaktı. Netice olarak aşkı için derbeder olanlar nedense hep erkeklerdir. Kadınların ben hiç çölde Ahmeeet Ahmeeet diye gezdiğini görmedim. 6. Biten her aşka hata gözüyle bakmak Resmin bütününü görememektir. Aşkı bir kompozisyon olarak ele aldığımızda sadece sonuç kısmına göre değerlendirme yapmaktır. Giriş ve gelişme bölümünde insana verdiği mutluluğu, iç huzurunu, uykusuz geceleri, onu görme hayallerini göz ardı etmektir, haksızlıktır. Biten her şeyin kötü olacağı yanılgısıdır. En kötüsü de zaman kaybı olarak görmektir. Biten aşkın karşı tarafına acımasızca saldırmak, onu yaftalamaktır. İyiliklerini, güzelliklerini, kişinin kendisine kattıklarını görmezden gelmektir. Biten her aşk hata değildir, esas itibariyle aşk hata değildir. Yaşandığı an itibariyle kişinin hayatının hemen hemen tamamını işgal eden bir duyguya hata demek kişinin kendisini reddetmesidir. İnsanın en kolay kabullendiği hatasıdır aşk ama ne yazık ki o da hata aşklar ardında bıraktığı göz yaşlarıyla ölçülür ve değerlendirilir. Oysa bu yanlış bir değerlendirme kriteridir, aşk büyük bir tabloysa fırça darbeleri, renk seçimleri, kullanılan teknik, içinde bulunduğu akım ile bir bütün olarak değerlendirmelidir. Kişi her aşkının altına imzasını atabilecek kadar benimsemelidir aşkını, bitmiş olsa ermek doğanın kanunu, sona erdi diye bir şeyin hata olduğunu söylemek inkardır, ötesi olan aşkım bittiAma sana olan aşkım yüzdendir her kadına Senmişsin gibi bakmam,Her kadında senden bir parça olan aşkım bittiAma bendeki aşkın yüzdendir hala kör olmam. 7. Sevgiliyi grup içerisinde eden piç Grup deyince aklına 'grup seks' gelen arkadaşlar bu yazının devamını okumasın lütfen. Sevgilimizi, kız arkadaşımızı yazıyoruz buraya, 'aha seks dedi', 'aha sevişme diyecek' diye bekleşmenin alemi yok, biz de insanız. 5-10 kişilik arkadaş grubu ile bir yerlere gitmişsiniz, eğleniyorsunuz. İçkiler içiliyor, sohbetler ediliyor. Derken Esteban'ın birisi sevgilinize, samimiyetinden güç alarak takılmaya başlıyor. sevgilinizin de sazanlığı o gün üzerinde, cevap veriyor bu iblise. Adamın sevgilinizi nereye çekmek istediği aşikar, siz görüyorsunuz ama sevgiliniz olacak o naif, o saf, o salak gidişatı görmüyor, göremiyor. Şimdi grup içinde müdahale etseniz, 'beni savunmana gerek yok Ekrem!' deyip sizi edecek, akşama sevişme yalan olacak, e ama müdahale etmezseniz evladı harcayacak güzel kızı. Derken Esteban sevgilinizi grubun içerisinde piç ediyor, ediyor, yükselen kahkahalara eşlik edemiyorsunuz, sevgilinizi teselliye yöneliyorsunuz. Gülen tek tek bakıp, intikamınızı alacağınızı belli ediyorsunuz. Sonra intikam aldığınızı düşündüğünüz bir vakit, yine Esteban çıkıyor sahneye; 'ben bunun sevgilisine laf soktum ya, ne yapacağını şaşırdı la bu ahıahıahı' diyerek sizi de atıyor. Atmıyor mu? atılmadınız mı? senin a..na koyim ben Esteban. Ağızlarıma 8. Yatağına kahvaltı götürdüğünüz sevgilinin "günah" diye geri çevirmesi Romantizm açısından içler acısı, dini açıdan doğru bir yaklaşımdır. Şimdi arkadaşım anam beni “sofraya yakın olan Allah’a da yakın olur” diye diye büyütmüş, yatağa getirilen kahvaltının neresine yakın durayım ki Allah’a yakın olayım? Yattığın yerden yemek yemene, kırıntılarını nevresime dökmene hiç girmiyorum dikkat üç harfliler kırıntılarla besleniyormuş, sabah yatakta kahvaltı et, akşamına seviş, gece götünü devir uyu. Neresinden bakarsan bak günah, cin boğması da cabası. Bu noktada sevgilinize katıldığımı belirtmeden edemeyeceğim. Önceki akşam tepiştiğin nevresim üzerinde sabah peynir, zeytin yemek sana dokunmuyor mu? Ecnebilerden görüp romantizm devşirmenin alemi yok. 9. Tartışılan sevgilinin telefonunu kankasının açması -A..alo..alo Merve dinle lütfen-Ben Merve değil, Aylin-Hah Aylin Merve’yi versene ya telefona-Seninle konuşmak istemiyor erkan arama lütfen-Ya sen bi versene…bu onun telefonu değil mi?-Öyle evet ama seninle konuşmak istemiyor-Ya Aylin lütfen bak önemli-Kapatıyorum ama lütfen artık-Ya aylin…lan a..na kodumun Aylini alo!!!Siz telefonda olduğunuz için bilmezsiniz size tarif edeyim ben sevgilinin odasının o anki halini, sevgili bir köşede, sandalyenin üzerine tünemiştir, ayaklarını karnına çekmiş, kıçınd pazen pijaması olduğu halde pür dikkat kankasını dinlemektedir. Kankasının her “hayır” deyişinde kafasıyla “aferin devam et, hep böyle” tadında küçük onaylar göndermektedir. Tırnağını yer bir yandan, bir yandan sizin telefonun öbür ucunda kıvrandığınızı gördükçe güler, keyiflenir. Telefonu kapattıktan sonra “ne dedi?” diye sorar kankaya, cevap ne olursa olsun tepkisi “oh olsun, daha çok sürtecem ben onun burnunu” olur. Tartışılan sevgilinin telefonunu kankasının açması hiç hayra alamet bir durum değildir. Düzelme ihtimali olan ilişkini bitirme noktasına getirebilirsiniz. Çünkü bu a..nakodumun kankaları ss subayı gibidir, mahkeme duvarı suratlıdır. Ne derseniz deyin kıramazsınız bunlardaki “sevgiliyi telefona vermeme direncini”. Sanki zamanında size akıl veren, taktikler öğreten bu değilmiş gibi şimdi size bir piç gibi davranır. İçinde biriktirdiklerinin acısını çıkarır sizden. Hatta bazen sevdicek dayanamaz 'tamam ver ya telefonu, bakayım ne diyor' diyecek olur da bu terbiyesizler ona da engel olur sevgilinizi eliyle iti itivererek. Bir tartışma sonrasında sevgilinizin telefonunu kankası açarsa, yanlış numara deyip kapatın. Yoksa 1 olan sinirinizi, üzüntünüzü 100 yapar bunlar. “Niye arıyorsun Merve’yi” der, “ne yapacaksın Merve’yi” der, “aramanı istemiyor” der, sizi bırakır. Büyük lafı dinleyin, sevgilinizin telefonunu kankası açıyorsa hiçbir şey demeden usulca telefonu kapatıp dinlenin Aylin kapatma lütfen…Aylin-He söyle-Ya Merve orada mı?-Ne yapacaksın Merve’yi?-Şeyime takacam, la mal ne yapacam konuşacam….alo, alo Aylin?-dıııııııııııııııııtTemsili Resim AYLİN 10. Sevgilinin yavaş yavaş ev kadınına dönüştüğü gerçeği İster çalışıyor olsun, ister işsiz olsun her kadının geçirdiği bir evrim sürecidir ev kadınlığına gidiş süreci. Ve eğer siz eşinizle belli bir süre sevgili olarak birlikte olmuşsanız bu şaşırtıcı sürece tanıklık edebilirsiniz. Sizinle kayalıkların üzerinde içki içen, sabahın dördünde körkütük sarhoş eve dönen, Mutfak tezgahında sevişen sevgili yavaş yavaş mutfak tezgahını çamaşır suyu ile temizleyen biri haline dönüşür. Hep erkekler için söylenen “sen çok değiştin” lafının ifade ettiği süreci kadınlar ev kadınına dönüşerek yaşarlar, çok göze batmadığı ve şikayet edilecek pek fazla husus barındırmadığı için de erkekler tarafından evlendikten sonra değişen erkek değildir, kadının ev kadını algısına sahip olmasıdır. Erkek bekar hayatında neyse odur aslında ama kız artık evinin hanımıdır, bu değişiklik onun algılarında köklü bir değişikliğe sebep olur ve önceden yerdeki çorapları görmeyen kadın evlendikten sonra çorap avcısı olur çıkar. Bu süreç beraberinde annesinden ayrı geçirdiği yıllarda körelmeye yüz tutmuş anne klişelerinin de geri çağrılmasına sebep olur. Bir bakmışsınız “aşkım gömleğim nerede” dediğiniz sevgiliniz size “nerede çıkardıysan oradadır” demeye başlamıştır. Ürkütücü bir dönemdir bu. Hafta sonu temizliklerinin, bayram temizliklerinin, ev baklavalarının, böreklerin, düzenli ütü işlerinin, çamaşır suyunun hayata girdiği bir evredir. Değişmeye direnen erkeğin karşısında, anne algılarıyla donanan kadın yepyeni haliyle kozasından çıkar ve çocuk istiyorum der. Bu artık ev kadınına dönüşmüş olan sevgilinizin yeni bir koza örmeye başladığının habercisidir. Bu kozadan karşınıza bir anne çıkacaktır haberiniz yanına kalın bir şeyler al hava soğuk anne de geldi… Bonus - Ebru Gündeş'in "ölümsüz aşklar" klibindeki tanışma Kendine güveni, ilişkiye açık olmadaki aşırı uçları, ilk görüşte aşkı etkileyici bir dille anlatan, izleyen de 'olm ben de yaparım lan bunu' hissi uyandıran ancak yıllar içinde edinilmiş tecrübelerle gerçekleştirilmesi mümkün olan tanışma kız kalp çizmiş, içine adını yazıyor. Bir bakıyorsun ki erkek kısmı boş. Buraya da benim adımı yazalım mı diyorsun ve hop ölümsüz aşk başlıyor... Bak bir isim yazmayla olay nerelere geldi...
Türkçe Arapça Almanca İngilizce İspanyolca Fransızca İbranice İtalyanca Japonca Flemenkçe Lehçe Portekizce Rumence Rusça İsveççe Türkçe ukraynaca Çince Fransızca Eş anlamlılar Arapça Almanca İngilizce İspanyolca Fransızca İbranice İtalyanca Japonca Flemenkçe Lehçe Portekizce Rumence Rusça İsveççe Türkçe ukraynaca Çince ukraynaca Bu örnekler aramanıza bağlı olarak kaba sözcükler içerebilir. Bu örnekler aramanıza bağlı olarak günlük dilden sözcükler içerebilir. "Hiçbir şey demeden" metninin Fransızca çevirisi Hiçbir şey demeden bardan dışarı attım kendimi. "Hiçbir şey demeden gitti," diyor. Hiçbir şey demeden gittiğim için özür dilerim. Çantamı toplayıp hiçbir şey demeden çıktım gittim. Birkaç dakika hiçbir şey demeden sadece yürüdüler. Bir süre, ikisi de hiçbir şey demeden birbirlerine baktılar. Ils restèrent tous un moment, se regardant les uns les autres sans rien dire. En kötüsü de önceden hiçbir şey demeden beni önlerinde satman. Maskeli adam hiçbir şey demeden olanları izledi. Yoksa, hiçbir şey demeden yolunuza mı devam edersiniz? Nasıl söyleyebilirdim her şeyi, hiçbir şey demeden gitmek istedim, kalkmak... hiçbir şey demeden gitmek... Ted hiçbir şey demeden güldü ve Karen da istediğini aldı. Ted est parti sans rien dire et Karen a eu exactement ce qu'elle voulait. Hiçbir şey demeden cesedi götürdüler. Hiçbir şey demeden yemeğini yer. Hiçbir şey demeden mi gidiyorsun? Hiçbir şey demeden yanından uzaklaştık. Hiçbir şey demeden içeri girdi. Hiçbir şey demeden içmeye başladı. Hiçbir şey demeden dönüp gittim. Niye hiçbir şey demeden gittin? Bu anlam için sonuç bulunamadı. Sonuçlar 58. Birebir 58. Geçen süre 58 ms.
hiçbir şey demeden giden erkek