🎇 Kadının Kocasına Bağlanması Için Dua
2- Kocasını dinlemeyen bir kadının alnından bir kıl alınarak bu ismi şerifi üzerine bin defa okursa o kadın, daire-i itaata girer. Kocasına isyandan vazgeçer. 3- Bu ismi şerifin adedi 319, saati Müşteridir. Şehitlik mertebesine ulaşmak için okunması mücerrebdir.
a Kocası: Kadın, kocasının yanında dilediği gibi giyinebilir. Eşler arasında örtünme bakımından bir sınır söz konusu değildir. Kadının kocasına güzel görünmek için süslenmesi ve açılması mubahtır. Ancak yabancı erkeklere güzel görünmek ve onların ilgisini çekmek için süslenmek caiz olmaz. b) Babası (el
Nihat Hatipoğlu Rızkın Bereketli Olması için Dua Ibn Ebi Sevbe Dua 42. Şabi. İslam'a göre bir kadının iyi olması için kocasına iyi davranması
Kişi, bir yabancı ve fer'i lehinde şahitlik ederse, en zahir kavle göre şahitliği çocuğu için değil yabancı için kabul edilir. Ben diyorum ki; kadının kendi kocasına, kocanın kendi karısına, kardeşin kardeşe veya kişinin kendi arkadaşına şahitliği kabul edilir. Allah daha iyi bilir.
Zekeriya Güler ’in 4. Baskısı Rıhle Kitap ’tan Ekim 2019’da çıkan 40 Hadiste Kadın ve Aile isimli eseri, Allah ve Resûlü tarafından, Câhiliye döneminde ezilmiş, horlanmış, zulüm ve sefalete terkedilmiş, hak ve hürriyetleri ellerinden alınmış kadınlara nasıl bir izzet, şeref ve haysiyet kazandırıldığını bir
EşiniKendine Bağlama Büyüsü. Ülkemizde medyum hocalara en çok istek gören büyü olmasına rağmen çok az sayıda kişi bu uygulamayı etkili bir şekilde yapabilmektedir.Eşinizi kendinize bağlamak için etkili bir büyü yapabilmek için havas ilmi çok iyi hakim olunması gereklidir.Kocasının kötü niyetli bir kadın
SevdigineKavusmak İçin Dua. İstediğini istediği yerde toplayan Cenab-ı Allah . Birbirine benzeyen,benzemeyen ve zıd olan şeyleri bir araya getirip yan yana tutan Allah. Cem;Dağınık şeyleri bir araya toplama demektir. Allah’ın El-Cami İsmi şerifi:toplayan anlamındadır. Sevdiklerine kavuşmak,tekrar birleşmek isteyler her
Sahabi kadının çoçuğu şiddetli bir hastalığa yakalandı. Kocası ise bir iş için uzak yere gidince çoçukları vefat etti. Hemen kocasına haber iletmedi ve onun eve dönmesini bekledi. Hiç kimsenin haberi vermemesi hususunda insanları tembih etti. Kocasının eve döneceği gün evini temizledi, yemeğini pişirdi ve kendisini
EvlilikteSadakat için Dua. Eğer kocanızın size bağlı kalmasını istiyor iseniz bu dua ile kısmet ise sevdiğiniz insan hep size bağlı kalacak ve sözünüzden çıkmayacaktır. İçinde su bulunan bir bardağa 100 defa “Bismillahirrahmanirrahim “okuyup bu suyu kocasına içiren kimse,onun sevgisine ve bağlılığına kavuşur.
2o8nD. Soru-177 Kadını dövmek, aile meclisi hakemlik, kadının kocasına itâatı secde hadisi.Soru Merhaba, ben M. S. D. Üniversiteden altı ay önce mezun oldum iki aydır da çalışmaktayım. Size benim hayatımın önemli faktörlerinden olan ve geleceğimi etkileyebilecek bir konudan bahsetmek, sormak ve yardımcı olmaya karar verirseniz de yardımınızı almayı istiyorum. İnsanın hayatta bir şeyleri paylaşması geregi ben de hayatımı paylaşabileceğimi düşündüğüm bir insanla yaklaşık alt aydır birlikteyim. Birlikteliğimizde paylaştığımız güzel zamanlar olmakla birlikte sıkıntılı anları da birlikte yaşadık ve paylaştık. Şu an içerisinde bulunduğumuz zamanda bu sıkıntılı anlarımızdan. Bir paylaşımda esas olan nedir? Aslında sormaya çalıştığım bir paylaşımın eşitliği nedir? Hiç bir zaman karşımdaki insana baskın olma çabasında olmadım, her zaman Allah'a benim onu anlayabileceğim, sevebileceğim ve onun beni anlayabileceği, sevebileceği ve Allah'ın yolunda bir yaşam nasip etmesi için dua ettim. Bu duamı size söylememdeki maksat şu; İnsanlar birbirlerini sevmek için veya ilişkilerini ilerletmek için birbirlerine önşart koşmaları gerekir mi? Bu ön şartlar özellikle de iş, kariyer, evliliğin gidişatı gibi konularda. Bir birliktelikte eğer eşitlik yoksa! İslam'a göre bir hanenin reisi kavramı var mıdır? Yani sorunlar oturulup konuşulduktan sonra ve ulaşılamayan sonuçta baskın olması gereken karekter eğer eşitlik yoksa ve baskınlıktan kastım baskıcılık değildir kesinlikle kimdir? Beraber olduğum insanın söylediği bir ifadeden yola çıkarak bu maili size yazmaya karar verdim. İfade bir hadis üzerine "Kadınların Allah'tan başka bir varlığa tapmasını isteseydim bu eşleri olurdu" hadisinin sizin tarafınızdan sahih olmadığı konusu bana iletildi. Bunu söylememdeki murat birlikte olduğum insanın bana itaatini sağlamaya çalışmamdan kaynaklanmıyor, ama ortak paydayı bulmak adına itaatsizliği veyahut kadın hakların ön plana çıkarmaya çalışmak da ne kadar doğru diye düşünmekten kendimi alamıyorum. Size anlatmaya çalıştığım asıl olarak şu Bir kadınla bir erkeğin arasındaki münasebetler ne çerçevede düzenlenmek zorundadır. Bu soru benim için gerçekten önemli... Ben hayatımı gerçekten inandığım değerler çercevesinde şekillendirmek istiyorum ve bu çerçeveyi çizerken de kimseye zulmetme taraftarı değilim. Aynı şekilde kendimi de yıpratmak istemiyorum. Uzun zamandır benim tarafımdan konusu dahi edilmemesine karşın bir iktidar çekişmesi yaşanmakta ve bu çekişmenin ne şekilde çözülebileceğini bilemiyorum. Bu çekişmenin sonucunun belirlenmesi bizim hayatımızın bundan sonraki kısmında davranışlarımıza esas olmakla birlikte geleceğe birlikte yürüyüp yürümeyeceğimizin kararın vermek açısından da etkili olacaktır. Aslında söylemek istediklerimi tam olarak ifade edemiyorum ve yuvarlak cümlelerle bir şeyleri anlatmaya çalışıyorum, ama özele girerek sizi rahatsız etmek istemiyorum. Eğer bana bu konularda yardımcı olur ve cevap verir iseniz ve benim de konuyu netleştirmem gerekir ise size tekrar yazarım. Eğer yardımcı olursanız çok sevinirim. Teşekkür ederim. Cevap İfadelerinizden evli olduğunuz ve sorunuzun da eşinizle sizin aranızda olduğu anlaşılıyor. Ancak bu ilişkiyi "şu zamandan beri bir hanımla beraber olmak" şeklinde ifade etmek doğru değildir; çünkü zamanımızda evli olmayan çiftlerin zina ederek yaşadıklar hayat/birlikteliği de "filan falan ile beraber oluyor" şeklinde ifade ediyorlar. Ben paylaşmayı, tarafların gönüllü ve karşılıklı olarak "meşru, güzel, doğru, iyi, iki taraf için yararlı olan her şeyi paylaşmaları; yani bunların olması, gerçekleşmesi için birbirine yardımcı olmaları, her birinin elinden geleni yapması" olarak alıyor, böyle anlıyorum. İyi bir evliliğin ancak böyle oluşup gelişeceğine inanıyorum. Taraflar, gönüllü olarak paylaşmayı bir yana bırakır, "Kim kimden üstün, kim kimin yönetiminde, kim kime nerede, ne kadar itaat edecek, kimin hakları, yükümlülük ve ödevleri nedir?" sorusunu sorar ve bu konuları tartışmaya başlarlarsa her şeyden önce bir güven ve sevgi eksikliğinin bulunduğu ortaya çıkmış olur. Erkeklerin aile içindeki yetkileri, kadınların da bu yetki karşısındaki durum ve tutumları konusu şu âyetlerde açıklanmıştır "Allah'ın insanlardan bir kısmını diğerlerine üstün kılmasına bağlı olarak ve mallarından harcama yapmaları sebebiyle erkekler, kadınların yöneticisi ve koruyucusudurlar. Sâliha kadınlar Allah'a itaatkârdır. Allah'ın korumasına uygun olarak, kimsenin görmediği durumlarda da kendilerini korurlar. Baş kaldırmasından endişe ettiğiniz kadınlara ögüt verin, onları yataklarda yalnız bırakın ve onları dövün. Eğer size itaat ederlerse artık onların aleyhine başka bir yol aramayın; çünkü Allah yücedir, büyüktür. Eğer karı kocanın aralarının açılmasından korkarsanız, erkeğin ailesinden bir hakem ve kadının ailesinden bir hakem gönderin; düzeltmek isterlerse Allah aralarını bulur; şüphesiz Allah her şeyi bilen, her şeyden haberdar olandır" Nisa 4/34-35. Şimdi bu iki âyeti tefsir ederek konuyu anlamaya çalışalım 34. Âyette, yalnızca kocaların değil, bütün erkeklerin koruyucu ve yönetici kavvâmûn olmaları iki gerekçeye dayandırılmıştır a Allah insanların bir kısmına diğerlerinden üstün kabiliyetler vermiştir, bu cümleden olarak koruma ve yönetme bakımından erkekler, kadınlardan daha uygun özelliklerle donatılmışlardır. b Erkekler aile geçimini ve diğer malî yükümlülükleri üslenmişlerdir. Bazı müfessirlere göre bu iki gerekçeden birincisi insan tabiatının değişmez özelliğidir; genel olarak erkeklerde akıl ve mantık ön plandadır, kadınlarda ise duygu öne çıkar. Koruma bakımından fizik güç önemlidir ve erkekler bu yönden daha güçlüdürler. İkinci gerekçe ise yaratılıştan değil, kültür ve medeniyet şartlarına bağlı alışkanlıklar, âdetler, tutumlardan kaynaklanmaktadır. İslâm'ın geldiği çağda daha yoğun, günümüzde ise önemli ölçüde olmak üzere erkeklerin bu fonksiyonları da devam etmektedir. İslâm hukuk kurallarına göre erkek hem -geniş mânada- ailenin geçiminden tek başına sorumludur, hem de mehir, diyet, cihad/askerlik gibi malî tarafı olan yükümlülükleri vardır. Erkeğin "kavvâm" olması hangi yetkileri ve vazifeleri ihtiva etmektedir? Bu soruya verilen cevaplar eskiden yeniye değişik olabilmiştir. Yalnızca âyet ve hadislerin lafızlarını değil, bunların yanında uygulamayı ve dolayısıyla örf ve âdeti de göz önüne alan müctehid ve müfessirler, sözlük mânası "bir şeyin üzerinde duran, hâkim olan, özen gösteren, onunla yakından ilgilenen" demek olan kavvamlığa, "reislik, yöneticilik, eğitim, koruma, savunma, ıslah, kazanma, üretme" mânalarını yüklemişlerdir. Tarih boyunca erkekler bu işleri ve sıfatları, fiilen kadınlardan daha ziyade yüklenmişlerdir. Çağımızda kelimeye yüklenen hâkim mâna ise "aile reisliği"dir. Âyetten erkeklerin yönetim, savunma ve koruma bakımlarından genel olarak önde oldukları anlaşılmakla beraber, takip eden cümleler göz önüne alındığında burada, aile kurumunda hâkimiyet ve yöneticilik mânasının ağır bastığı görülecektir. Ailede kurucu unsur karı kocadır. Bu temel kurumu oluşturan, yöneten, yönlendiren dinî, ahlâkî, hukukî kurallar vardır. Kurallara uyulduğu müddetçe mesele yoktur. Taraflar kuralları bozar, hakları çiğnerse düzeni sağlamak ve adaleti gerçekleştirmek üzere çeşitli tedbirler ve müeyyideler devreye girecektir. Bu âyette karının, aynı sûrenin 128. âyetinde ise kocanın hukuku çiğnemesi ve düzene baş kaldırması nüşûz ele alınmıştır. Aile hayatı içinde kadın, kurallara göre rolünü ifa edip etmemesi yönünden iki sıfatla nitelendirilmiştir Sâliha ve nâşize. Sâliha kadınlar hem kocalarının ve diğer aile fertlerinin yanında açıkta, zâhirde hem de onların bulunmadıklar yerlerde gaybda vazifelerini hakkıyla yerine getirir, Allah'ın koyduğu, toplumun benimsediği kuralların dışına çıkmaz, aileye ihanet etmez, şerefine leke sürmezler. Bazı davranış ve tavırları sebebiyle yoldan çıkma, hukuka baş kaldırma nüşûz belirtileri gösteren, böylece nâşize olması ihtimali beliren kadınlara karşı ne yaplacak, aile düzeni ve hukuku nasıl korunacaktır? İşte bu noktada Kur'ân-ı Kerîm vazifeyi ailenin reisi sıfatıyla önce kocaya vermektedir. Öngörülen tedbirlere başvurmasına rağmen koca düzeni sağlayamazsa ve ailenin dağılmasından korkulursa sıra hakemlere gelecektir. Âyette hukuka baş kaldıran, meşrû aile düzenini bozmaya kalkışan nâşize kadına karşı erkeğin yapabileceği şeyler Öğüt vermek, yatakta yalnız bırakmak ve dövmek şeklinde sıralanmıştır. Öğüt vermek ve yatakta yalnız bırakmak, küsmek gibi tedbirler problem teşkil etmemiştir, ancak dövme tedbiri özellikle çağımızda, kadın hakları ve insanlık haysiyeti yönlerinden önemli bir tartışma konusu olmuştur. Esasen tefsir ve hadis kitaplarına bakıldığında kadının baş kaldırma durumunda bile kocası tarafından dövülmesini, eski tefsirciler arasında da farklı yorumlayanların, bunun câiz olmadığını ileri sürenlerin bulunduğu aşağıdaki alıntılarda görülmektedir. Dövme tedbiri ve hükmünün -bu âyet dışında- en önemli dayanağı ilgili hadislerdir. Bu hadislerin, aksini söyleyen rivayetlere nisbetle daha sahih ve sağlam olanlarında Peygamberimiz kadınların dövülmesini menetmekte, karılarını dövenlere "hayırsız" demekte, "Gündüz karısını köle gibi kırbaçlayan birisi akşam onunla aynı yatağa nasıl girecek?" diye sormaktadır Buhârî, "Nikâh", 93; Ebû Dâvûd, "Nikâh", 60. Eski tefsircilerin, bu âyetin geliş sebebi olarak zikrettikleri bir vak'a, Araplar'da âdet haline gelmiş bulunan "kadını dövme" eylemine Hz. Peygamber'in bakışı ve bunu ortadan kaldırma iradesi bakımından ilgi çekicidir. Ensardan Sa'd b. Rebî', nâşize olan karısına bir tokat vurmuş, kayınpederi de damadını, Hz. Peygamber'e şikâyet etmişti. Peygamberimiz "Kadın da aynı şekilde kocasına vursun" buyurdu, fakat daha emir yerine getirilmeden açıklamakta olduğumuz âyet geldi, bu durumda kocanın karısına vurabileceği anlaşıldı ve emir geri alındı Cessâs, 188; İbnü'l-Arabî, 415. Dövmenin şekli ve miktarı üzerinde durulmuş, kadına zarar vermemesi, iz bırakmaması, yüze vurulmaması genel olarak kaydedilmiştir. Bazı tefsircilere göre vurma tamamen semboliktir, meselâ müfessir Atâ'ya göre misvak dişlerin temizlendiği, fırça büyüklüğündeki özel, yumuşak ağaç dalı gibi bir şeyle yapılacaktır Cessâs, 189; İbn Atıyye, 48. İkinci nesil âlimlerinden Atâ, hukuku çiğneyen kadına uygulanacak müeyyide ile genel olarak kadın dövme konusundaki hadisleri birlikte değerlendirmiş ve şu sonuca varmıştır Erkek, namusu lekeleyecek bir davranışta fahişe bulunmayan, yalnızca nâşize olan karsını dövemez, ancak ona karşı öfkesini ortaya koyabilir. Atâ'nn bu anlayışını açıklayan -biri eski, diğeri çağdaş- iki tefsir âlimi farklı dayanaklardan hareket etmişlerdir. Bunlardan Ebû Bekir İbnü'l-Arabî'ye göre Atâ, âyette geçen dövmenin ibâha serbest bırakma ifade ettiğini, genel olarak karı dövmeyi yasaklayan hadislerin ise kerahet mekruh ve çirkin görme hükmü getirdiğini tesbit etmiş ve sonuç olarak "Koca, karısını dövemez" demiştir Ahkâm, 420. Çağdaş tefsircilerden İbn Âşûr'a göre Atâ, âyet ve hadislerin farklı durumlara göre farklı hükümler getirdiğini anlamış, öğüt ve küsmenin kocaya, tecavüzün şiddetine göre sopa vb. müeyyide uygulamanın ise kısmen kocaya, genel olarak da yönetim ve yargıya ülü'l-emre ait bulunduğu sonucuna varmıştır. Koca iyi niyetle ıslah etmek ve aileyi korumak maksadıyla ve sınır aşmadan, kadına zarar vermeden -nâşize olan eşine- birkaç sopa vurursa buna izin verilecektir, sınır aşılır, bu izin kötüye kullanılırsa ülü'l-emr kocaların eşlerini sopalamasını kesin olarak yasaklayabilecektir V, 43-44. Fuhuş sebebiyle değil de yalnızca kocasına baş kaldırdığı, aile hukukunu çiğnediği, uzun zaman sevdiği ve kabullendiği kocasını istemez olduğu için karının, kocası tarafından -belli ölçüler içinde- dövülebileceği hükmüne tarihîlik açısından da bakılmıştır. İbn Âşûr'a göre dövme izni bazı toplulukların veya toplum tabakalarının örf, âdet ve ruh hallerine riayet edilerek verilmiştir, her zamanda ve her durumda geçerli değildir. Nüşûz durumunda kocanın karısını dövebilmesi için aralarında yaşadıkları toplumda bu davranışın ayıp, anormal, aşağılayıcı, zarar verici, hukuka aykırı telakki edilmemesi, kocanın öfkesinin karısı tarafından ancak bu vasıta ile hissedilir olması gerekir, izin böyle topluluklar ve durumlar için geçerlidir. Hz. Ömer'in Mekke halkı ile Medine halkını, kadınlara hâkimiyet bakımından karşılaştırdığı şu sözleri de toplum değiştikçe ilişki ve davranışların da değişebileceğini göstermektedir "Biz muhacirler kadınlarımıza hâkimdik, sözümüzden çıkmazlardı, Medine'ye gelince gördük ki, Medine'nin yerli kadınları kocalarına hâkim durumdalar, bu defa bizim kadınlarımız da onlara benzemeye, onlar gibi davranmaya başladılar." Buhârî, "Nikâh", 83; İbn Âşûr, V, 41-42. Bize göre kadının aile hukukunu çiğnemesi halinde bir ıslah tedbiri olarak ve içinde yaşanılan topluluğun örf ve âdetine uyularak serbest bırakılan "kocanın karısını dövmesi" eylemi, Hz. Peygamber tarafından toplum ıslah edilerek, insanın ve özellikle zevcenin dövülemeyeceği ifade ve telkin edilerek ortadan kaldırılmış, "iyi bir kocanın karısını dövemeyeceği" kaidesi bu yakışıksız davranışın önüne bir set olarak konmuştur. Burada sünnet Resûlullah'ın sözleri ve uygulaması âyeti neshetmemiş, tarihîliğini, yerelliğini ve kültürel bağlamını açıklamıştır. Aile Meclisi Hakemlik Ailede huzur ve düzeni bozan, taraflardan birisi olduğunda "nüşûz"dan söz edilir. Aile düzeni iki tarafın karşılıklı anlaşmazlıklarından, hukuk ihlâlinden ve geçimsizlik çıkarmalarından ileri geliyorsa ve bu durum uzayıp gittiği için ayrılmalar, ailenin dağılması ihtimali ortaya çıkarsa "şikâk" hali gerçekleşmiş olur. Bu durumda Kur'ân-ı Kerîm'in gösterdiği yol, teklif ettiği çözüm usulü "anlaşmazlığın hakemlere götürülmesidir." Âyetin açık ifadesine göre hakem tayin edecek olan merci, karı ve koca veya bunların aileleri değil, devletin ilgili kurumudur ülü'l-emr. Kurum şikâk durumunda hakem tayin etmekle yükümlüdür, ancak bu yükümlülük karı kocanın da hakem tayinine engel teşkil etmez. Kurumun meselâ mahkemenin tayin edeceği iki hakemden birinin koca, diğerinin de karı ailesinden olması âyette zikredilmiştir. Bu kaydın bağlayıcı olup olmadığı konusu tartışmalıdır; Şâfiî gibi "Böylesi daha iyi olur, müstehaptır" diyenler yanında, "Akraba içinde hakemliğe uygun şahıslar bulunduğu müddetçe yabancılardan hakem tayini câiz değildir" diyenler de olmuştur. Hakem, tarafların rızası veya hâkimin tayini ile anlaşmazlık konusunu hükme bağlıyan kişidir. Hakemin salâhiyetinin "hâkim" gibi mi, yoksa "vekil" gibi mi olduğu da tartışılmıştır. Hz. Ömer, Osman, Ali, İbn Abbas gibi önde gelen sahâbîler yanında Nehaî, Şa'bî, Mâlik, Evzâî, Şâfiî gibi âlimler hakemlerin salâhiyetlerinin hâkim gibi olduğu, yapacakları araştırma, soruşturma, danışma sonunda evlilik hayatının devamı veya sona erdirilmesinden hangisine hükmederlerse onun geçerli olacağı, karı veya kocadan birinin aksini dilemesinin etkisi olmayacağı hükmüne varmışlardır; çünkü -bu müctehidlere göre- hakem tayininin mânası ve işlevi bundan ibarettir. Bu ictihad hakemlere, araya mahkeme girmeden aile bağını çözme salâhiyetini tanımakla aile sırlarının alenî mahkemelerde göz önüne serilmesi sakıncasını da ortadan kaldırmaktadır. Ebû Hanîfe ve onun gibi düşünen az sayıdaki müctehid ise hakemlerin salâhiyetlerinin vekilin salâhiyeti gibi olduğu, tarafların iradesi dışında bir çözüme gidemeyecekleri kanaatini benimsemişlerdir. Buna göre hakemlerin vazifesi tarafların arasını düzeltmek, kusurlu olan tarafı yola getirmek için uygulanacak yöntem ve müeyyideyi belirlemek gibi hususlardan ibarettir. Osmanlılar'ın sonuna doğru kabul edilen 1917 tarihli Hukuk-u Aile Kararnâmesi şikâk durumunda başvurulan hakemlere "aile meclisi" adını vermiş ve meclisin salâhiyeti konusunda Hanefî mezhebinin değil, çoğunluğun ictihadını kanunlaştırmıştır md. 130. İslâm hukukunda boşama tatlik, talâk hakkı kocaya aittir. Bu hükmü ya anlamayan veya kötüye kullanmak isteyenler "kadın hakkına aykırı" olarak değerlendirmişler, "İslâm hukukuna göre kadın evlilik hayatında zarara uğrasa, zulüm görse, mutlu olmasa dahi kocası boşamadıkça bunlara katlanmak mecburiyetindedir" demişlerdir. Âyetin açık ifadesi ile bunun ışığında yapılmış ictihadlar bu anlayışa kesin olarak yol vermemektedir. Evlilik hayatı içinde zarar ve zulüm gören, mutlu olmayan kadın, kocası boşamak istemediği halde hâkime veya hakemlere başvurarak evlilik hayatını sona erdirebilir. Ayrıca yine kadının irade ve teşebbüsü ile devreye girecek olan bedel vererek boşanma muhâlea yolu da açıktır. İslâmî çözümü resmî kurumlar aracılığı ile işletmeyen sistemlerde aile meclisi veya cemaatin devreye girmesi, tayin edecekleri hakemler aracılığı ile anlaşmazlıkların çözüme bağlanması mümkündür; çünkü âyet belli şahıslar veya resmî kurumlar değil, ümmeti, cemaati muhatap kabul etmektedir. Kadının Kocasına İtâatı Secde Hadisi Secde hadisine uydurma demek mümkün değildir; hem muteber kaynaklarda rivayet edilmiştir hem de metninde bir sakatlık yoktur. Irak taraflarına gidip gelen bir sahâbî orada insanların, saygı göstermek için üst yöneticilere secde ettiklerini görmüş, Hz. Peygamber'in buna onlardan daha layık olduğunu düşünmüş, dönünce bu düşüncesini Peygamberimize açmıştı, şöyle buyurdular - Ben vefat ettikten sonra kabrimin yanından geçsen ona secde eder misin? - Hayır. - Öyleyse yaşarken de ölümlü olduğu bilinen insanlara secde etmeyin. Eğer bir kimseye secde edilmesini emredecek olsaydım, Allah, kadınlara karşı erkeğe bir hak verdiği için ona secde etmelerini emrederdim. Ebû Dâvûd, Nikah, 40; Şerhi Avnu'l-Ma'bûd, 6/177; Tirmizî, Radâ', 10 Metinden de anlaşılacağı üzere hadisin asıl konusu Allah'tan başkasına fani, yaratılmış varlıklara secde edilemeyeceği ile ilgilidir. Bu münasebetle Peygamberimiz, kadınların üzerlerindeki koca hakkının da önemine vurgu yapmıştır. Başka âyet ve hadislerde de kocanın üzerindeki kadın hakkı anlatılmıştır. Erkeklerin hakkı, bir derecelik üstünlüğü "aile reisliği" ile ilgilidir. Koca hem ailenin geçimini sağladığı, hem de aileyi temsil, koruma ve yönetme bakımından daha uygun bulunduğu için ailenin reisi olması uygun görülmüştür. İslam insanın dünya ve ahirette mutluluğunu sağlamak üzere gelmiş ilâhî bir dindir. İnsanın varlığı, yaratılış gayesinin gerçekleşmesi ancak bir topluluk içinde olabileceği için dinin hükümleri arasında "topluluğun düzeni" ile ilgili talimat ve tavsiyeler de bulunmuştur. En küçük fakat en önemli topluluk birimi ailedir; o da küçük bir topluluk olduğu için düzen gerektirmiş, bu sebeple aile fertlerinin birbirlerine karşı konumları, hak ve sorumlulukları belirlenmiştir. Peygamberimiz'in çocuklarla ana baba, karı ile koca, fert ile onun hısım ve akrabası arasındaki bağ, karşılıklı haklar ve sorumluluklar üzerine söylediklerini bu çerçeve içinde anlamak gerekirken bazı erkekler, geçmişte ve günümüzde "kadının kocasına itâatı"konusundaki hadisleri çerçevesinden saptırmışlar, karılarına zulmetmek, onları esirler, hatta köleler haline getirmek için kullanmışlar; yemek tuzlu oldu diye, kadın yatağa veya çalışmak üzere tarlaya gelmedi diye... onu azarlamış, hatta dövmüşler, bu selahiyeti de İslamdan aldıklarını söylemişlerdir. Evet Hz. Peygamber'in hadisleri arasında "Kulun kula secde etmesi caiz olsaydı kadınların kocalarına secde etmelerini emrederdim", "Bir koca karsını yatağına çağırır da -karısı gelmezse- sabaha kadar ona melekler lanet eder", "kadın evinize, istemediğiniz bir kimseyi sokarsa onu yola getirmek üzere -başka çare kalmadığında- hafifçe dövebilirsiniz" mealindeki hadisler gibi uyarıları, teşvik ve irşatları vardır. Ama Kur'an'da ve Sünnette "eşlerimize karşı makul ve meşru davranmamız", "onlara evlilik bağı içinde maddi veya manevi zarar vermekten uzak durmamız", "ya iyilikle, güzellikle evli kalmamız yahut da yine iyilik ve güzellikle ayrılmamız" emredilmiştir. Velileri tarafından sevmedikleri, istemedikleri kimselerle evlendirilmiş kızlar ve kadınların nikahlarını Peygamberimiz iptal etmiştir. Kendi kızı Hz. Fâtıma, kocası Ali'nin ikinci evliliğine razı olmamış, O da kızının tarafını tutmuş, damadına "ya Fâtıma'yı boşamasını yahut da ikinci evlilikten vazgeçmesini" söylemiştir. Zaman zaman Hz. Fâtıma ile kocası tartışmışlar, küsüşmüşlerdir; bu durumda Sevgili Babası kızına "sana melekler lanet eder, hemen barış, dediğini yap" buyurmamış, Hz. Ali karsını dövmeye kalkışmamış, Peygamberimiz aralarına girerek onlar barıştırmış, normal evlilik hayatına dönmelerini sağlamıştır. Bizzat kendi eşleri dini emir konusu olmayan bazı hususlarda ona itiraz etmişler, ondan yapmak istemediği bazı şeyleri istemişler, bir müddet küs kalmışlar, sonra konuşarak anlaşmış, barışmış ve mutlu hayata dönmüşlerdir. Hz. Peygamber çok yaygın bulunan "kadın dövme olayını" yasaklamış, birden gelen bu kesin yasaklama alışılan düzeni bozduğu için bilahare "evlilik hukukuna riayet etmeyen kadına karşı son çare olarak ve hafif olmak şartıyla" izin vermiştir; ancak kendisi ömrü boyunca eşlerine bir fiske vurmamış, "Karılarını dövenler hayırlılarınız değildir", "Akşam bir yatağı paylaşacağınız eşlerinizi nasıl hayvanlar gibi dövebiliyorsunuz" buyurmuştur. Aile hayatının düzgün yürümesi, kocanın otoritesini kötüye kullanmaması kadar kadının da kadınlığını istismar etmemesi için yapılmış tavsiyeleri tek taraflı olarak ve bağlamlarından kopararak alan ve karşı tarafa zulmeden, baskı yapan kimseler, Allah ve Rasulü'nün murat ve maksatlarının dışına çıktıklarını bilmelidirler. Ve bilmelidirler ki, hiçbir beşere bunun içinde koca, ana, baba ve devleti yönetenler de vardır itaat mutlak değildir. Hiçbir kimseye haksız olan, meşru olmayan emir ve isteklerinde itaat edilmez. Eğer bir kadın kocasına kırılmışsa, onun gül yaprağından nazik gönlü örselenmiş, kalbi incinmişse kocanın yapacağı şey " Hemen dediğimi yap, ben reisim, bana itaat edeceksin, etmezsen sana melekler lanet ederler..." demek yerine "En iyileriniz kadınlarına en iyi davrananlarınızdır" hadisine uyarak onun gönlünü almak, meseleyi açık yüreklilikle ve sevgiyle çözmektir. Allah Sevgisine ulaşmanın yolu O'nun Örnek olarak gönderdiği Kâmil İnsan'a uymak, onu hayatta rehber edinmek, izinden asla sapmamaktır. O'nun söylediklerinin bir kısmını alıp bir kısmını almamak yerine, sözlerini bir bütün halinde ve maksadına da dikkat ederek alıp uygulamaktır. Eğer bu yapılır, bu yol ve usul takip edilirse müslümanlar ölmeden, cennete gitmeden de -dünyada olabilecek ölçüde- mutlu olur, mutlu yaşarlar. Buradaki iki mavi çizgi arası içerik site editörünce konulmuştur ve rastgele çıkmaktadır. İçeriğini onayladığımız anlamına gelmez, dikkatli davranın.
Bir kızın sevgilisine, bir kadının kocasına güzellik muskası yapmak için kullanılmamış bir …. üstüne güzel görünmek isteyenin adı, is mürekkebi ya da toprak boyası kullanılarak, tüy, kanat teleği ya da başka bir nesneyle yazılır, kurumadan silinir. Bu iş yedi defa tekrarlanır. Aynanın ortasına bir damla mürekkep ya da toprak boyası damlatılır. Damlatma sırasında kızın ya da kadının adı söylenip Vech-I ahsen ya Halik Ey yaratıcı bu en güzel yüzdür denir. Boya damlası aynanın üzerinde kuruduktan sonra yetmiş halakallah’I beşer fi suretuilmelek Tanrı melek kılığında insan yaratmıştır, kırkbir kez maşallahu subhanallah söylenir, aynaya üfürülür. Ayna üç gece ay ışığına bırakılır, bu süre içinde yedi Elham, bir Duha suresi okunur. Üçüncü günün bitiminde ayna yazılır, üstüne aynanın büyüklüğünde bir muşamba yapıştırılıp büyüyü yaptıranın odasına asılır. Bu kişi her sabah kalktığında aynaya bir kez bakar. Ayna konduğu yerde asılı durduğu ve yapan aynaya baktığı sürece kocasına ya da sevgilisine güzel görünürmüş. Bir erkek istediği kız ya da kadın için aynı özel büyüyü yaptırır. Önce kızın adı yazılı bir kağıdın üzerine üç sin, yetmiş elif, üç lam Kuran’dan küçük bir sure yazılır. Kağıt ılık suyun içinde yıkanır, ezilir toz gibi suya karıştırılır. Su, mürekkebin çıkardığı boya ile morarır. Bir cuma gecesi yatsıdan önce bu su kızın kapısına serpilir, ancak suyun birazı saklanır. Birisi aracılığıyla kızın başına damlatılır. Kırk gün içinde kızda erkeğe karşı bir yönelme başlarmış. Kişiye özel olarak yapılan etkili Aşk bağlama muhabbet sevgi geri getirme kısmet evlilik ve diğer konularla ilgili sorunlarınızı 0 553 371 89 94 arayabilir ya da whatsapp’tan yazabilirsiniz.
Kadının Kocası Yararına Kefaleti Yayınlanma Tarihi 30 Eyl 2017 Kategori Makaleler 0 Yorumlar 17 şubat1926 tarihli743 sayılı olup, tarihine kadar yürürlükte kalan Türk Medeni kanununda kadının kocasına karşı korunması amaçlanmış ve ile kadının kocası yararına kefaleti, teminat vermesi ve borçlanması hakimin iznine tabi kılınmıştır. Nitekim, anılan bu yasanın yürürlük süreci içinde, kadının kocasının yararına olan tasarrufları yönünden hakim izni aranmış ve yargı uyuşmazlıklarında, hakim izni olmayan bu gibi tasarrufların hukuken geçersiz olduğuna hükmedilmektedir. Yargıtay 19. H. D.’nin T. 98/ 3014-3937 sayılı olup, Yargıtay’ın yerleşik görünüşü aksettirilen emsal niteliğindeki kararında, kredi sözleşmesi kocası lehine müteselsil kefil olarak imza atan kadının, M. K. 169. Maddesine göre hakim izni alınmadan yaptığı bu tasarruf, eşler arasındaki mal rejimi de gözetilmeksizin geçersiz olup, iyi niyet kuralları ile de savunulamaz ifadesi ile kamu düzenini ilgilendiren, yasanın amir hükmü olarak, hakimin resen gözetmesi gerektiği kabul edilmiştir. Nevarki, Yargıtay bu hükmün kapsamını geniş yorumlamamış, kocanın sahip olduğu bir şirkete kadın tarafından verilen kefalet ve teminatın, şirketin ayrı bir hükmi şahsiyet olması ve koca yararına verilmiş sayılamayacağı nedeniyle hakim iznine tabi olmayacağına hükmetmiştir. tarihinde kabul edilen ve tarihinde geçerli olup, önceki 743 sayılı Türk Medeni kanununu ilga eden 4721 sayılı Medeni Kanununda, kadının yararına ve eşitlik ilkelerine uygun hükümler tesisine özen gösterilmiş ve eski kanundaki 169. Madde benzeri bir hüküm yer almamıştır. Yeni Medeni Kanunun 193. Maddesi, Kanunda aksine hüküm bulunamadıkça eşlerden her biri diğeri ve üçüncü kişilerle her türlü hukuki işlemi yapabilir. şeklindeki bu hükmün aksine yasada kısıtlayıcı hüküm yer almadığından, yasal yeni düzenlemede, kadının kocasıyla her türlü tasarrufunu serbestçe yapabileceği kabul edilmektedir. Bu durumda, tarihinden önce yapılmış olan tasarruflar için, Türk Medeni Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki 4722 Sayılı Kanunun 1/2 maddesine göre, tasarrufun yapıldığı tarih itibari ile yürürlükte bulunan yeni Türk Medeni Kanunu’na göre sorunun çözümü gerekmektedir. Daha somut bir anlatımla, kadının kocası yararına yaptığı tasarrufun tarihinden sonra yapılmış olması halinde yeni Medeni Kanun hükmü geçerli olacağından hakim izni gerekmeksizin tasarrufun hukuken geçerli sayılacağı, kadının kocası yararına tasarrufunun tarihinden önce yapılmış olması halinde, eski Medeni Kanununun geçerliği döneminde bulunmakla hakim izni gerekmekte ve hakim izni alınmadan yapılmış tasarruflar hukuken geçersiz sayılmaktadır. Bu durumda, kadının kocası yararına yaptığı tasarrufun tarihi gözetilerek, Türk Medeni kanunun yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki 4722 sayılı kanunun 1/2 maddesi hükmü gözetilerek, hukuken geçerlik koşulları yönünden hangi kanuna tabi olacağının saptanması gerekir.
İslam dininde her ferdin kendine,ailesine ve çevresine karşı sorumlulukları ve vazifeleri müslüman bu vazifeleri yerine getirmekle dini kadınada eşine karşı baz sorumluluklar yüklemiştir ki buda eşinin cinsel isteklerine karşılık vererek onu haramdan koruması ve ve dolayısıyla kendisininde haramdan kadının hastalık gibi sıhhî, âdet ve lohusalık hali gibi dinî bir özrü olmaksızın, kocasının cinsel arzularına karşılık vermesi taktirde günahkar hayat, evlilik hayatının temeli ve yaşatıcı sebebi olduğu için, özellikle kadının cinsel görevini yapmaması, yapsa da sık sık engeller çıkarması açık bir zulüm; kesin bir haramı delillendiren hadisleri sunmadan önce, kadının özellikle cinsellik bakımından kocası karşısındaki durumunu açıklayan hadislere yer vermekte fayda Huseyn b. Muhsan, anlatıyor. Teyzem bana şöyle dediBir iş için Allah'ın Resûlü'ne Ey kadıncağız! Kocan var mı? buyurdu. Ben de- Evet var dedim. Daha sonra aramızda şu konuşma geçti.- Kocanla aran nasıl?- Âciz kaldığım hizmetleri dışında bütün gücümü kullanarak ona karşı vazifelerimi yerine getirmeye çalışıyorum Yâ Resûlallah!-Kocanla ilişkilerini iyice bir gözden geçir bakalım. Zira o senin Cennet'in ve Cehennem' hadisden açıkça anlaşılmaktadır ki koca, mü'min kadının Cennet'e veya Cehennem'e girmesinin ana kocasını Cennet'e girmeye aracı kılabilmesi için yapması gereken görevlerinden biri ve başlıcası, onun cinsel arzularına saygı gerçeği Allah'ın Resûlü şöyle açıklıyorSize Cennet'lik kadınlarınızı tanıtayım mı?Onlar, kocalarına zulmettikleri veya kocaları tarafından bir haksızlığa uğratıldıkları zaman bile kadınlık bilinciyle kocalarına karşı-Seni hoşnut etmedikçe uyumayacağım diyebilen, kocalarına düşkün, doğurgan hoşnut etmeden uyumamayı Allah'ın Resûlü bir diğer hadislerinde "nefsi kocaya sunmadan uyumamak" olarak Resûlü'nün bir hadislerine göre zikreden dil ve şükreden kalbin yanısıra sâhip olunabilecek üç büyük nimetten biri olan Müslüman kadının, cinsel bakımdan koca karşısındaki durumu özenle seçip, özellikle sunduğumuz bu hadislerle Cennet'lik kadın olabilmek için kocanın cinsel arzularını önemsemenin yeter olduğunu ifade etmek istemiyoruz. Yalnızca cinsel bakımdan kocaya önem vermenin gerekliliğini açıklamaya kulluğun gereği olarak ahlâkî değerleri ve kadınsı özellikleriyle kocasını mutlu etmeye çalışması gereken kadının, sebebsiz olarak kocasına kaşı cinsel direnişe geçmesi, onun arzularını basite alıp çiğnemeye kalkışması, onaylamadığı ilişkiyi tecavüz olarak nitelemesi, elbetteki büyük bir suç, azîm bir bu suçluluğu-günahlılığı belgeleyen hadisleri sunalım. • Kadının cinsel görevden kaçınmasını yasaklayan hadisler"Kişi cinsel ilişkide bulunmak için karısını davet ettiği zaman, karısı ocak başında yemek pişirir olsa da kocasına icâbet etsin."5"...Canımın kudreti altında bulunduğu Allah'a yemin ederim ki kocasının kocalık hakkını ödemedikçe kadın Rabbinin hakkını ödemiş olamaz..."6Cinsel ilişkide bulunmak için Kişi karısını yatağına çağırdığı zaman, tıbbî veya dinî bir mazereti olmaksızın kadın gelmekten kaçınır, kocası da bu sebeble ona kırgın ve kızgın olarak gecelerse, melekler sabaha kadar o kadının Allah'ın öfkesine uğramasını kadar sahibinden kaçan esirin kölenin,kendisini istemeyenlere imamlık yapan kişinin ve bir de kendisine kırgınlığı ve kızgınlığı devam edip dururken kocasının cinsel arzularına karşı direten kadının...Bu üç zümrenin namazı kulaklarını aşmaz; Allah katına yükselip kabul olunmaz."8Yukarıda sunduğumuz hadislerden açıkça anlaşılacağı üzere karısının cinselliğinden yararlanmak, kocanın en tabîi hakkıdır. Bu hakkını kullanmasına yardımcı olmak da kadının en tabîî görevidir. Dinî ve tıbbî bir mazereti olmaksızın nedensiz olarak bu görevini yerine getirmeyen kadın; hem suçlu, hem de görevinden kaçınan kadın suçludur!Suçludur. Çünkü aile hayatının temeli ve nafaka almasının sebebi olan cinsel görevlerini yerine getirmeyerek, kocasının hakkına tecavüz tecâvüz bir suçtur. Suç olduğu içindir ki ceza gerekir. Aile mahremiyetini korumak için tazîr şeklindeki bu tür cezayı vermek ve uygulamak hakkı kocaya verildiğinden, koca flört ve zina yapan, kadınlık görevini yapmayan, üstelik saldırganlaşan karısını boşayabilir, terbiye etmek amacıyla yaralamayacak şekilde fiziksel etkiye maruz bırakabilir. Hiç şüphesiz bu bir görev olmayıp, yalnızca kullanılabilir bir izindir. Ayrıca kadına uyarı niteliğinde önce öğüt verilmesi, sonuç alınamaması halinde ise bir süre ev içinde cinsel yönden yalnızlığa itilmesi gerekir. İslâm hukukçularının büyük çoğunluğuna göre öğüt veremeyen ve arzularını dizginleyerek, yalnızlığa itemeyen kocanın dövmek hakkı yoktur. 10 Öğüt dinlemeyen ve ilgisizlikten etkilenmeyen görevini yapmaz kadın; yüzü, karnı ve üreme organına vurulmaksızın ve morartılmaksızın fiziksel etkiye uğratılmasından ötürü kocası aleyhine dava da açamaz. Çünkü koca yetkisini karısını dövmesinden ötürü soruşturmaya marûz bırakılamaz"12 anlamındaki hadis bu tür dövülmeyi içine almaktadır."Allah'ın kadın kullarını dövmeyiniz" şeklindeki öğüt ve emir vermiş bulunmasına ve hayata boyunca hiçbir sebeble, hiçbir eşini dövmemiş olmasına rağmen Allah'ın Resûlü, cinsel nitelikli haklı gerekçelerle eşlerini döven sahâbileri onaylamamakla birlikte, sunacağımız hadis bu husûsa açıklık getirici Saîd yanında bulunuyorken Allah'ın Resûlü'ne bir kadın geldi ve şöylece şikâyette bulundu- Yâ Resûlallah! Kocam Safvan b. Muattel namaz kıldığım zaman beni dövüyor. Oruç tuttuğum zaman orucumu bozduruyor. Sabah namazını da güneş doğduktan sonra Resûlü huzûrunda bulunan Safvan'a karısının şikâyetlerine ne diyeceğini sordu. Sorunca da Safvan şöylece konuştu- Karımın "namaz kıldığım zaman beni dövüyor" demesi doğrudur. Ancak bir namazda iki uzun sûre okuyor, ben de onun böyle iki uzun sûre okumasını men ettim. Ama söz geçiremedim.Allah'ın Resûlü, Safvan'ın bu açıklaması üzerine şöyle buyurdu-Evet okunan bir kısa sûre de olsa namaz kılan her bir kişi için kâfi cevablandırmaya devam ederek şöyle dedi- "Oruç tuttuğum zaman orucumu bozduruyor" şeklindeki şikâyeti de gerçektir.Yâ Resûlallah! Karım Nâfile oruçlara devam edip gidiyor. Ben ise genç bir adamım, üstelik gece çalışıyorum bu sözleri üzerine Allah'ın Resûlü şöyle buyurdu- Kadın ancak kocası ile anlaşarak nafile oruç Ya Resûlallah! Karımın "Sabah namazını güneş doğduktan sonra kılıyor" şeklindeki şikâyetine gelince...Ben sanâatkârım. Yaptığımız iş de geceleri yapılageliyor. Geç yattığımız için de neredeyse hemen hemen güneş doğmadan uyanamıyorum...Safvan'ın bu beyanı üzerine ise Allah'ın Resûlü şöyle buyurdu-Ya Safvan! Uyandığın zaman sabah namazını hemen Bu hadis, eşinin arzulu bekleşiyini bildiği halde namazını uzatıp duran ve kocası gece çalıştığı için gündüz arzulanacağı bilincinde olduğu halde oruca kalkan kadının mazur görülemeyeceğini göstermektedir. Ayrıca bu hadis, namaz ve oruç gibi ibâdetlerin, eşe ve işverene karşı görevlerin yapılmasına mani olmaması gereğine de işaret görevinden kaçınan kadın günahkârdırKocası arzuladığı zaman kadınlık görevlerini yerine getirmeyen kadın suçlu olduğu gibi, günahkârdır da. Çünkü o, kocaya meşru arzularında itâati emreden Allah'a ve O'nun Resûlü'ne karşı gelmekte, böylece haram içindir ki meleklerin bedduâsına uğramakta ve Allah'ın öfkesine marûz yeri gelmişken ifade edelim. Kadının kocasının arzularına değil karşı çıkması, -geldim, geliyorum, geleceğim- diyerek ertelemesi bile haramdır. Bu gibi davranışlar da kadını ilâhî la'net gölgesi altına sokar. Aşağıda sunacağımız hadis, bu gerçeği Resûlü-Allah erteleyen kadına la'net etsin, buyurdu ve erteleyen kadını, -geldim, geleceğim- diyerek kocasını oyalayan kadın olarak tarif etti. "Erteleyen kadınlar kimlerdir Ey Allah'ın Peygamberi?" şeklinde bir soru üzerine Allah'ın Resûlü sav erteleyen kadınları şöylece de tarif buyurdu"Erteleyen kadınlar, kocaları tarafından arzulanıp istenen, fakat kocaları uyuyuncaya kadar onları bekletip oyalayanlardır."14 Kadınlık görevlerini yapamayan kadın mazûr olabilir mi?Kocasına karşı kadınlık görevlerini yapmak istemeyen kadının hem suçlu hem de günahkâr olacağına dâir yukarıda yaptığımız açıklamalar, bizi bir gerçeğin açıklamasına daha olarak her kadının üstesinden gelebileceği kadınlık görevlerini îmanlı bir gönülle ve içtenlikle yapmak istemesine rağmen, ardı arkası kesilmeyen koca arzularına güç yetiremeyen kadın da suçlu ve günahkâr olur mu? Hiç şüphesiz hayır. Böyle bir kadının Allah katnda mazur olacağı muhakkakdır. Çünkü Allah, güç yetirilemeyenleri teklif etmez. Teklif etmeyecekleri için de sorumlu durumda kadını bunaltma gereği tek iş, sabırdır veya toplum şartlarının gerektirdiği ölçüler içinde ve İslâma göre de meşrû olacak şekilde gerekeni yapmaktır."Kadının Cinsel Görevinden Kaçınması" şeklindeki cinsel haram üzerindeki incelememizi bitirirken, feministler yanısıra her düşünürün ilgi duyacağı bir husûsu sualleştirip cevaplandırarak kocasının arzularına anında icâbet etmek mecburiyeti, bir mağdûriyet olarak değerlendirilemez mi?Ailenin huzûru ve toplum ahlâkının korunması için kadına yüklenen bu görevin, onun mağdûriyeti anlamına gelemeyeceği açıktır. Eğer bu durum bir mağduriyet olarak değerlendirilirse, arzuları karşılanmadığı için tedirgin edilen, moral gücü zaafa uğratılan ve zinaya itilen erkeğin mağdûriyetini de kabul etmek ortada üzerinde durulacak bir mağdûriyet de yoktur. Çünkü insan her an cinsel ilişkide bulunabilen bir varlıktır. Bu sebeple tatlı sözlerle iltifat gören, gereğince ve arzuyla sevilen kadının, kocasının arzularına karşılık verirken mağdûr olacağı ileri ilişkiye başlama zamanının onayı alınmaksızın iradesi dışında belirlenmesinin bazı kadınlarda iç burukluğuna sebeb olacağı düşünülebilir. Ancak unutmamak lâzımdır ki ısrarla arzulanma ve sevilmenin onuru, bu burukluğu giderecek güçtedir. Kaldı ki ilişki için eşinin arzulu zamanlarını gözetmesi, Müslüman erkeğin dindarlık Bakara Sırasıyla bkz. C. Sağir 2/94, 2/ Nûr Müsned 4/ Et-Metâlibül-Âliyetü Hn. Hn. 1558. Bu ve benzeri hadîslerin asıl amacı, kocanın cinsel arzularını karşılamanın önemini Et-Tac 2/ İ. Mâce K. Nikâh b. 4 Hn. 1853.Bu ve benzeri hadislerin amacı kocanın cinsel arzularını karşılamanın önemini Müslim Hn. 830, C. Sağîr 1/ Tirmizî K. Salât, B. Nisa Sûresi'nin 34. âyeti yanısıra bak. Et-Teşrîûl-Cinai'l-İslâmî 1/ Kadınlık görevini yapmadığı için, açıklanan şartlar içinde karısını dövebilecek koca, bu hakkını ilişkiye zorlamak için kullanmamalı, terbiye etmek amacını gütmelidir. Zira dövülerek ilişkiye zorlanacak kadının tatmine erdirici bir eş olmayacağı içindir ki Allah'ın Resûlü bizleri şöylece uyarmıştır"Hiçbiriniz günün sonunda ilişkiye gireceği karısını câriyesini döver gibi dövmeye kalkmasın."Hadis için bak. Buhâri 6/ S. Ebû Davûd K. Nikâh B. 43 Hn. 2147. Hadis senedi yönüyle eleştirenlere göre dövme soruşturmaya uğratabilir..13 M. Mesâbih Hn. M. Zevâid 4/296, El-Metâlibül âliyetü 2/ İslâm bilginleri şu görüş çerçevesinde birleşmektedirler Karısının ilişkiye arzulu zamanlarını gözeterek onu diğer bir erkeğe eğilimden korumak kocanın Kurtubî Bakara 228 3/124, Feyzûl-Kadîr 1/ İ. Arabî Ahkâmül-Kur'ân 1/178, Kurtubî 3/106, Revâiül-Beyan 1/ Seyyid Sabık Fikhüs-Sünneti Cüz 7 sh. M. Zevâid 4/3019 Mâide 8, Nisâ Buharî 6/ Bak. R. Sâlihin B. Tevbeti Hn. 9.
kadının kocasına bağlanması için dua