🐿️ Roman Türünde Eseri Olmayan Sanatçılar

Başlangıçta Sabahattin Ali ve Sadri Ertem’in eserleriyle ortaya çıkan ve esasen Anadolu köy ve kasabalarının sorunlarını anlatan toplumcu-gerçekçi roman ve hikaye 1930’ların sonunda Kemal Bilbaşar ve Samim Kocagöz gibi yazarlarla alanını genişletmiştir. 1950’den sonra Köy Enstitüsü çıkışlı yazarlarla yaygınlaşan “ köy romanı” bu dönemden sonra 12Sınıf Edebiyat 4.Ünite Özeti Roman Konu Anlatımı, Türk Dili ve Edebiyatı 11.Sınıf Roman Konu Özeti, 12.Sınıf Edebiyat 4.Ünite Roman Ders Notları nı PDF olarak indirebilirsiniz. Contents [ hide] 1 12.Sınıf Edebiyat 4.Ünite Özeti Roman Konu Anlatımı. 1923 – 1950 Arası Türk Edebiyatında Roman. AşağıdakiTanzimat dönemi yazarlarımızdan hangisi roman türünde eser vermemiştir? A) Şinasi B) Şemsettin Sami C) Namık Kemal D) Ahmet Mithat Efendi E) Sami Paşazade Sezai 8. Hemen her sahada birçok roman yazdığı için kendisine "yazı makinesi" denmiştir. Romanlarında bilgilendirmeyi esas almıştır. Dünya edebiyatında roman türünde eserler vermiş sanatçılar kimlerdir? sorusu üzerine bir yazı yazacağız. Sizde eğer aklınıza takılan-cevabını bulamadığın-merak ettiğiniz bir soru varsa mail adresinden veya sayfa altındaki yorum kısmından ulaşabilirsiniz. Buroman, kendi türünde ilk örnek olduğu için teknik yönden çok zayıftır. • Sanatçının tiyatro yapıtları da vardır. • Türkçe-Fransızca sözlük çalışmalarıyla önemli bir boşluğu doldurmuştur. Yapıtları: Roman: Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat Oyun: Seyyid Yahya, Besa Yahut Ahde Vefa, Gave Türkçe sözlük:Kamus-ı Uyarı: Şinasi ve Ziya Paşa roman ve hikaye türünde eser vermemiştir. Dönem roman ve hikayesinin genel özellikleri: Dönem romanları teknik bakımdan kusurludur. Yazarlar eserleri ile halkı eğitmek ve doğruları göstermek isterler. Dilde sadeleşme çabası ile roman dilinde kısmen de olsa konuşma diline yaklaşılır. Kahramanların ağzından konuşan; duygularını, heyecanla¬rını ortaya koyan Namık Kemal'dir. Namık Kemal, gerekli gör¬düğü yerde konuyu bir yana bırakıp romanın akışını keserek, Ahmet Mithat Efendi'nin yaptığı gibi konu ile ilişiği olmayan ay¬rıntılara uzun sayfalar ayırır. Gönderen MUSTAFA SÖYLEMEZ zaman: 11:40. Yanık Portakal polisiye roman türünde bulunan yüzlerce eserden farklı bir roman. En nihayetinde içindeki mevzuyu yaratan bir ressam ve resimleri. Kafamızda kodlu, karısını aldatan adam, adamı aldatan kadın, zengin adamın mirasına konmak için onu öldürmeyi planlayan genç çift veya sınırlarını geçtiği için komşusunun TanzimatEdebiyatı boşluk doldurma soru ve cevapları, Tanzimat Edebiyatı etkinlikleri lRAhBo. EDEBİ AKIMLAR KOLAY ERİŞİM ÇİZELGESİ Edebi Akımların Özellikleri Dadaizm Egzistansiyalizm Ekspresyonizm Empresyonizm Entüisyonizm Fütürizm Hümanizm Klasisizm Kübizm Natüralizm Neoklasisizm Parnasizm Postmodernizim Realizm Romantizm Sembolizm Sürrealizm DÜNYA EDEBİYATI Yunan-Latin Edebiyatı İtalyan Edebiyatı İngiliz Edebiyatı Alman Edebiyatı İspanyol Edebiyatı Amerikan Edebiyatı Fransız Edebiyatı Rus Edebiyatı Dünya Edebiyatı Genel Batı Edebiyatı Genel Rönesans Edebiyatı Batı Edebiyatı Hakkında Genel Bilgiler ve Özet Giriş Bilinen en eski dönemlerden günümüze kadar Batılı ulusların nazım ve düzyazı türlerinde ortaya koydukları edebî ürünlerin tümüne birden Batı edebiyatı adı verilir. Batılı uluslar, temelde aynı uygarlığa, Batı uygarlığına bağlı oldukları için, düşünüş ve duyuş tarzları da pek çok noktada ortak özellikler göstermektedir. Bu bakımdan genel bir kavram olarak Batı edebiyatından söz edilebilir. Batılı ulusların edebiyatları, dönemlerine ve ayrı ayrı edebî anlayışlarına ve akımlara göre incelenerek, sonuçta Batı edebiyatı adlı bütüne ulaşılacaktır. Klâsik Batı Edebiyatı En eski zamanlardan Rönesans dönemine kadar Batı edebiyatı, Yunan ve Lâtin edebiyatlarıyla temsil edilmiştir. Batılı ulusların yazı dilleri ve millî edebiyatları ise aşağı yukarı Rönesans döneminde ortaya çıkmıştır. Onun için batı edebiyatının ilk örnekleri Yunan ve Lâtin edebî metinleridir. YUNAN EDEBİYATI Yunan edebiyatı birkaç dönemde incelenebilir I. Dönem IX. - VII. yy. IX-VIII. yüzyıllarda Homeros ve Hesiodos gibi iki büyük şair yetiştirmiş olan Yunan edebiyatının en önemli türü şiirdir. Şiirler vezinli, ancak kafiyesizdir. Şiir türleri içinde de en çok görülen destan epik şiirdır. Destan nedir? Bir milletin ortak tarihinde önemli izler bırakan savaş, doğal afet, türeyiş, ölüm, büyük başarı ya da yenilgileri ve bu olaylarda önemli rol oynamış büyük kahramanların hayatlarını manzum hikâyeler hâlinde anlatan metinlere destan denir. Ulusların ortak bilinçlerinde yaşayan destanlarda olay ve kişiler genellikle mitolojik ve menkıbevî nitelikte olağanüstü bir karaktere sahiptir. Homeros, IX. yüzyılda yaşamış, Hem Yunan edebiyatının hem de dünya edebiyatının en büyük destan şairlerinden biridir. İzmir'de doğmuş ve İonia bölgesinde yaşamıştır. İlyada ve Odysseia adlı iki destanı vardır. Bu destanlar, Yunanlıların temel kültürel kaynakları arasında yer alır. İlyada destanında, Yunanlıların Troia'lılarla 10 yıl savaşıp, sonunda onları yenmeleri anlatılır. Odysseia destanında ise İthaka adasının kralı olan Odysseus'un 10 yıl süren Troia Savaşı dönüşünde yolda karşılaştığı olaylar ve ülkesine döndüğünde kendisinin yokluğunda olan bitenler anlatılır. Bu destanlarda mitolojik tanrıların insanlarla olan değişik ilişki biçimlerine, insanların ve tanrıların duygu, düşünce, hayal, özlem, tutku, öfke, kin ve sevinçlerine, olağanüstü ve tarihsel birtakım olaylara yer verilir. Hesiodos yüzyılda Askra kasabasında yaşamıştır. Didaktik eğitici-öğretici şiir türünün kurucularındandır. Şiirleriyle halka adaletli davranma, iyilik yapma, çok çalışma gibi olumlu değerleri aşılamaya, öğüt vermeye çalışmıştır. Hesiodos'un İşler ve Günahlar, Theogonia adlı iki eseri vardır. II. Dönem VII. - VI. yy. VI. yy. da yaşamış olan Sappho, bu dönemin ünlü ozanlarındandır. Midilli adasında doğmuş, genç kızların eğitimi için çalışmıştır; zengin bir ailenin kızıdır. 170 parçadan oluşan şiirlerinde en çok aşk temasını işlemiştir. Yunan edebiyatının önde gelen lirik şairlerindendir. VI. yaşamış olan AisoposEzop, Anadolu'da Phrigia'da doğmuş, Mısır, Asya, Yunanistan'a seyahatler yapmış; tanrı Apollon'a karşı geldiği için uçuruma yuvarlanarak öldürülmüştür. Gezdiği Doğu ülkelerinden öğrendiklerinden, gözlemlerinden edindiği materyallerle düzyazı tarzında fabl masal lar yazmıştır. Tek eserinin adı Fabllar olup fabl türünün kurucusudur. Fabl nedir? Kişileri insan gibi konuşup davranan hayvan, bitki ve cansız varlıklardan oluşan, kıssadan hisse çıkarıp ders vermeyi amaçlayan masaldan kısa öykülere denir. Bu dönemin diğer önemli şairleri arasında Alkalos VII. yy. ve Anakreon VI. yy. sayılabilir. III. Dönem VII. - VI. yy. Yunan edebiyatı en parlak ürünlerini yüzyıllarda vermiştir. Aiskhylos 525-456, dönemin en büyük tragedya şairidir. İlk defa, tragedyanın aktör sayısını ikiye çıkararak, koro yerine diyaloğu ön plâna geçirmiştir. Maske, aktörün yüzünü saklayan bir alet olmaktan çıkıp, onun karakterini de yansıtır olmuştur. Eserlerinde tanrıların belirleyici gücüne önem vermiş; dünyayı ve insanları tanrıların, olması gerektiği gibi, iyi bir şekilde yönettiği, tanrılara isyan edenlerin cezalandırılması gerektiği tezini savunarak, yerleşik düzeni, gelenekleri ve toplum ahlâkını benimsemiştir. Ona göre insanlar tanrılar tarafından belirlenen alınyazılarını kabullenmek zorundadırlar. Ele geçen yedi tragedyası şunlardır Yalvaran Kızlar Persler, Thebai'ye Karşı Yediler, Zincire Vurulmuş Prometheus, Oresteia trilogia, Agamemnon, Kheephoroi, Eeumenides. Sophokles 495-406 de tragedyayı geliştirerek oyuncu sayısını 3'e, korodaki şarkıcıların sayısını da 12'den 15'e çıkarmış; trilogia denilen üçleme yazma biçimini kaldırmıştır. Aiskhylos'un tragedyalarında insanlar tanrılara boyun eğmek zorunda iken, Sophokles'in eserlerinde insanlar alınyazıları ve tanrılarla mücadele ederler. Ancak sonunda yenilen insanlar olur. Elde Kral Oidipus, Oidipus Kolonos'ta,Antigone, Aias, Elektra, Trakhisli Kadınlar ve Philoktetes adlı yedi eseri bulunmaktadır. Üçüncü büyük tragedya şairi olan Euripides 480-406, insan-tanrı mücadelesi yerine insanın kendi kendisiyle olan mücadelesine yer vermiştir. İnsan kendi ihtiraslarıyla mücadele hâlindedir, ancak yenik çıkar. Başlıca eserleri şunlardır Medeia, Hippolytos, İphigeneia Aulis'te, phigeneia Tauris'te, Orestes, Elektra, Hekabe, Andromakhe. İlk büyük komedya şairi Aristophanes 445-385 'tir. Aristophanes, gelenekçi bir anlayışa sahip olup sanat, siyaset ve felsefe alanlarında yapılan yeniliklere ve yenilikçilere saldırmıştır. En önemli komedileri Atlılar, Eşek Arıları, Kuşlar, Kurbağalar, Bulutlar, Barış, Lysistrate. IV. Dönem III. - II. yy. Büyük kütüphanelerin, meşhur sanatçı ve bilginlerin bulunduğu İskenderiye, "İskenderiye Çağı" da denen bu döneme damgasını vurmuştur. Pastoral nazım türünün kurucusu olan Theokritos III. yy. yazdığı kısa şiirlerinde doğa sevgisini işlemiştir. Şiirlerine Eidyllia kısa şiirler adı verilmiştir. Pek çok ülke gezmiş olan Herodotos 482-425, tarih türünün kurucusu olup, Tarih adlı eserinde gezdiği ülkeler ve halkları hakkında bilgi vermiştir. Hitabet türünde Demosthenes 385-322; felsefede ise Sokrates 470-399, Eflatun ve Aristoteles 384-322 dönemin önde gelen isimlerindendir. V. Dönem yy. "Yunan-Lâtin Çağı" adı verilen Roma egemenliğinin sürdüğü bu dönemde en önemli yazar, biyografi yazarı olan Plutarkhos 46-120'tur. Paralel Hayatlar adlı eserinde eski Yunan kültürünü canlandırmaya, ahlâk ve insanlık dersi vermeye çalışmıştır. LATİN EDEBİYATI Romalılar Yunanistan'ı 250'li yıllarda siyasî anlamda egemenlikleri altına aldıktan sonra Lâtin edebiyatı, daha çok Roma'da Yunan kültür ve edebiyatının etkisiyle ve taklidiyle oluşmuştur. Eski Atina'da Yunan sanatçıları daha özgür ortamlarda ürün veriyorlardı. Onlar kendi dönemlerinde yaşayan kişileri, yöneticileri serbestçe hicvedip eleştirebiliyorlardı. Ancak Roma'da Lâtin komedya şairleri bu bakımdan özgür değillerdi. Lâtin edebiyatının ilk önemli sanatçıları arasında tragedya şairi Ennius 240-170, komedya şairi Plautus M. ve Terentius 159 yer alır. Bunlar Yunan sanatçılarını örnek almışlardır. Daha sonra; Lucretius 98-53 didaktik nazım, Catullus 78-54 lirik nazım türünde, Vergilius 70-19 pastoral, epik ve didaktik nazım, Horatius 64-8 lirik ve didaktik nazım, Ovidius lirik nazım türlerinde ve mitolojide, Cicero hitabet türünde, Sallustius 86-34, Titus Livius 19 ve Tacitus 54-129 tarih yazıcılığında, Seneca 65 da felsefe ve tragedyada önde gelen isimlerdendir. ALMAN EDEBİYATI Rönesans Dönemi Alman Edebiyatı Bu dönemde Luther 1483-1546 İncil'i Latinceden Almancaya çevirerek edebî Almanca için önemli bir zemin hazırlamış oldu. Romantik Coşumcu Dönem Alman Edebiyatı Goethe 1749-1832, özellikle şiir ve romanlarıyla romantizm akımını başarılı bir şekilde temsil etmiştir. Lirizme, aşk maceralarına, halk edebiyatı unsurlarına ve birtakım felsefî yorumlara yer vermiştir. Başlıca şiirleri Roma Eyejileri ve Divan adlı eserlerinde toplanmıştır. En önemli tiyatro eseri Faust, en önemli romanı da Genç Werther'in Acıları adını taşır. Alman edebiyatının diğer önemli romantik sanatçıları arasında Schiller 1759-1805, Schlegel Kardeşler Wilhelm 1767-1845, Friedrich 1772-1829, Heine 1798-1856 gibi şairler; Hoffmann 1776-1822 gibi romancılar; Kleist 1777-1811, Hebbel 1813-1883 gibi tiyatrocular sayılabilir. Gerçekçi Realist Dönemde Alman Edebiyatı Alman edebiyatında Fontane 1819-1898, Storm 1817-1888, Hauptmann 1862-1946 gerçekçi yazarlar arasında gösterilir. Gerçekleri olduğu gibi yansıtmanın üzerinde durmuşlardır. Günlük olayları ve ayrıcalığı olmayan kişileri işlemişlerdir. Günlük konuşma dilini kullanmışlar ve abartılı coşkulardan kaçınmışlardır. Bütünü görmeyi ve düşündürmeyi amaçlamışlardır. 20. Yüzyıl Alman Edebiyatı Şiir türünde bu yüzyılda Alman edebiyatının en önemli şairlerinden birisi Rainer Maria Rilke1875-1926'dir. En çok aşk, ölüm, tabiat gibi temalara yer vermiş; lirik bir üslûbu benimsemiş ve Alman halk şarkıları geleneğine ait unsurlardan yararlanma yoluna gitmiştir. Roman türünde Thomas Mann 1875-1955, Hesse 1877, tiyatro türünde ise Brecht 1898-1956 belli başlı yazarlar arasında yer alırlar. 20. Yüzyıl Avusturya Edebiyatı Önde gelen bir yazar, Franz Kafka 1883-1924'dır. O da varoluşçu yazarlar gibi insanın saçma ve kötü bir dünyadaki trajedisine, bunalımlarına, kişinin çağına, ailesine, işine yabancılaşması temalarına yer vermiştir. Onun en önemli teması "yabancılaşma"dır. Başlıca Eserleri Değişim 1915, Hüküm 1916, Ceza Sömürgesi 1919, Bir Taşra Doktoru 1920, Dava, Şato, Amerika. AMERİKAN EDEBİYATI Romantik Dönem Amerikan Edebiyatı Amerikan edebiyatında ilk büyük sanatçılar bu dönemde yetişmeye başlamıştır. Moby Dick romanlarıyla Herman Melville 1819-1891, şiirleriyle Edgar A. Poe 1809-1849 ve Walt Whitman 1816-1892; şiir ve denemeleriyle R. W. Emerson 1803-1882 başlıca romantik sanatçılardandırlar. Gerçekçi Dönem Amerikan Edebiyatı Gerçekçilik, önce romantizmle iç içe görünür. Nathaniel Hawthorne 1804-1864 ve Moby Dick romanıyla tanınan Melville romantizmi ve gerçekçiliği eserlerinde dengeli biçimde kullanan yazarlardır. Gerçekçilik akımını daha sonra sürdüren öteki yazarlar Hanry James 1843-1916,Louise May Alcott 1832-1898'tur. 20. Yüzyıl Amerikan Edebiyatı 20. yüzyılda Amerika'da özellikle roman ve hikâye türlerinde daha çok ürün verilmiştir. Mark Twain 1835-1910, Tom Sawyer'in Maceraları1876, Missisippi'de Hayat 1833 gibi eserlerinde daha çok mizahî bir üslûbu benimsemiştir. O'henry 1862-1910 ise küçük hikâye türünde büyük bir üne sahiptir. Olaylarda sürpriz unsuruna ve yalın bir anlatıma önem verir. Jack London 1876-1916, Vahşetin Çağrısı 1903, Uçurum Halkı 1903 ve Martin Eden 1909 gibi romanlarının konularını daha çok kendi yaşantılarından ya da çevresinden almıştır. John Steinbeck 1902-1968, toplumcu gerçekçi bir Amerikan yazarıdır. Yoksul ve sömürülmüş kitlelerin, işçilerin sorunlarına, bireysel ve sosyal dünyalarına eğilmiştir. Daha çok California çevresine yer vermiştir. Başlıca romanları şunlardır Kenar Mahalle 1935, Farelere ve İnsanlara Dair 1937, Gazap Üzümleri 1939, Sardalya Sokağı 1945. Ernest Hemingway 1898-1961 de ezilen yığınların sorunları, adalet, baskıyla boyun eğmeme gibi konuların yanında uluslararası savaşların kötülüğü, tabiatın güzelliği ve yaşama sevinci temalarına ağırlık vermiştir. Başlıca romanları Bahar Selleri 1926, Güneş Gene Doğar 1926, Silâhlara Veda 1929, Çanlar Kimin İçin Çalıyor 1940, İhtiyar Adam ve Deniz 1953.Şiir türünde ise en önemli Amerikan şairlerinden biri olan Ezra Pound 1885-1972 tüm dünya milletlerinin kültürlerinden yararlanma yoluna gitmiş ve imgecilik imajizm akımının öncüleri arasında yer almıştır. Ayrıca I. Dünya Savaşı yıllarında faşizmi desteklemesiyle ünlüdür. FRANSIZ EDEBİYATI Rönesans Dönemi Fransız Edebiyatı Villon 1431 ?, Ortaçağın sonlarında ve Rönesans'a geçiş süreci içinde yaşamış önemli Fransız şairlerinden birisidir. Şiirleri Küçük Vasiyetname ve Büyük Vasiyetname adlı kitaplarda toplanmıştır. Asıl yeni Fransız şiiri, XVI. yüzyılda Lâtinceyi bırakıp Fransızca ile şiir yazma davasını güden ve La Pleiade adındaki edebiyat okulunu kuran yedi şairin şiirleriyle başlar. Bu grubun en önemli şairlerinden birisi Ronsard 1524-1585'dır. Başlıca eserleri Aşklar, Odlar, Egloglar adlarını taşır. Bu dönemin önde gelen Fransız romancısı Rabelais 1490-1553'dir. Gargantua ve Pantagruel adlı romanları ünlüdür. Rönesans dönemi Fransız edebiyatının en önemli ismi hiç şüphesiz deneme türünün öncüsü Montaigne 1533-1592'dir. Denemeler adlı eserinde yer alan metinlerinde Hristiyanlıktan ve geleneksel düşünce biçimlerinden farklı olarak bağımsız insan düşüncesini ortaya koyan örneklere yer vermiştir. İnsan ve toplumla ilgili hemen her konuda alışılmışın dışında yeni yaklaşımlar getirmiştir. Klâsik Dönem Fransız Edebiyatı Pierre Corneille 1606-1684, Klâsisizmin ilkelerini uygulayan ilk büyük tragedya şairidir. Onun oyunlarındaki kişilerin, tutkularıyla görevleri çatışır. Ancak sonunda güçlü iradeleriyle tutkularını bastırırlar. En önemli eserleri Le Cid, Horace, Cinnave Polyeucte'tür. İkinci önemli tragedya şairi Jean Racine 1639-699'dir. Racine'in oyun kişileri tutkularının, yazgılarının ve tanrıların esir olurlar. Başlıca eserleri And Romaque, İphigenie, Phedre'dir. Moliere 1622-1673 ise komedya alanında başarılı ürünler vermiştir. Toplum ve insandaki gülünç âdetleri, çirkin ve kötü huyları, kusurları sergileyerek, güldürerek düşündürmeyi, eğlendirerek öğretmeyi amaç edinmiştir. Başlıca eserleri şunlardır Gülünç Kibarlar, Kadınlar Mektebi, Zorla Evlenme, Tartuffe, Don Juan, Zoraki Hekim,Cimri, Hastalık Hastası. La Fontaine 1621-1695 özellikle Aisopos'tan yararlanarak yazdığı fabllarıyla ünlüdür. En önemli eseri Fabllar'dır. La Rochefoucauld 1613-1680 özdeyiş vecize, Boileau 1636-1711 eleştiri türünün, Descartes1596-1650 ve Pascal1623-1662 felsefe alanının önde gelen isimlerindendir. Romantik Dönem Fransız Edebiyatı En önemli romantik sanatçı Victor Hugo 1802-1885'dur. O, Cromwell adlı dramının önsözünde romantizmin temel ilkelerini ortaya koymuştur. Şiir, roman ve oyunlarında tabiat, özgürlük, vatan, milliyetçilik gibi temalara yer vermiştir. Sefiller adlı romanında seçkin sınıftan olmayan halktan ve toplum dışında kalmış insanların da dünyalarına, duygu ve düşüncelerine yer vermiştir. Hugo'nun yanında Lamartine 1790-1869 ve Musset 1810-1857 de şiir türünde etkili olmuş şairlerdendirler. Gerçekçi Dönem Fransız Edebiyatı Honore de Balzac 1799-1850 her ne kadar romantik edebiyat döneminde yaşamış olsa da gerçekçiliğin realizmin müjdecisi olmuştur. Balzac kişileri ve toplumu enince ayrıntılılarıyla incelemiş, olayları ve olguları eleştirel bir tutumla sergilemiş, insanlar arası ilişkileri dikkatli bir gözle gözlemleyerek romanlarını yazmıştır. En önemli romanları Goriot Baba ve Vadideki Zambak'tır. Gerçekçiliğin müjdecilerinden bir başka yazar da Henri Beyle Stendhal 1783-1842'dir. O da gördüklerini olduğu gibi, süslemeden yalın bir dil ve üslûpla aktarmıştır. İnsanı içinde yaşadığı sosyal çevreden koparmadan vermiştir. Stendhal'e göre "roman, yol boyunca gezdirilen bir ayna olup, gördüklerini aynen yansıtır". Başlıca romanları Kırmızı ve Siyah, Parma Manastırı. Gustave Flaubert 1821-1880, romanlarında gözlemlediklerini kendi duygu ve düşüncelerine yer vermeden sergilemeye, hayatı olduğu gibi aktarmaya önemli romanı Madam Bovary'dir. Guy de Maupassant 1850-1893 da özellikle küçük hikâye türünde gerçekçi ürünler vermiştir. Hikâye türünde klâsik kurguya dayalı "Maupassant tarzı hikâye" denilen bir çığır açmıştır. Yani hikâye, sürükleyici bir merak unsuru barındırır. Giriş, gelişme, sonuç bağlamında devam edip etkili, çarpıcı ve vurucu bir sonla biter. Bu tarz hikâyede "olay" unsuruna önem verilir. Emile Zola 1840-1902, müspet bilimlerin deneysel olguculuğunu edebiyata uyarlayarak, doğalcılık natüralizm adı verilen gerçekçiliğin farklı bir anlayışını başlatmıştır. Doğalcılığın natüralizm temel ilkesi şudur Gerekirciliğe determinizm göre nasıl müspet bilimlerde aynı koşullar aynı sonuçları doğurursa, kişiler ve toplumlar da içinde bulundukları doğal ve sosyal çevrelerinin ürünüdürler. Yani bir kişinin karakterinde, kimlik ve kişiliğinde doğuştan getirdiği biyolojik ve fizyolojik özelliklerinin yanında sosyal çevresinden aldığı eğitim ve kültür de belirleyici rol oynar. Zola bu yöntemi uygulayarak Meyhane, Germinal gibi deneysel roman denilen örnekler vermiştir. 19. yüzyıl Fransa'sının en büyük ozanlarından Charles Baudehireise sembolizmin ve gerçeküstücülüğün öncüsü olmuştur. 20. Yüzyıl Fransız Edebiyatı Alman filozofu Heidegger'in ortaya attığı varoluşçu felsefeyi bu yüzyılda bazı Fransız yazarları edebiyata uyarlamışlardır. Varoluşçu düşünce kısaca şöyle ifade edilebilir İnsan dünyaya geldikten sonra kendi varlığını gerçekleştirir, kendi özgün kişiliğini, özünü, bilincini kendisi oluşturur. İnsana kendisinden başka yol gösterebilecek kimse yoktur. Onun için özgürdür. Jean Paul Sartre 1905-1980, insan doğasının en önemli unsurlarından biri olan özgürlük kavramını işlemiş, insan özgürlüğünün yasak ve yasalarla sınırlandırılamayacağını öne sürmüştür. Başlıca eserleri romanda Bulantı 1938, Özgürlük Yolları1945; hikâyede Duvar 1930; Oyun Sinekler 1942, Saygılı Yosma 1945, Kirli Eller 1948 dir. Yine varoluşçu bir romancı olan Albert Camus 1913-1960 ise daha çok saçma kavramını irdelemiştir. Ona göre insanın içinde yaşadığı evren saçma, mantıksız, akıldışı ve anlamsız bir yapıya sahiptir. Dolayısıyla insan hayatı da saçmadır. İnsan hayatının anlamı, ancak saçmalık ve haksızlıklara başkaldırarak ortaya çıkar. İnsan salt doğruluk, iyilik, dostluk, barış, adalet için yaşamalıdır. Başlıca eserleri romanda Yabancı 1942, Veba 1947, Düşüş 1956; tiyatroda Yanlışlık 1944, Caligula' 1945dır. Simone de Beauvoir 1908-1986, varoluşçu açıdan kadının sosyal, siyasî ve cinsel sorunları üzerinde durmuştur. Aynı zamanda feminist hareketin de öncülerindendir. Başlıca eserleri şunlardır Konuk Kız 1943, Mandarenler 1954. Andre Malraux 1901-1976, İnsanlık Durumu, Büyük Yol, Umut, Melekle Savaş gibi eserlerinde olumsuz koşulların hâkim olduğu güler yüzlü cehennemin de insanın yalnızlığını, kaderiyle baş başa kaldığı dramatik macerasını anlatır. İSPANYOL EDEBİYATI Rönesans Dönemi İspanyol Edebiyatı İspanyol yazarlar Rönesans devrinde daha çok roman ve tiyatro türlerinde eser vermişlerdir. Rojas, "Celestina" 1499 ve 1526 adlı romanında pek çok engeller sebebiyle kavuşamayan iki sevgilinin başından geçenleri konu edinir. Hem İspanya'da hem de Avrupa'da gerçek dışı kişilerin kahramanlıklarını ve aşklarını konu edinen abartılı pek çok şövalye romanı yazılmıştır. Ayrıca çobanların gerçek dışı aşk ilişkilerini konu edinen çoban romanları da yazılmıştır. İspanya'nın bu dönemdeki en önemli roman yazarı Cervantes 1547-1616'tir. Cervantes'in Don Kişot 1605 adlı romanı modern romanın başlangıcı sayılmaktadır. Cervantes, gerçekle hayalin çatışması temeline kurulu olan romanda şövalyeliğin eleştirisi ve yergisinin yanında insan gerçeğinin pek çok boyutlarına yer verir. Tiyatroda ise Lope de Vega 1562-1635 en önemli isimdir. Gerçekçi Dönem İspanyol Edebiyatı En önemli realist yazar Miguel de Unamuno 1864-1936'dur. Yaşamanın amacı, insanın sonsuzluk ve ölümsüzlük arzusu gibi temalara ağırlık vermiştir. Sis adlı romanı önemlidir. 20. Yüzyıl İspanyol Edebiyatı Bu yüzyılın en önemli iki şairi Juan Ramon Jimenez 1881 ve Federico Garcia Lorca 1899-1936'dır. Jimenez'in şiirlerinde eski Endülüs İslâm uygarlığının kalıntılarının izlerine rastlamak mümkündür. Şiirde mısranın önemsizliğine inanır. Manzum hikâyelere ve mensur şiire önem vermiştir. Lorca, halk kültür ve edebiyatından, folklordan yararlanmıştır. İNGİLİZ EDEBİYATI Rönesans Dönemi İngiliz Edebiyatı İngilizcenin yazı diline dönüşmesinde büyük katkıları olan ve Canterbury Hikâyeleri adlı eseri bulunan Chaucer 1340-1400 İngiliz edebiyatında Rönesans'a zemin hazırlayan yazarlardan birisidir. "Elizabeth Dönemi "adı verilen XVI. yüzyılda tiyatro ve şiir türlerinde önemli eserler ortaya konmuştur. Rönesans dönemi İngiliz edebiyatının en önemli tiyatro yazarı Shakespeare 1564-1616'dir. Shakespeare dram ve komedya türlerinde hem nazım, hem düzyazı, hem de her ikisini birlikte kullanarak başarılı oyunlar yazmıştır. Oyunlarının tamamı beşer perdeden oluşur. Kin, aşk, dostluk, yükselme, öç alma gibi hemen hemen tüm insanî boyutları derinlemesine irdelemiştir. Başlıca dramları arasında Romeo ve Juliet, Hamlet, Macbeth, Othello, Kral Lear; en önemli komedyaları arasında da Venedik Taciri,Yanlışlıklar Komedyası sayılabilir. Marlowe 1564-1593 ve Ben Jonson 1573-1637 da dönemin önemli tiyatro yazarları arasında yer alırlar. İlk büyük İngiliz şairi olan Edmund Spenser 1552-1599 ise pastoral türde yazdığı şiirlerini Çoban Takvimi, alegorik bir destanını da Peri Kraliçesi adlı eserlerinde topladı. Tasvir ve ruh çözümlemelerinde başarılı olan ve üslûba önem veren dönemin son büyük şairi John Milton 1608-1674'un en önemli eseri Kaybolmuş Cennet adlı konusunu Tevrat'tan aldığı dinî destanıdır. Montaigne gibi deneme türünde başarılı ürünler veren Bacon 1561-1626'un en önemli eseri ise Denemeler'dir. Klâsik Dönem İngiliz Edebiyatı Klâsisizm akımı İngiltere'de çok kısa sürmüştür. Bu akımın İngiliz edebiyatında iki önemli temsilcisi vardır Şiir ve oyunlarıyla Drydon 1631-1700 ve şiirleriyle Pope 1688-1744. Romantik Dönem İngiliz Edebiyatı İngiltere'nin kuzeybatısında yer alan göller bölgesinde bir süre yaşamış olan ve bundan dolayı kendilerine "Gölcüler" denilen Wordsworth 1770-1850, Coleridge 1772-1834 gibi sanatçılar, ayrıca Lord Byron 1788-1824, Shelley 1792-1822 ve Keats 1795-1821 gibi şairler bu akımın başlıca temsilcileri arasında yer alırlar. 20. Yüzyıl İngiliz Edebiyatı 20. yüzyılda İngiliz edebiyatı en çok roman türünde başarılı ürünler vermiştir. J. Conrad 1857-1941 macera ve deniz romanları yazmıştır. İrlandalı romancı James Joyce 1882-1941 ise klâsik roman kurallarını bir tarafa bırakarak, modern roman tarzının örneklerini vermiştir. Kronolojik zaman akışını değil, insanın bilinçaltının belirlediği zaman sistemini esas almıştır. İnsanın iç dünyasını kendi mantıkî gerçekliği içinde olduğu gibi sunmaya çalışır. Bir olaydan başka bir olaya, bir zamandan başka bir zamana atlar, kalemini çağrışımların emrine verir, bazen dilin gramatikal sistemini bozar, başka dillerden alıntılar yapar, kahramanların iç konuşmalarına geniş yer verir. Onun romanları alışılmış klâsik roman kurgusuna uymaz. Dublinler 1914 adlı eserinde on beş hikâye yer almaktadır. Üçü çocukluk, dördü genlik, dördü orta yaşlılık, dördü de sosyal hayatla ilgilidir. Kitap, bütün bir roman olarak da okunabilir. Diğer önemli eseri ise Ulysses 1922 adlı romanıdır. O bu romanında Dublin özelinde çağdaş dünyanın bir destanını verirken, asıl olarak modern bireyin zihinsel hayatını tüm yoğunluğu ve düşünce karmaşıklığı ile sunmaktadır. Eserleri genellikle Dublin kenti etrafında yoğunlaşır. V. Woolf 1882-1941 önemli bir İngiliz kadın roman yazarıdır. O da James Joyce gibi bilinç akımı tekniğine başvurmuştur. "Acı" ve "yalnızlık", "kadın sorunları" temalarına ağırlık vermiştir. Romanlarında insan zihninin herhangi bir günde algıladığı şeyleri aktarmaya çalışır. Eserlerinin başlıcaları Jacob'ın Odası 1922, Perde Arkası 1941, Mrs. Dalloway, Orlando, Dalgalar, Yıllar'dır. İTALYAN EDEBİYATI Rönesans Döneminde İtalyan Edebiyatı Rönesans'ın ilk önemli temsilcilerinden biri Dante 1265-1321'dir. Yazı dilini halkın diliyle oluşturmuş olan Dante, İtalyan edebiyatının kurucusu sayılır. Rönesans'ın ilk temsilcilerinden biri de lirik şiirin en büyük ozanlarından olan Petrarca 1304-1374 dır. Dante gibi o da Laura adlı bir kadına âşık olmuş ve hemen hemen tüm şiirlerinden bu kadının aşkını terennüm etmiştir. Halkın konuşma diliyle Laura'nın aşkı için yazılmış şiirleri Canzoniere Türküler adı altında toplanmıştır. Bunların çoğu sone tarzındadır. Boccacio 1313-1375, küçük hikâye tarzının önde gelen bir yazarı olarak tanınmıştır. Hikâyelerinde dinî konular yerine insanın sorunlarına, insanların türlü durumlarına tutku, öfke, sevinç, kötülük gibi değişik boyutlarına yer vermiştir. Başlıca eseri Decameron On Gün adını taşır. Bu kitabında veba hastalığından kaçıp sığındıkları evde on kişinin anlatmış olduğu yüz hikâye yer alır. Bunlardan başka destan türünde Ariosto 1474-1533 ve Tasso 1544-1595 iki önemli isimdir. Bunlar konularını Ortaçağdan almış olmalarına rağmen işleyiş, şekil ve teknik bakımından klâsik kurallara bağlı kalmış, Yunan ve Lâtin edebiyatlarını örnek almışlardır. Ariosto'nın Çılgın Orlondo, Tasso'nun Kutarılmış Kudüs adlı destanları ünlüdür. Ayrıca iktidarın korunması konusunu işlediği Prens adlı eseriyle Macchiavelli1469-1527 adlı siyaset yazarını da anmak gerekir. Klâsik Dönemde İtalyan Edebiyatı XVII. yüzyılda girdiği gerileme döneminin ardından, İtalyan edebiyatında 18. yüz-yılda klâsisizmin etkileri kendini gösterir. Klâsisizme bağlı ürün veren üç önemli sanatçı vardır Goldoni 1707-1793 komedya, Alfieri 1749-1803 tragedya, Parini 1729-1799 ise yergi türünde yazmışlardır. Romantik Dönemde İtalyan Edebiyatı Güldürüde Carlo Goldoni1707-1793 romanda Alessandro Manzoni1785-1873,anı türünde Silvio Pellico1788-1854 ve şiirde Giacoma Leopardi 1798-1837 başlıca romantik sanatçılardandır. Manzoni, şiir ve oyun türlerinde de ürün vermekle birlikte en önemli eseri bir romandır Nişanlılar. Leopardi ise hüznü, acıyı, doğa sevgisini anlatan karamsar şiirleriyle tanınır. 20. Yüzyıl İtalyan Edebiyatı Fillippo Marinetti 1876 Avrupa ülkelerinde de etkisi görülen fütürizm akımının akımına göre, modern zamanların makine ve onun hız sistemine bağlı kalarak çağın ve geleceğin hızlı ve dinamik yaşanması çağının hız ve dinamizmi fütürizmin itici gücü olmuştur. Şiirde mısraların düzenlenişi ve müzikal yapısı fabrika işleyişini, sistemini ve makine seslerini çağrıştırmalıdır. 20. yüzyıl İtalyan edebiyatının öncülerinden sayılan Alberto Morario, yapıtlarında genel olarak orta sınıfı işlediğini görürüz. Bu sınıfın içinde bulunduğu ahlâk çöküntüsünü, kişinin bencilliği yüzünden yalnız kalışını anlatır. RUS EDEBİYATI Klâsik Dönem Rus Edebiyatı Kantemir 1708-1744 ve Lomonosov 1711-1765 şiir türünde, Krilov 1768-1844fabl türünde, Fonvizin 1744-1792 de komedya türünde bu akımı Rusya'da tem-sil etmişlerdir. Romantik Dönem Rus Edebiyatı Hemen hemen her edebî türde eser vermiş olan Puşkin 1799-1837, en önemli romantik Rus sanatçısıdır. Puşkin, romantizmi coşumculuk Rus halkının yaşamından yerel renkler alarak zenginleştirmiştir. Ayrıca canlandırdığı kişilikleri eleştirel bir tutumla vermesi; insanın bencilliğini, çıkarcılığını, insan ile toplum arasındaki ilişkiyi anlatması nedeniyle gerçekçiliğin hazırlayıcısı sayılmıştır. En ünlü eserleri Bahçesaray Çeşmesi, Çingeneler, Yüzbaşının Kızı, Maça Kızı'dır. Gerçekçi Dönem Rus Edebiyatı Realizm akımı Fransız edebiyatından sonra en önemli sanatçılarını Rus edebiyatından yetiştirmiştir. Nikoloi Gogol 1809-1852 özellikle yergi üslûbuyla toplumunun kokuşmuş, bozulmuş yöntemlerini eleştirmiştir. Müfettiş adlı oyunu ve Ölü Canlar adlı romanı ünlüdür. Fiodor Mihayloviç Dostoyevski 1822-1881 ise toplumdan çok, birey olarak insanın ruh dünyasını hem tabiî hem de sosyal çevresi içinde en ince ayrıntılarına kadar sergiler. Psikolojik tahlilleri oldukça başarılıdır. Suç ve Ceza, Karamazov Kardeşler,Ölü Bir Evden Anılar en ünlü romanlarıdır. Bir başka önemli realist yazar Lev Nikoleyeviç Tolstoy1828-1910, özellikle köylülerin dünyasını yazmıştır. Başlıca romanları Harp ve Sulh, Anna Karenina, Hacı Murat. Anton Çehov 1860-1904 daha çok hikâye ve tiyatro türlerinden ürün türünde "Çehov tarzı hikâye" denilen bir çığır tarz hikâyede giriş, gelişme, sonuç gibi kronolojik bir düzenlemeye itibar edil-mez; bir anı, bir durumu, ortamı, hayatın bir kesitini, olayların en çarpıcı yanını etkili bir şekilde vermeyi amaçlar. Üslûpta şiirsellik ve deneme türünü andıran bir anlatı-mı vardır. "Olay" yerine "durum" öğesine ağırlık verilir. Hikâyelerinden seçmeler 4cilt hâlinde MEB'da yayımlanmıştı. En önemli oyunları ise Vişne Bahçesi, Vanya Dayıve Martı' önemli Rus realist yazarlar arasında İvan Turgenyev 1818-1883 ve Maksim Gorki 1868-1936 sayılabilir. 20. Yüzyıl Rus Edebiyatı Fütürüzmin Rus edebiyatındaki önemli temsilcisi Mayakovski 1893-1930 olmuştur. Şiirde Pasternak 1890-1960; hikâye ve romanda ise Zoşçenko 1895-1958,Şolohov 1905 ve Soljenitsin 1918 önde gelen sanatçılar arasında yer alırlar. Batı Edebiyatı Özet Batı uygarlığını oluşturdukları için, Batılı ulusların düşünüş ve duyuş tarzları temelde ortak özelliklere dayanmaktadır. Bu yüzden Batı edebiyatı adıyla genel bir kavram ortaya çıkmıştır. Batı edebiyatı, Batılı ulusların nazım ve düzyazı türlerinde yarattıkları edebî ürünlerden edebiyatının başlangıcı Klâsik Batı edebiyatını oluşturan Yunan ve Lâtin edebi-yatlarına dayanır. Rönesans'a birlikte, ulusların edebiyatı Alman edebiyatı, Fransız edebiyatı, İspanyol edebiyatı, İngiliz edebiyatı, İtalyan edebiyatı gibi adlarla kendi başlarına gelişimlerini ve Avusturya edebiyatlarında ise ilk büyük sanatçılar 19. yüzyılda yetişmeye edebiyatını oluşturan ulusların edebiyatları Rönesans, klâsik, romantik, gerçekçi ve olmak üzere birbirini izleyen dönemler içinde ele alınabilir. Kaynaklar Batur, Enis, Modern Dünya Edebiyatı Antolojisi, İstanbul Gergedan Yayınları,1988. Cevdet, Kudret, Batı Edebiyatından Seçme Parçalar,İstanbul, İnkılâp ve Aka Kitabevleri, 1972. Halide, Edib, İngiliz Edebiyatı Tarihi, İstanbul, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fak. Neşriyatından, 1940. Nutku, Özdemir, Dünya Tiyatro Tarihi, İstanbul Remzi Kitabevi, 1985. Özdemir, Emin, Türk ve Dünya Edebiyatı, SBF Yayınları, No. 457, Basın ve Basımevi, 1980. Perin, Cevdet, Fransız Edebiyatı Tarihi, İstanbul, Üniversite Matbaası, 1946. Yusuf, Şerif, Muhtasar Avrupa Edebiyatı Tarihi,İstanbul, Devlet Matbaası, 1935. Edebi Akımlar Test-1 1. —- kuramcısı olan Boileau, —- adlı yapıtında, "Akıl ve mantığı seviniz, eserleriniz görkem ve değerini ondan alsın." diyerek bu akımın en önemli özelliklerinden olan akıl ve sağduyu egemenliğini gözler önüne sermiştir. Bu cümlede boş bırakılan yerlere aşağıdakilerden hangileri getirilmelidir? A Klasisizmin – Şiir Sanatı B Sembolizmin – Kötülük Çiçekleri C Romantizmin – Cromwell D Realizmin – Madam Bovary E Hümanizmin – Denemeler 2. Bu akım, parnasyenlerin şiirden kovduğu duygu ve hayali şiire geri getirmiştir. Birtakım simgelerin arkasına saklanarak, anlamı herkese göre değişebilen kapalı bir şiir anlayışını benimsemiştir. Parçada tanıtılan edebiyat akımı aşağıdakilerden hangisidir? A Sürrealizm B Sembolizm C Romantizm D Fütürizm E Klasisizm 3. Emile Zola'nın kurucusu olduğu ve realizm akımının aşırı bir devamı sayılan edebiyat akımı aşağıdakilerden hangisidir? A Natüralizm B Parnasizm C Sembolizm D Klasisizm E Egzistansiyalizm 4. Eski Yunan ve Latin kaynaklarına bağlı kalarak bu kaynaklardan beslenen akımın sanatçıları, erdem ve ahlak unsurlarına büyük önem vermişlerdir. Anlattıkları karakterlerdeki mükemmeliyetçiliği yazı dillerine de yansıtmışlar, konuyu kusursuz bir dille ortaya koymaya özen göstermişlerdir. Yukarıda sözü edilen sanatçılar, hangi edebiyat akımına bağlı olabilirler? A Romantizm B Natüralizm C Sürrealizm D Klasisizm E Sembolizm I. Freud'un psikanaliz görüşünden yararlanırlar. II. Gelenek ve yasalara sıkı sıkıya bağlıdırlar. III. Bilinci ve aklı değil bilinçaltını esas alırlar. IV. Dil ve anlatımda anlaşılır olmayı önemsemezler. V. Şiirde rüyaya benzeyen bir dünya yaratırlar. 5. Yukarıda verilen bilgilerden hangisi sürrealist sanatçıların özelliklerinden biri değildir? I. B II. C III. D IV. E V. 6. Aşağıdakilerin hangisinde bir bilgi yanlışı söz konusudur? A Suç ve Ceza, Karamazov Kardeşler, realist bir yazar olan Dostoyevski'nin ünlü yapıtlarındandır. B Romantizmde, klasisizmde ihmal edilen doğaya karşı büyük bir sevgi gösterilir. C Corneille, Moliere, Racine klasik akımın temsilcilerindendir. D Natüralizm, Darwinci doğa anlayışının ilkelerini edebiyata uygulayarak gelişmiştir. E Sembolistler, şiirde anlaşılır olmaya özen göstermişlerdir. 7. I 19. yüzyılın ilk yarısında romantizme tepki olarak doğan realizm, dış dünyayı olduğu gibi anlatmayı amaçlayan bir edebiyat akımıdır. II Akımın sanatçıları romantizmin hayalci görüşlerini reddederek, gözlemlerine kendi duygularını karıştırmadan yazmışlardır. III Kişileri tanıtırken onların yaşadığı doğal ve sosyal çevreyi de en ince ayrıntısına dek incelemişlerdir. IV Anlatıma fazlaca değer vermeyen realist sanatçılar toplumsal faydayı esas almışlardır. V Akımın romantizme üstünlüğünü G. Flaubert'in "Madame Bovary" adlı romanıyla ortaya koymuşlardır. Bu parçada numaralanmış yerlerin hangisinde bir bilgi yanlışı vardır? I. B II. C III. D IV. E V. 8. İnsanın önce var olduğunu, ardından kendi benliğini, kimliğini kendisinin yarattığını söyleyerek "varlık"ın "öz"den önce geldiğini savunan edebiyat akımı aşağıdakilerden hangisidir? A Empresyonizm B Sürrealizm C Egzistansiyalizm D Fütürizm E Ekspresyonizm 9. Edebiyat akımları birbirlerine tepki niteliğinde ortaya çıkmıştır. Örneğin romantizm Iklasisizme, realizm IIromantizme, parnasizm IIIrealizme, IVsembolizm Vparnasizme, tepki olarak doğmuştur. Yukarıdaki numaralanmış yerlerin hangisinde bir bilgi yanlışı vardır? I. B II. C III. D IV. E V. 10. Aşağıdaki sanatçılardan hangisi romantizmin temsilcileri arasında yer almaz? A Lamartine B J. J. Rousseau C Goethe D La Fontaine E Schiller 11. Romantizmle ilgili olarak aşağıda verilen yargılardan hangisi doğru değildir? A Akıl yerine duygu önemsenmiştir. B İnsan değişmeyen yönleriyle ön plana çıkarılmış, çevre göz ardı edilmiştir. C V. Hugo, bu akımın kurucusu ve kuramcısı kabul edilir. D Klasisizmin tüm kural ve biçimleri yıkılmıştır. E Karşıtlıklar ve tesadüf olay akışını sağlayan önemli unsurlardır. 12. Romancı, bilimsel determinizm yöntemiyle incelediği olayları aktarırken kendi kişiliğini gizlemiş ve bu yolla sanatını toplum için kullanmıştır. Burada sözü edilen romancı, hangi edebiyat akımına bağlı olabilir? A Romantizm B Sembolizm C Parnasizm D Natüralizm E Fütürizm 13. Aşağıdakilerden hangisi parnasizmin bir özelliği değildir? A Realizmin şiirdeki yönünü temsil eder. B Şiir, öznellikten nesnelliğe açılan bir yol izler. C T. Gautier, Banville önemli temsilcilerindendir. D Şiir, saf güzellik olarak algılanmıştır. E "Sanat, toplum içindir." ilkesi benimsenmiştir. 14. Sanatçı, dış dünyada gördüğü varlığın realist yönünü değil kendisinde uyandırdığı izlenimlerini anlatmıştır. Bu nedenle sanatçının anlattığı dış dünya değil, dış dünyadaki varlıkların hayale bürünmüş izlenimleridir. Bu parçada sözü edilen sanatçı, hangi edebiyat akımına bağlı olabilir? A Romantizm B Klasisizm C Parnasizm D Natüralizm E Empresyonizm 15. Aşağıdakilerden hangisi sembolizmin özelliklerinden biri değildir? A Şiirde gerçekliğe tepki olarak doğmuş bir akımdır. B Şiirde anlamın açık oluşuna karşı çıkar, bunun düzyazıya ait bir özellik olduğunu savunur. C Bu akımda sanatçı, gördüğünü değil, sezdiğini; doğayı değil izlenimlerini anlatır. D Yunan mitolojisi yerine Hıristiyanlık mucizelerini ve ulusal efsaneleri konu edinir. E Şiirde, musikiyi ve iç ahengi ön plana çıkarır. 16. Ortaya çıkış zamanlarına göre, sanat ve edebiyat akımlarının doğru sıralanışı aşağıdakilerden hangisidir? A Romantizm – klasisizm – realizm – sembolizm – parnasizm – natüralizm B Klasisizm – romantizm – realizm – parnasizm – natüralizm – sembolizm C Realizm – natüralizm – parnasizm – romantizm – klasisizm – sembolizm D Romantizm – realizm – klasisizm – parnasizm – sembolizm – natüralizm E Sembolizm – realizm – romantizm – klasisizm – natüralizm – parnasizm CEVAP ANAHTARI 1-A 2-B 3-A 4-D 5-B 6-E 7-D 8-C 9-C 10-D 11-B 12-D 13-E 14-E 15-D 16-B Edebi akımlar özet, edebi akımlar tablo, edebi akımlar pdf, edebi akımlar slayt, edebi akımlar test, türk edebiyat akımları, edebiyat akımları şifreleme, Cumhuriyet dönemi edebi akımlar, Edebi Akımların Özellikleri, Dadaizm, Egzistansiyalizm, Ekspresyonizm, Empresyonizm, Entüisyonizm, Fütürizm, Hümanizm, Klasisizm, Kübizm, Natüralizm, Neoklasisizm, Parnasizm, Postmodernizim, Realizm, Romantizm, Sembolizm, Sürrealizm, Dünya edebiyatı, Türk edebiyatı, Yunan Edebiyatı, Latin Edebiyatı, İtalyan Edebiyatı, İngiliz Edebiyatı, Alman Edebiyatı, İspanyol Edebiyatı, Amerikan Edebiyatı, Fransız Edebiyatı, Rus Edebiyatı, Batı Edebiyatı, Rönesans Edebiyatı Haberler > Ne Okusam Derdine Son! İstediğiniz Türe Göre Kitap Tavsiye Eden Dev İçerik - 1552 Bugüne kadar birçok kitap içeriğiyle karşınıza çıktık. Önemli bir düşünürün önerileri ya da bir türün öne çıkan eserlerine dair tavsiyeleri sizlere ulaştırdık. Zamanın altın değerinde olduğu bir çağda, 'Ne okumalı?' sorusuna bir nebze olsun yardımcı olmaya çalışıyor bu listeler. Okuma eylemine keyif amacı bugün bir nokta ileriye taşıyoruz. Çünkü bu sefer tarzınızı siz belirliyorsunuz! Okumak istediğiniz kitap türünü seçin ve 18 farklı kategoride toplamda 136 kitap önerisine istediğiniz gibi ulaşın. 😌 Şimdiden iyi okumalar... Mülksüzler - Ursula K. Le Guin Mülksüzler, kendilerine Odocu diyen küçük bir dünya dolusu insanı anlatıyor; Odo romandaki olaylardan kuşaklarca önce yaşamış, bu yüzden olaylara katılmıyor, ya da yalnızca zımnen katılıyor, çünkü bütün olaylar aslında onunla anarşizmdir. Sağı solu bombalamak anlamında değil kendine hangi saygıdeğer adı verirse versin bunun adı tedhişçiliktir. Aşırı sağın sosyal-Darwinist ekonomik özgürlükçülüğü de değil; düpedüz anarşizm eski Taocu düşüncede öngörülen, Shelley ve Kropotkin'in, Goldmann ve Goodman'ın geliştirdiği biçimiyle. Anarşizmin baş hedefi, ister kapitalist isterse sosyalist olsun, otoriter devlettir; önde gelen ahlaki ve ilkesel teması ise işbirliğidir dayanışma, karşılıklı yardım. Tüm siyasal kuramlar içinde en idealist olanı anarşizmdir; bu yüzden de bana en ilginç gelen kuramdır. Otostopçunun Galaksi Rehberi - Douglas Adams Tamamen sakin bir hayat yaşamak, hayatına temel yaşamsal fonksiyon olarak soğuk bira ve güzel çay içmek kavramını oturtmak isteyen, kendi halinde, üstelik fazlasıyla uysal bir adam Arthur Dent, bir sabah uyanır ve evinin saçma bir nedenle yıkılacağını öğrenir; ama bu yalnızca başlangıçtır. Daha bir kaç saat bile geçmeden gezegeni yok edilecek ve yanında kankası Ford Prefect, üstünde yıpranmış sabahlığı, elinde havlusuyla galaksi boyunca sürecek inanılmaz bir yolculuğa çıkacaktır. Karanlığın Sol Eli - Ursula K. Le Guin Karanlığın Sol Eli, dünyamıza çok benzeyen Kış adlı bir gezegende geçer. Bu gezegende yılın en sıcak zamanlarında bile yarı-kutup iklimi yaşanır ve tüm sakinleri çift cinsiyetlidir androjen. Cinsel kimliğin bir statü ya da güç aracı olarak kullanılmadığı bu gezegende kişiler yılın belli bir döneminde o anki hormonal durumlarına göre erkek ya da kadın olmaktadırlar. Öyle ki, birkaç çocuk doğurmuş bir ana daha sonra başka çocukların babası olabilmektedir. 'Arkadaşlık' ve 'sevgililik' arasındaki 'boşluk' anlamsızlaşmış; insan düşüncesini belirleyen düalizm eğilimi azalmış; insanlığın güçlü/zayıf, koruyucu/korunan, hükmeden/hükmedilen, sahip olan/sahip olunan... ve benzeri ikiliklerini oluşturan temeller zayıflamış gibidir. Cehaletin, şimdinin, mevcudiyetin ilerlemeden daha gözde olduğu bir gezegendir gün Kış'a uzaydan bir erkek elçi gelir ve onların da katılmasını istediği bir gezegenler birliğinden söz eder... Elçinin gelişiyle birlikte yerli ile yabancı, erkek ile dişi, benzerlik ve benzemezlik, parça ile bütün arasındaki ilişki ve çelişkiler insanlardaki karşılıklarını bulup yaşamaya başlar... Mesaj - Carl Sagan Ellie daha önce yüz kere yaptığı gibi uçağın penceresinden aşağı bakıp Dünya'nın böyle 14 kilometre yüksekten uçan ve bizim gibi gözlere sahip bir dünya dışı yaratıkta nasıl bir izlenim yaratacağını düşünmeye başladı. Ortabatı'nın göz alabildiğine uzanan geniş arazisi, tarımsal ya da kentsel yerleşime göre kareler, dikdörtgenler ve dairelerle kesik kesikti; Güneybatı'nın şimdi üzerinde uçtukları bölgesinde ise yaşamın tek belirtisi dağların ve çöllerin arasından uzanan dümdüz bir çizgi. Daha ileri uygarlıklara sahip dünyaların sakinleri tarafından mı inşa edilmişlerdi acaba? Yoksa gerçekten ileri bir uygarlık tek bir iz bile bırakmaz mıydı yaşadığı yerde? Bir bakışta bizim akıllı varlıklar olarak evrimsel gelişmemizin neresinde olduğumuzu söyleyebilirler miydi?Kendini uzaydan gelen radyo frekanslarını dinlemeye adayan Dr. Ellie Arroway yıllar süren araştırmalarının sonunda, tam vazgeçeceği sırada gizemli bir mesaj almaya başlar. Mesaj, Carl Sagan'ın anlatım gücü ile bilimsel hayallerini birleştirdiği muhteşem bir roman. Mezbaha 5 - Kurt Vonnegut Tüm zamanların en büyük savaş karşıtı romanlarından Mezbaha 5'te, Dresden bombardımanı merkezinde bir zaman yolculuğuna Pilgrim beceriksiz bir zaman gezgini; nereye gideceğini kontrol edemiyor ve seyahatleri eğlenceli falan geçmiyor. Hayatının hangi kısmında kendini oynayacağını önceden bilemediğinden, sürekli sahne korkusu çektiğini söylüyor. Billy Pilgrim bir savaş esiri. Güzel ve yaşanabilir bir kentin mahvına tanık oldu. Tanıdığı biri, başkasına ait bir demliği aldığı için vuruldu Dresden'de. Bir diğeri, şahsi düşmanlarını savaştan sonra kiralık katillere öldürteceği tehdidini sahiden Hepsi yaşandı bunların. Aşağı yukarı. En azından savaş kısımları merkezine yapılan bu zaman yolculuğu, hayatın anlamını arayan fakat bulmaya korkan herkes için benzersiz bir rehber. Bir Uzay Efsanesi - Arthur C. Clarke Ay'da ortaya çıkarılan bir bilinmezlik;Bu keşfin açtığı ufuklar öylesine engindir ki...İlk kez güneş sisteminin derinliklerine insanlar gönderilir. Ama bu insanlar, hedeflerine ulaşmadan bir şeyler ters gitmeye biçimde ters...Ay'a ayak basmanın henüz hayal olduğu bir dönemde yazılan ve yüzyılımızın en yaratıcı filmlerinden birine konu olan, olağanüstü, çarpıcı bir kitap. 2001 Bir Uzay Efsanesi, insanın evrendeki yeri sorusuna cevap arıyor. Yıkım'a Giden Adam - Alfred Bester 24. yüzyılda, evrenin en güçlü adamlarından biri olan Ben Reich, yetmiş yıldır adı bile duyulmamış bir suç işlemeye karar verir Cinayet. Esper adı verilen zihin okuyucuların, daha düşünce halindeyken suçları engellediği bu dünyada, Reich'ın amacına ulaşması neredeyse imkansızdı. Hükümdarlık adındaki şirketinin, rakip şirket D'Courtney'le girdiği mücadeleyi büyük ölçüde kaybetmesinin ardından başka bir çaresi kalmadığını düşünen Reich, bir yandan da kâbuslarında asıl korkusu Yüzü Olmayan Adam'la uğraşıyordu. Tüm bunlara rağmen Ben Reich pes etmemeye kararlıydı. Aklında yıkımla, Yıkım'a hazırlandığının farkında değildi. Yıkıma Giden Adam, galaksinin içimizdeki megalomana verdiği çarpıcı bir biri, uzay ve zamanda eşsiz olduğuna dair mağrur sanrılarla gelişen, sonu gelmeyen dünyalar ve kültürler var. Aynı megalomanlıktan muzdarip sayısız insan geldi bu hayata; kendisinin eşsiz, yeri doldurulamaz, benzersiz olduğunu düşünen. Daha da gelecek böyle insanlar... Sonsuza kadar. Bu da böylesi bir zamanın ve böylesi bir adamın hikayesi… Bu, Yıkıma Giden Adam'ın hikayesi. Amerikan Tanrıları - Neil Gaiman Gölge son üç yılını hapishanede geçirmiştir ve tahliyesine iki gün kala karısının ölüm haberini alır. Cenazeye katılmak için uçağa biner. Yanına en masum tanımla 'esrarengiz' denilebilecek Bay Çarşamba oturur. Bundan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır.'Artık Gölge on yaş daha yaşlı. Amerika da öyle. Ve Tanrılar beklemede.' Yerdeniz Büyücüsü - Ursula K. Le Guin 'Sanırım Yerdeniz Büyücüsü'nün en çocuksu yanı konusu Büyümek. Büyümek, benim yıllarımı alan bir süreç oldu; bu süreci otuzbir yışımda tamamladım -ne kadar tamamlanabilirse; o yüzden de çok önemsiyorum. Çoğu genç de önemser. Ne de olsa esas işleri budur Büyümek.' -Ursula K. Le Guin Zaman Çarkı Serisi - Robert Jordan Zaman Çarkı döner ve çağlar gelip geçer; ardında efsaneye dönüşen anılar bırakır. Efsaneler solup söylenceye döner; söylencelerse, ortaya çıkmalarını sağlayan çağ geri geldiğinde çoktan unutulmuş olurlar. Üçüncü Çağ'da, kehanetler çağında, Dünya ve Zaman dengede durduğunda, puslu dağlarda bir rüzgar eser... Kehanetlerin gerçekleşeceği zamandır bu. Zaman Çarkı, Çağların Deseni'nde bir ağ örmektedir; Dünya dolanan bir ağ, Dünyanın gözü kör edildiğinde, zamanın kendisinin bile ölebileceği bir zaman... Kral Katili Güncesi Serisi Rüzgarın Adı Serisi - Patrick Rothfuss Fantastik kurgu edebiyatının eşsiz bir masalı, bir kahramanın kendi ağzıyla anlattığı öyküsü işte böyle başlıyor. Bir keder öyküsü bu... Bir kurtuluş öyküsü... Bir adamın evrenin anlamını arayışının ve gerek o arayışın gerekse de onu sürdürmesini sağlayan gem vurulamaz iradenin bir efsaneye dönüşmesinin öyküsü... Dracula - Bram Stoker İngiliz yazar ve akademisyen Sir Malcolm Stanley Bradbury'nin, 'Şimdiye kadar yazılmış en güçlü korku hikayelerinden biri' diye tanımladığı Dracula, hukukçu Jonathan Harker'ın Kont Dracula adında bir alıcının Londra'da satın almak istediği evin işlemlerini yapmak üzere Transilvanya'ya gidişiyle başlar. Jonathan, müşterisinin şatosunda dehşet uyandıran keşiflerde bulunur. Kısa bir süre sonra Londra'da da huzur kaçıran birtakım olaylar başlar. İçinde kimse olmayan bir tekne batar; genç bir kadının alnında gizemli bir işaret belirir, tımarhanedeki bir ruh hastası 'Efendi'sinin gelmek üzere olduğundan dem vurmaya başlar. Olaylar, uğursuz kont ve onunla savaşmayı göze alan bir grup genç arasında çatışmaya dek gidecektir. Ejderha Mızrağı Serisi - Margaret Weis Ejderha Mızrağı Destanı Margaret Weis ve Tracy Hickman tarafından yazılmış kitap serisi. Serinin orijinal dili olan İngilizcede basılmış 190'dan fazla kitabı vardır. Ejderha Mızrağı dünyasının asıl yaratıcıları Margaret Weis ve Tracy Hickman olsa da birçok yazar yaratılan dünyaya ve kurallarına sadık kalıp onları kullanarak Ejderha Mızrağı dünyasıyla ilgili pek çok kitap yazmıştır. Öyle ki serinin kitaplarının büyük bir kısmının yazarları farklıdır. Aslen üç kitap olup, sonradan karakter derinleştirmeleri, yan hikayeler, geçmiş ve gelecek eklemeleriyle büyümüş ve büyümeye devam çoğu Krynn adlı dünyanın Ansalon adlı kıtasında geçer. Ansalon'un kuzey-doğusunda yer alan Taladas kıtası az olsa bile hikayelerde kullanılmıştır. Gormenghast Serisi - Mervyn Peake 'Kolaylık olsun diye bu üçlemeyi gotik yazın olarak nitelendirebiliriz; ya da tüm eleştirmenlerin hemfikir olduğu gibi, gelmiş geçmiş en iyi fantastik yapıtlar arasında olduğunu söyleyebiliriz. Mervyn Peake'in fantastik edebiyatın tahtına oturmada, Tolkien dışındaki tek aday olduğunu iddia edebiliriz. Ama tıpkı ona adını veren şato gibi devasa, uçsuz bucaksız, keşfedilmemiş labirentlerle dolu bu yapıtın her sayfasına damgasını vuran özgünlük bizi bu kolaycılığa kaçmanın hazzından mahrum bırakacaktır. Çünkü Gormenghast'ta bir gotik-fantastik yapıttan beklenebilecek bir tema bulamayız. Bu kitaplarda; kurtarılan prensesler, doğaüstü olaylar, cinler, elfler ya da goblinler yok. Tersine, bizi bir girdap gibi içine çekip sersemleten karmaşık olaylar zincirinde, Dickensvari karakterlerin absürd gülünçlüğü, yaşamlarına bir tanrının demirden eli gibi damgasını vuran o dev şatonun, bin yıllık Gormenghast'ın Kafkaesk atmosferiyle dengelenirken sarsıcı bir gündelik gerçekliğe bürünür. Bu karakterleri tuhaf, komik, hatta fantastik bulabiliriz; ama acıları, hırsları ve tutkuları son derece gerçektir.' - Dost Körpe Steve Jobs - Walter Isaacson Jobs'la iki yıldan uzun süre boyunca yapılan kırktan fazla röportajın -ayrıca yüzden fazla akrabasıyla, arkadaşıyla, hasmıyla, rakibiyle ve iş arkadaşıyla yapılan görüşmelerin- temel alındığı bu kitap, kusursuzluk tutkusuyla ve azmiyle altı endüstride kişisel bilgisayarlar, animasyon filmler, müzik, telefonlar, tablet bilgisayarlar ve dijital yayıncılık çığır açmış yaratıcı bir girişimcinin inişli çıkışlı hayatını ve güçlü kişiliğini anlatıyor. Dünyanın dört bir yanındaki toplumlar dijital çağ ekonomileri kurmaya çalışırken, Jobs yenilikçiliğin ve uygulanabilir hayal gücünün mutlak ikonu olarak öne çıkıyor. 21. yüzyılda değer yaratmanın en iyi yolunun yaratıcılığı teknolojiyle birleştirmek olduğunu biliyordu, bu yüzden hayal gücü atılımlarını takdire şayan mühendislik başarılarıyla birleştiren bir şirket yarattı. Jobs bu kitabın yazılma sürecinde işbirliğinde bulunsa da, yazılanlar üstünde söz sahibi olmayı ve hatta kitabı yayınlanmadan önce okuma hakkını bile istemedi. Hiç sınır koymadı, tersine tanıdığı insanları dürüst konuşmaya teşvik etti. 'Gurur duymadığım bir sürü şey yaptım, örneğin 23 yaşındayken kız arkadaşımı hamile bırakmam ve sonrasındaki tavrım bunlardan biri,' dedi. 'Ama öğrenilmesine izin veremeyeceğim kadar kötü sırlarım yok.'Jobs birlikte çalıştığı ve rakip olduğu insanlar hakkında içtenlikle ve bazen zalimce konuşuyor. Arkadaşları, düşmanları ve iş arkadaşları da aynı şekilde davranarak, onun iş hayatına yaklaşımını biçimlendiren tutkularından, takıntılarından, mükemmeliyetçiliğinden, sanatçılığından, huysuzluğundan, kontrol saplantısından ve sonuçta ortaya çıkan yaratıcı ürünlerden dobraca çevresindeki insanları çileden çıkarabiliyor ve umutsuzluğa sürükleyebiliyordu. Ama kişiliği ve ürünleri birbiriyle bağlantılıydı; tıpkı Apple'ın donanımlarıyla yazılımlarının genellikle olduğu gibi, entegre bir sistemin parçalarıydı. Onun öyküsü yaratıcılıkla, karakterle, liderlikle ve değerlerle ilgili, hem eğitici hem de uyarıcı bir öykü. Einstein Yaşamı ve Evreni - Walter Isaacson Bir dahinin bilinmeyen yüzyılın en önemli kuramsal fizikçisi Albert Einstein'ın sıra dışı yaşam öyküsü...Einstein'ın zihni nasıl işliyordu? Onu dahi kılan olgular nelerdi? Dahiliğinin özel yaşamına etkileri var mıydı? Tanrı kavramına yaklaşımı nasıldı? Einstein'ın bilimsel düş gücünde karakterinin isyankar doğasının da bir payı var mıydı?..Albert Einstein'ın bilinmeyen dünyasına ışık tutan bu benzersiz kitap, öncü fizikçinin insani yönlerini paylaşmayı da ihmal etmiyor. Eminim Şaka Yapıyorsunuz Bay Feynman - Ralph Leighton, Richard Feynman Nobel ödüllü büyük fizikçi Richard Feynman 1918-1988 aykırı serüvenleri ile tanınmıştır. Burada kendisi, taklit edilemeyen sesiyle, Einstein ile Bohr arasındaki atom fiziğine ilişkin fikir alışverişini; Yunanlı Nick'le kumar konusundaki konuşmalarını; çok iyi saklandığı sanılan nükleer sırların bulunduğu kasaları açışını; bongo davuluyla bir baleye eşlik edişini; çıplak bir bayan boğa güreşçisi resmi yapışını; kuantum fiziğinin gizemlerinden barda kızlara içki ısmarlamanın kurallarını keşfedişine kadar bir çok hayrete düşürücü olayı anlatıyor. Kısacası burada tüm farklı parlaklığıyla Feynman'ın hayatını, -üstün bir zeka, sınırsız bir merak ve pervasızlığın patlayıcı bir karışımını- bulacaksınız. Zamanımızın en ünlü bilim kitaplarından biri olan bu enerji, anekdot ve hayat dolu eser, sizde de fizikçi olma arzusu yaratabilir. Atatürk - Andrew Mango İstanbul doğumlu İngiliz yazar Andrew Mango, beş yılı aşkın bir süre yaptığı araştırmalar sonucu, bu yapıtla kapsamlı ve nesnel çalışma ortaya bağımsızlığı ve varoluşu yolunda Atatürk gibi bir liderle yakaladığı olağanüstü şansı irdeleyen yazar, onu salt lider özellikleriyle değil, yakın çevresi ve insan ilişkileriyle de yansıtmayı başarırken, dönemin toplumsal yapısı ve güç dengelerine de açıklık kazandırıyor. Malcolm X - Alex Haley Siyahların Amerika kıtasındaki tarihlerinde Kuzey-Güney Savaşından sonra en büyük olay kuşkusuz İslamiyettir. İnsan yerine konulmayan siyahlar günün birinde hızla ve kitleler halinde ana dinleri İslamiyeti seçtiler. Siyahlar için İslamiyet yalnızca soyut bir din değil, kendilerine bilinçli bir biçimde unutturulan tarihlerine, dillerine, kültürlerine, kısaca köklerine yeniden dönüştü. Malcolm X bu akımın en önde gelen ve en radikal önderlerinden biridir. Başlangıçta, ilk zenci müslüman hareketinin öncüsü Elijah Muhammed'in bağlısı olarak ırkçı düşünceler taşıyorken, Hac dolayısıyla İslam dünyasına yaptığı bir gezi onu bu düşüncelerden döndürdü. Artık kendisini İslam'ın sömürgecilik ve ırkçılık karşıtı evrensel mesajını tüm dünyaya iletmeye adamıştı. Bu amacını kitleler çapında gerçekleştirmeye çalıştığı toplantılarından birinde suikaste uğrayıp, 25 Şubat 1965'da öldürüldü. Angela'nın Külleri - Frank McCourt 'Geriye bakıp çocukluğumu anımsadığımda, nasıl hayatta kalabildiğime hala şaşarım.'Ekonomik kriz sırasında, Amerika'ya yeni gelmiş bir göçmen ailesinin çocuğu olarak, Brooklyn'de dünyaya gelen ve İrlanda'nın Limerick kentindeki yoksul mahallelerde büyüyen Frank McCourt'un anıları böyle başlıyor. Frank'ın babası Malachy, genellikle çalışmadığı, çalıştığı zamanlar da aldığı parayı içkiye yatırdığı için, annesi Angela'nın çocuklarını bakıp besleyecek parası yoktur. Ancak aynı Malachy, sorumsuz ve garip bir adam olmasına karşın, Frankın hikaye yazma yeteneğini ortaya çıkaracaktır. Frank, babasının, İrlandayı kurtaran Cuchulain hakkında anlattığı hikayelerle, annesine bebekler getiren, Yedinci Basamaktaki Meleğin hikayesiyle büyür. Bir Bilim Adamının Romanı, Mustafa İnan - Oğuz Atay Türkiye'de pek benimsenmemiş bir dalda, biyografik roman türünde, Oğuz Atay'ın kendine özgü üslubu ve kurgusuyla, kendi hocası da olan Prof. Mustafa İnan'ı anlatışı. Atay'ın hedefi, bir halk çocuğunun uluslararası ün sahibi bir bilim adamı oluşunun zorlu macerasını sergilemek. Bunun yanı sıra, Oğuz Atay'ın toplumsal eleştiri kalıplarını zorlayışını da izliyoruz. Elinizdeki kitapta, Prof. Mustafa İnan'ın hayatından kesitler veren bir de fotoğraf albümü yer alıyor. Biz - Yevgeni Zamyatin Herkesin numaralarla adlandırıldığı ve her an dinlenip gözetlendiği bir ülkede, Tek Devlet'in komşu gezegenlere yayılmak için yaptırdığı uzay gemisinin çalışmalarına katılan bir mühendis günlük tutmaktadır. Herkesin devlete yararlı ve iyi olmasının övgüsüyle başlayan günlük, yavaş yavaş mühendisin devletin başındaki İyilikçi'nin matematiksel, kusursuz düzeninin sorgulanmasına dönüşür. Bin Dokuz Yüz Seksen Dört - George Orwell George Orwell'in kült kitabı Bin Dokuz Yüz Seksen Dört, yazarın geleceğe ilişkin bir kabus senaryosudur. Bireyselliğin yok edildiği, zihnin kontrol altına alındığı, insanların makineleşmiş kitlelere dönüştürüldüğü totaliter bir dünya düzeni, romanda inanılmaz bir hayal gücüyle, en ince ayrıntısına kadar kurgulanmıştır. Geçmişte ve günümüzde dünya sahnesinde tezgahlanan oyunlar düşünüldüğünde, ütopik olduğu kadar gerçekçi bir romandır Bin Dokuz Yüz Seksen Dört. Güncelliğini hiçbir zaman yitirmeyen bir başyapıttır; yalnızca yarına değil, bugüne de ilişkin bir uyarı çığlığıdır. Cesur Yeni Dünya - Aldous Huxley 'Cesur Yeni Dünya' bizi 'Ford'dan sonra 632 yılına' götürür. Bu dünyanın cesur insanları kapısında 'Cemaat, Özdeşlik, İstikrar' yazan Londra Merkez Kuluçka ve Şartlandırma Merkezi'nde üretilirler. Kadınların döllenmesi yasak ve ayıp olduğu için, 'annelik' ve 'babalık' pornografik birer kavram olarak görülür Toplumsal istikrarın temel güvencesi olan şartlandırma hipnopedya -uykuda eğitim- ile sağlanır. Hipnopedya sayesinde herkes mutludur; herkes çalışır ve herkes eğlenir. 'Herkes herkes içindir.''Cesur Yeni Dünya'nın önemi yalnızca ardılları için bir standart oluşturması ve karamsar bir gelecek tasarımının güçlü betimlemesiyle değil, aynı zamanda 'birey yok edilse de süren macerasının' sağlam bir üslupta anlatılmasıyla da ilgili. Huxley, yapıtını ütopya geleneğinin kuru anlatımının dışına çıkarıp 'iyi edebiyat' kategorisine yükseltiyor. Fahrenheit 451 - Ray Bradbury Guy Montag işini seven bir itfaiyeciydi. On yıldır kitap yakıyordu. Gecenin bir yarısında yola çıkışlarını, alevlerin kitapları yutuşunu hiç sorgulamamıştı... Hiç sorgulamamıştı, insanların korkusuzca yaşadıkları bir geçmişi anlatan o 17 yaşındaki genç kızla karşılaşana dek... Montag'ın hayatındaki bütün yanlışlar doğrularla yer değiştirir o andan sonra... İşini, eşini, yaşayışını yeni bir gözle değerlendirir. Önünü alamadığı duyguları onu, asla tahmin edemeyeceği şeyler yapmaya iter. Sansüre, totaliter yönetimlere, kültür endüstrisine ve uzunca bir süredir sürdürdüğümüz yaşam tarzına yönelik en keskin eleştirilerden biri. Okuyun ve kendinizi yeni baştan kurun. Hayvan Çiftliği - George Orwell Hayvan Çiftliği'nin başkişileri hayvanlardır. Bir çiftlikte yaşayan hayvanlar, kendilerini sömüren insanlara başkaldırıp çiftliğin yönetimini ele geçirir. Amaçları daha eşitlikçi bir topluluk oluşturmaktır. Aralarında en akıllı olan domuzlar, kısa sürede önder bir takım oluşturur; ama devrimi de yine onlar yolundan saptırır. Ne yazık ki insanlardan daha baskıcı, daha acımasız bir diktatörlük kurulmuştur artık. George Orwell, bu romanında tarihsel bir gerçeği eleştirmektedir. Romandaki önder domuzun, düpedüz Stalin'i simgelediği açıktır. Diğer kahramanlar gerçek kişileri çağrıştırmasalar da, bir diktatörlük ortamında olabilecek kişilerdir. Altbaşlığı Bir Peri Masalı olan Hayvan Çiftliği, bir masal anlatımıyla yazılmıştır; ama küçükleri eğlendirecek bir peri masalı değil, çarpıcı bir politik taşlamadır. Damızlık Kızın Öyküsü - Margaret Atwood Atwood, bu romanı Batı Berlin ve Alabama'da 1980'lerin ortalarında yazmıştır ve roman 1985'te basılmıştır. Atwood romanında distopyanın güçlü feminist yönünü göstermiştir. Romanında kadın haklarının bugünkü halinin tersine döndüğünde çıkacak sonucu incelemiştir. Androidler Elektrikli Koyun Düşler Mi? - Philip K. Dick Android'ler Elektrikli Koyun Düşler mi?, ilk kez 1968 senesinde yayınlanan Philip K. Dick tarafından yazılan bilim kurgu romanıdır. Hikaye örgüsü, bir android avcısı Rick Deckard'ın, ikinci bir avcı John İsidore isyancı androidlerin peşinden gitmesi anlatılır. Roman insanlık felsefesini inceler. 1982 yılında Hampton Fancher ve David Peoples'ın kitaptan uyarladıkları senaryo Ridley Scott tarafından Harrison Ford'un başrolde olduğu Bıçak Sırtı adlı filme çekildi. Kitabın devam romanlarının başlığı da Blade Runner olarak kondu. Otomatik Portakal - Anthony Burgess Karabasan gibi bir gelecek atmosferi... Geceleyin sokaklara dehşet saçan, yaşamları şiddet üzerine kurulu gençler... Sosyal kehanet? Kara mizah? Özgür iradenin irdelenişi?.. Otomatik Portakal bunların hepsidir. Aynı zamanda hayranlık verici bir dilsel deneydir, çünkü Burgess anti kahramanı için yeni bir dil yaratır Yakın geleceğin argosu 'nadsat'ı.... ve Stanley Kubrick'in muhteşem film uyarlaması, yirminci yüzyılın kült eserlerinden biri olan bu romanın şöhretini pekiştirmiştir... Ecinniler - Fyodor Dostoyevski 'Hayat acı vericidir, hayat korku doludur ve insanoğlu mutsuzdur. İnsanoğlu hayatı seviyor. Acıyı ve korkuyu sevdiği için hayatı seviyor. Yaşamak, acı ve korkunun karşılığında verilmiştir bize. En büyük aldanmamız budur. İnsanoğlu benliğini henüz bulamamıştır.' Ecinniler, gelmiş geçmiş en güçlü politik romanlardan biridir. Fransız İhtilali'nin de etkisiyle; Rus halkını derinden sarsan ateizm, nihilizm, sosyalizm gibi akımlar üzerine kurulu romanın temel unsurları inanç, ideolojiler ve insanlık halleridir. 19. yüzyıl Rusyası'nın girdiği ideolojik ve dini açıdan sıkıntılı dönemleri okura sunan, 21. yüzyılda da geçerliğini ve güncelliğini kaybetmeyen bir eserdir Ecinniler. Liberal, muhafazakar, ateist çatışmalarının en şiddetli döneminde ortaya konulan yapıt, ölümsüz konusu ve karakterleriyle günümüz insanına seslenmeyi başaran bir klasik haline gelmiştir. Martin Eden - Jack London Jack London yarı-otobiyografik romanı Martin Eden'de, yazar olabilmek için hayatını ortaya koyan genç bir gemi işçisinin hikayesini Francisco'da gemici olarak çalışan Martin Eden'in yazarlık macerası, Ruth Morse'a olan aşkıyla başlar. Ruth zengin bir çevreden gelmektedir ve ailesi onun fakir bir işçiyle evlenmesine razı olmaz. Martin için sevdiği kadınla birlikte bir hayat kurmanın tek yolu, yazar olmak ve kendisini edebiyat çevrelerine kabul ettirmektir. Yazar olmaya karar verdiği andan itibaren tükenmeyen bir azimle yazar ve yazdıklarını yayıncılara gönderir. Yanıt olarak yalnızca reddedildiğini bildiren mektuplar alsa da, inancını yitirmeden çalışmaya devam eder. Sonunda yayıncıların ve girmeye can attığı burjuva çevrelerin itibarını kazanmayı başarır. Ancak bu, düşündüğü gibi mutlu olmasına yetmeyecektir. Moby Dick - Herman Melville İnsanın içindeki kötülük duygusuyla savaşmasının görkemli bir anıtı olan Moby Dick ya da diğer adıyla Beyaz Balina yüzyıl romanının kilometre taşlarından biridir. Beyaz balinayı diğer deniz romanlarından ayıransa, eşsiz kurgusu, tarihten mitolojiye, mitolojiden psikolojiye ve doğa bilimlerine varıncaya kadar, barındırdığı çok katmanlı bir roman olmasıdır. Ses ve Öfke - William Faulkner Yüzyılın klasikleri arasına girmiş bir roman. Ses ve Öfke. Faulkner'ın, kendine özgü yoğun dili ve kurgusuyla, yaşananları, düşünülenleri, yayılan ya da sıkışan duyguları tüm bir atmosfer içinde vermekteki ustalığını doyasıya gösteren bir roman. Ses ve Öfke'de, ABD'nin güneyinde yaşayan Compson ailesinin dağılışı farklı bilinçlerle izleniyor. Zihinsel engelli oğul Benjy'nin, suçluluk ve onur duygularıyla azap çeken ağabeyi Quentin'in, sert, mantıklı ve kurnaz diğer erkek kardeş Jason'ın anlatımlarıyla ailede yaşananlar yavaş yavaş açığa çıkıyor. Kız kardeş Candace'ten Jason'ın vasiliğini aldığı yeğeni Quentin'e, zenci hizmetçi Dilsey'den torunu Luster'a pek çok karakterin sahiciliği ve olayların evrensel trajedisi, Faulkner'ın diliyle bir cam kırığı kadar keskin, bir öfke anı kadar yüksek sesli. Seksek - Julio Cortazar Seksek oyunu, ayağın ucuyla itilen bir taşla oynanır. Oyun elemanları şunlar kaldırım, irice bir çakıltaşı, ayakkabı ve tebeşirle çizilmiş güzel bir çizgi, renkli tebeşir tercih edilir. En üstünde çizginin Gökyüzü hanesi bulunur ve en altta Yeryüzü; taşı iteleye iteleye Gökyüzü'ne ulaşmak çok zordur; ne denli nişan alsan, ne denli dikkatlice atsan ve itelesen de zordur, taş çizgi üstüne gelir veya çizgi dışına Cortázar'ın başyapıtı Seksek, ilk yayımlandığı 1963 senesinden beri Latin Amerika edebiyatının en çok tartışılan, sonraki kuşak yazarlar üzerinde en çok iz bırakan eserlerindendir. Antiroman diye de nitelenen ve 'anlatı' ile 'anlatının yarattığı çağrışımlar' üzerine inşa edilen Seksek'in başındaki okuma planında, maceracı okurlara alternatif bir 'sıçrayarak okuma' düzeni sunulur. Bu okuma biçimi, seksek oyununu andırır. Okuru kurmacanın etkin bir unsuruna dönüştüren bu sıçramalar, yalnızca romanın okuma biçiminin değil, yaratılan kişilerin, dolayısıyla insanlığın içinde yaşadığı dünyanın da parçalanmışlığını simgeler. Othello - William Shakespeare Othello ile Shakespeare'in öteki üç büyük tragedyası, Hamlet, Macbeth ve Kral Lear arasında önemli farklar vardır. Othello, ne Lear gibi bir kral, ne Hamlet gibi bir prens, ne de Macbeth gibi kral olma ihtirası olan ve bu ihtirası gerçekleşen bir soylu. Othello sadece Venedik devletinin hizmetinde bir komutandır. Othello, öteki üç büyük tragedyadan farklı olarak daha 'dünyasal' bir oyundur. Ağırlıklı konuları, aşk, evlilik, kıskançlık ve kötülük üstünedir. Her dört tragedyada ortak olarak genel olarak tragedya türünde ve özellikle Shakespeare'in tüm tragedyalarında olduğu gibi farklı boyutlarıyla ölüm işlenmektedir. Açlık - Knut Hamsun Norveçli büyük romancı Knut Hamsun'un kişiliğini ve ününü oluşturan en büyük romanı Açlık'tır. Ünlü bir yazar olma sevdasıyla yanıp tutuşurken, bir yanda da açlıkla pençeleşen bir gencin, gerçekten duygulandırıcı öyküsü olan bu kitap, dünya edebiyatının başyapıtları arasında anılmaktadır. Gecenin Sonuna Yolculuk - Lois-Ferdinand Celine 'Kanla ve özdeyişlerle yazan, okunmak değil, ezberlenmek ister.' Friedrich NietzscheDr. Louis-Ferdinand Destouches ya da Céline 1894-1961, Gecenin Sonuna Yolculuk'u 1932'de yazdı. 1. Dünya Savaşı'nın ardından, ikincisine çeyrek kala. Kan kokuyor. Kan, yoksunluk, hastalık, ölüm, sıcak, tuvalet, yara, et, yine de kahkaha...Biz, tam yetmiş yıl sonra, yeniden indiriyoruz Yolculuk'u kızağından. Adını hiçbir şeyle birlikte anmadan, karşılaştırmalar yapmadan. Bir biçem, bir dil, gecenin sonunda insanlığın en aşağı katmanlarıyla bir yüzleşme, bizi içeri, daha içeri çeken, boynumuza parmaklarını geçiren, ısıran, tüküren, hırlayan, ölesiye korkan ve korkutan. Yani yaşayan. Bir kıpırdanma başladı bile, parmaklarımızın ucunda, gözeneklerimizden içeri sızan bir şey var. Böyle bir yüzleşmeye katlanabilecek mi insan?Gecenin Sonuna Yolculuk'un Türkçe çevirisini Yiğit Bener yaptı, yayımlanmasından tam yetmiş yıl sonra. Ortaya çıkan metni, Céline'in Türkçesini; Vüsat O. Bener, Erhan Bener ve daha birçok kişi okudu. Yaklaşık bir altı yüz sayfa bilediler, sipsivri. Bundan sonrası geceye ait. Ulysses – James Joyce Joyce, 1904'te Nora Barnacle adında bir genç kadınla tanışmıştı. Nora Barnacle ile 1931'de, evliliğe karşı olmasına rağmen, kızının ısrarları üzerine evlendi. Ulysses, Joyce'un kendi anlatımıyla Nora Barnacle'ı sevdiğini anladığı gün olan 16 Haziran 1904 günü Dublin'de geçer. Romanın asıl kahramanı bir bakıma Dublin kentidir. Her yıl 16 Haziran günü Dublin'de düzenlenen 'Bloomsday' yani Bloomgünü'nde, kitaptaki bölümlerde geçen yerlerin dolaşıldığı turlar düzenlenmektedir. Konu, özünde son derece yalındır Öğrenci Stephen Dedalus ile serbest çalışan Yahudi asıllı bir reklam toplayıcısı olan Leopold Bloom'un karşılaştırılmaları. Ancak asıl anlatılan, bu iki kişinin bireysel kimliklerini aşan daha büyük bir gerçeğin parçası olduklarıdır Stephen 'sanatsal' doğanın, Bloom ise 'bilimsel' doğanın temsilcileridir. Öte yandan, bu iki dışlanmış kişilik, hem Joyce hem de birbirleri için de özel bir öneme sahiptirler Stephen, Joyce'un gençliğinin, Bloom ise olgunluğunun yansımalarıdır; Bloom, Stephen'ın, deyim yerindeyse, 'manevi babası'dır vb. Ama kitabın edebiyat açısından asıl önemi, çatısının Homeros'un destanı Odysseia ile simgesel koşutluğundan ve Joyce'un kullandığı değişik teknik ve biçimlerden, özellikle de 18. ve son bölümde Bloom'un karısı Molly'nin düşüncelerinin yansıtıldığı 'bilinç akışı'ndan gelir. Saatleri Ayarlama Enstitüsü - Ahmed Hamdi Tanpınar Şiirlerinde sembolist bir dil kullanan Ahmet Hamdi Tanpınar romanlarında gerçekçi ve sosyal sorunlara eğilen bir tarzı tercih Ahmet Hamdi Tanpınar’ın kendine has simgeci anlatımıyla birleşip, zaman zaman gelişen olaylarla birlikte başkalaşmaktadır. İnsanların popülerliğe ve paraya verdiği önemin, insanların nasıl bir anda yüz değiştirebileceğinin altı Ayarlama Enstitüsü, içeriğini ve konusunu romanın karakterlerinden Nuri Efendi Saat Ustası, Mübarek Ayaklı ve yaşlı bir İngiliz yapımı duvar saati, Halit Ayarcı ve saat-zaman-insan ilişkilerinden çocukluğu II. Abdülhamit döneminde geçen, Meşrutiyet ve Cumhuriyet dönemlerinde de yaşayan Hayri İrdal'ın anıları şeklinde kurgulanmıştır. Osmanlıca ve Farsça kelimelere sıkça başvurulmuştur. Dili ağır fakat anlatımı akıcıdır. Roman dört bölümden oluşmaktadır Büyük Ümitler, Küçük Hakikatler, Sabaha Doğru, Her Mevsimin Bir Sonu Vardır. Ateşten Gömlek - Halide Edib Adıvar Ateşten Gömlek, cepheden, romanda anlatılan kişilerle omuz omuza yaşamış birinden gelen bir yapıt. Kurtuluş Savaşı'nın ateşten gömleğinin içinden çıkmış bir roman. Halide Edib Adıvar, her birini yakından tanıdığı roman kişilerini, yani silah arkadaşlarını içtenlikle, çağına ve yaşanan acı olaylara sorumlulukla tanıklık ederek anlatıyor. Bağımsızlık savaşımızı bütün gerçekliği ve canlılığıyla anlatan belki de en önemli roman, Ateşten ve isyan günlerinden beri koza, kurt, kelebek devirleri tetkik edilen mahlukat gibi Sakarya silah arkadaşlarımın 'Ateşten Gömlek'te birkaç solgun aksini İstanbul, ihtilal ve ordu günlerinden alıp kağıt üstüne koymaya çalıştım. İstediğim gibi olmadığı için silah arkadaşlarımdan af dilemek isterdim. Bize onlar ilham ettiler. Dokuzuncu Hariciye Koğuşu - Peyami Safa Peyami Safa'nın bir romanı. 13-14 yaşlarında bir delikanlının hastalığını, bedeniyle ruhu arasındaki ilişkiyi iki yaşındayken babasını kaybeden ve uzun yıllar kemik hastalığıyla ilgili rahatsızlıklar yaşayan Peyami Safa, bir çocuğun yaşayabileceğinden daha büyük buhranlar yaşamış ve kendi içine kapanık olmuştur. Bütün bu birikimlerin sonucu olan, Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, beden-ruh ilişkisini anlatan bir eserdir. Küçük Ağa - Tarık Buğra Küçük Ağa, Kurtuluş Savaşı yıllarında, siyasal karar ve tartışma merkezlerinin uzağında, Kuvvacı/Millici denilen, ama ne oldukları, neyi temsil ettikleri pek bilinmeyen birilerinin açtığı savaşa katılıp katılmamanın vebalini tartarak bir karar verme durumunda kalan insanları anlatır. Asırlardır sadece 'halife-i ruyi zemin'in, padişahın açtığı sancağın altında savaşılacağı bilgi ve inancıyla yaşamış taşra insanlarının, halife-padişah çağrısının yokluğunda ve işgal haberleri yayılırken yaşadıkları ikilemlerin, açmaz ve iç çalkantıların, kendileri ve kaderlerine sahip çıkma hakkında yeniden düşünmek zorunda kalışlarının hikayesidir. Tarık Buğra'nın kendi deyişiyle Küçük Ağa, destanlara yakışır bir konuyu ele almasına rağmen, destan değil, gerçekliği anlatan bir romandır. İttihatçıların ve Kuvvacıların değil, inanç ve gelenek kalıtıyla baş başa, ilk kez kendisi ve kendi adına geleceği için karar vermeye çalışan bir ahalinin 'kahraman'ı olduğu bir roman. Şimdilerde Küçük Ağa'yı okumak, güncelliğini bir kez daha kazanmış bir öyküyü, sorunsalı yeniden okumak demektir. Devlet Ana - Kemal Tahir 'Devlet Ana', Osmanlı kurulmadan önceki Anadolu'nun görünümünü, Anadolu insanının özlemlerini anlatırken, onların güçlü, güvenli, adaletli bir devlete duyduğu ihtiyacı da açığa çıkarmaktadır. Kemal Tahir'in en önemli romanı olarak gösterilen 'Devlet Ana', onun düşünce yapısını da en iyi yansıtan eserlerinden biri sayılmaktadır. 'Kemal Tahir, tarihi ve toplumu hakkındaki orijinal ve sağlam görüşlerinden hareket ettiği için hem mahalli ağızları, hem Türkçe'nin küçümsenmiş ve unutulmuş nesir dilini hem de yeni imkanlarını kaynaştırarak ve aşarak kullanabilmiştir. Eserlerindeki eşsiz dil ve üslup güzelliğinin kaynağı bu davranıştadır. Daha önceki romanlarında da görülen bu özellik Devlet Ana'da en yüce noktasına erişmiştir. Türkçe'nin unutulmuş olan dehası bütün boyutları, zenginliği ve haslığıyla ilk olarak Kemal Tahir'in eserlerinde kendini göstermektedir.' Araba Sevdası - Recaizade Mahmut Ekrem Babasının ölümünden sonra kendisine kalan mirasla hayatı birden bire değişen Bihruz Bey, bir zamanlar özlemini duyduğu hayata kavuştuktan sonra, sosyetenin arasında arabasıyla sürekli boy göstermeye, bildiği birkaç Fransızca kelimeyi konuşmalarına serpiştirerek, kendini Avrupai hayat yaşayan, entellektüel bir beyefendi gibi takdim etmeye başlar. Şatafat içerisinde görünmek için çıktığı araba yolculuklarından birinde rastladığı Periveş'in aniden ortadan kaybolması üzerine önce kendi kendine hülyalara dalan ve ardından büyük bir umutsuzluğa düşen Bihruz bey'in serveti giderek tükenmektedir. Arabasıyla dolaştığı bir ramazan akşamında Periveş'in kız kardeşi olduğunu sanarak yaklaştığı iki kadınla yaptığı konuşmadan sonra yüzleşmek zorunda kaldığı gerçekler ve romanın genel atmosferi, aslında Osmanlı batılılaşma serüveninin çarpıklığını, bohem bir hayat yaşayan bir karakterin trajikomik halleriyle anlatmaktadır. Eylül - Mehmet Rauf Edebiyatımızın ilk psikolojik romanı kabul edilen Eylül, sembolik manada biyolojik olarak yaz başlarını, duygusal olarak da Eylül ayını yaşayan Necip ile Suad'ın ruhlarının derinliklerine yapılan bir yolculuktur. 'Ateş gibi bir nehir akıyordu, o ruhla ruhum arasında' şeklinde özetlenebilecek romandaki aşkı, yazarının anlatımına en sadık şekilde sadeleştirildi. İstanbul'un gerçek mekanlarında geçen roman evlilik, sadakat, aile ve arkadaşlık ilişkilerine hiç zarar vermeden yaşanan ölümüne bir aşkın romanıdır. Kötülük Çiçekleri - Charles Baudelaire Charles Baudelaire 1821-1867 Fransız şair, çevirmen ve sanat eleştirmeni. İlk yayımladığı eser Salon 1845 başlıklı sanat eleştirisidir, bu metinle modernist estetiğin öncüleri arasındaki yerini almıştır. en büyük şairlerinden biri olarak gerek çağdaşları gerekse kendinden sonra gelen sanatçılar, A. Rimbaud'dan S. Mallarmé'ye, Eliot'tan W. Benjamin'e uzanan modernist çizginin hem teorisi hem de pratiği üzerinde muazzam bir etki bırakmıştır. Kötülük Çiçekleri, yabanıl, korkunç ve kara bir gerçekliğin kitabı, Romantizm'in yeniden keşfi, Benjamin'in söylediği gibi Avrupa'yı etkileyen son lirik başyapıttır. Kuruntular Kitabı - Pablo Neruda Bir demir yolu işçisinin oğlu olan Pablo Neruda, 20. yüzyılı 'büyük yaşamış' şairlerden. Şiir, diplomatlık ve toplumsal savaşım, onun yaşamının üç büyük uğraşı. Hem sürgünler yaşamış, hem de ülkesi Şili'nin Paris Büyükelçiliği'ne kadar yükselmiş bir ozan. Yirmi Aşk Şiiri, Umutsuz Bir Şarkı, Yeryüzünde Konaklama, Yürekteki İspanya, Evrensel Şarkı ve Macchu Picchu Dorukları gibi yapıtlarıyla 1971 Nobel Edebiyat Ödülü'ne değer görülen Neruda, çağımızın en saygın ozanlarından biri. 1958'de yayınlanan Kuruntular Kitabı ise, bir anlamda, Neruda'nın 'güz dönemi'nin başyapıtı. Şairin melankolik-ironik ruh yapısının aynası; 'şiirle düşünme'nin olağanüstü bir örneği. Onca sürgünün, onca yurt özleminin ardından ülkesine dönen Neruda'nın, yurdunu, yurdunun denizini, toprağını, halkını yeniden keşfedişinin lirik bir öyküsü. Kuruntular Kitabı, Neruda'nın belki de en kişisel yapıtı. Bütün Şiirleri - Edgar Allan Poe Özdeksel şeylere tutkun, açgözlü bir dünyanın ortasında Poe kurtuluşu düşlerde buldu. Amerika'nın havasının kendisini boğmasına karşın Eureka'nın başlangıcına şunu yazdı 'Bu kitabı, düşlerin tek gerçeklik olduğuna inananlara adıyorum!' O kendi varlığıyla, başlı başına bir protestoydu ve protestosunu kendine özgü yollarla ilan etti.' Rubailer - Ömer Hayyam Hayyam'ın rubailerinde; dünya, varoluş, devlet ve toplumsal örgütlenme biçimleri gibi hayata ve insana ilişkin konularda özgür ve sınır tanımaz bir şekilde akıl yürüttüğü görülmektedir. Bunu yaparken de içinde yaşadığı toplumun ve öncesinin kabul ettiği kurallara bağlı kalmamış, konulan sınırları kabul etmemiş, bir anlamda dünyayı, insanı, varoluşu kendi aklıyla baştan tanımlamıştır. Kaplan! Kaplan! - William Blake '...Bu sefer Blake. Hem de neredeyse çoğu yapıtından bir seçmeyle. C. Hakan Arslan yaptı çevirileri ve derlemeyi. Hem de yıllar önce. Kitap uzun, çok uzun bir müddet yattı bir takım çekmecelerdeki dosyalarda. Sonra, Hakan, 'Yahu yayımlasana şunu', dedi. Ben bile unutmuşum Blake'i. Hatırladığım, böyle tuhaf ilimlere bulaşmış, gravürleriyle şiirlerini süsleyen, ayrıksı, hafif ucube, deli, karabasanlarla uğraşan, neredeyse sofu, koyu Hristiyan falan bir şairdi. Tabii bu hatırladığım ilk Masumiyet Şarkıları'nı falan okuduğum dönemden. Neredeyse yirmi beş yıl olmuş. Sonra, Hakan'ın derlemesini yeniden okudum. Karşıma müthiş saf, iyilikle dolu, aydınlık, insan gibi bir insan çıktı. Baca temizleyen çocuklardan, bu dünyanın insana kötü davrandığından, öyle olmaması gerektiğinden, kuzulardan, bulutlardan söz eden bir şair. Okurken neredeyse kurum yutmuş gibi oldum, o karaşın, küçük, güzel gözlü oğlancıklar canlandı gözümün önünde. Bir kez daha ne kadar adaletsiz bir yer olduğunu düşünüp, sinirlendim. Blake'i yeniden keşfettim. Belki siz de kendinizden bir şeyler bulursunuz bu Kaplan Şair'de. ' Ben Bir Başkasıdır - Arthur Rimbaud On altı buçuk yaşında 'Kâhin'in Mektupları' adıyla bilinen iki mektubunda 'Ben Bir Başkasıdır' diye yazarken, bununla Tanrı'yı, dünyayı ve insanı değiştirmek istediğini çok iyi yedi yaşından yirmi bir yaşına kadar, dört yılda, şiirin bütün geleneklerini, yapısal ve zihinsel düzenini parçalayıp altüst etti. Şiir parçalandı. Düz yazı şiirleriyle yarattığı şiirsel söylemin dili günümüz modern şiirinin yazınsal temellerini Rimbaud'nun şiirde ulaştığı yükseklik şiirin son sınırları olarak kabul edilir. 1875 yılında yirmi bir yaşında şiir yazmayı bıraktı; çünkü sözün simyasını keşfetmiş, şiiri tamamlamış ve sessizliğe erişmişti. Sonra yaşamak için, yaşamın kimyasını keşfetmek için 1880 yılında Afrika'ya gitti.'Rimbaud'dan sonra ne yazılabilir?' sorusunu XX. yüzyıl şairleri yanıtlayamadı. Bakalım XXI. yüzyılın şairleri ne yapacak? Çimen Yaprakları - Walt Whitman Çimen Yaprakları, Amerikan edebiyatının yapı taşlarından biridir. Whitman, bu ölümsüz eserinde işçilerin, kadınların, kölelerin, sıradan insanların hikayelerini destansı bir anlatıya dönüştürmüş, eşitlikçi fikirlerini şiire yansıtarak döneminin edebiyat anlayışında büyük bir kırılma Yaprakları'nın her dizesinden fışkıran coşku, umut ve esrime, iyi ve güzel olana varma umudunu taze tutuyor. Whitman, çağlardan beri ne geçmişe ne de bugüne benzemeyen, insanlığın evrensel değerleriyle örülmüş bir gelecek tahayyülünün sözcülüğünü yapmaya devam ediyor. 'Yeter, ey hazırlıksız, gizli işler, Yeter, ey akıp giden şimdiki zaman - yeter, ey geçmiş.' Erbain - İsmet Özel İsmet Özelin kırk yaşına kadar yayınladığı dört şiir kitabındaki ve bazı dergilerde yer alan şiirleri ERBAİN kitabında toplanmıştır. Geceleyin Bir Koşu 1966Evet, İsyan 1969Cinayetler Kitabı 1975Celladıma Gülümserken 1984 gidiyorum bu* - Ah Muhsin Ünlü Her mısrası dehanın gümüş çivileriyle çakılmış, sapasağlam şiirler!gidiyorum bu, en görmüş geçirmiş okuru bile hayretlere gark edecek nitelikte bir kült kitap! Ah Muhsin Ünlü, Modern Türk Şiiri'nin keçiyollarında, uçurumlarında, zirvelerinde hünerli bir samuray, muzip bir derviş, fiyakalı bir çita gibi dolaşıyor. Ah'lar Ağacı - Didem Madak 2011 yılında aramızdan ayrılan şair Didem Madak'ın, Ah'lar Ağacı, Pulbiberi Mahallesi ve Grapon Kağıtları adında yayınlanmış üç kitabı bulunmaktadır. Bir süre boyunca yazarın kitapları yayınlanmamış olsa da, oldukça aranan bir kitap olarak 2012'de yeniden Madak'ın 2012'de yeniden basılan kitabı Ah'lar Ağacı, okuyucuya Didem Madak'ın kalbe dokunan muhteşem dizelerini sunuyor. Bir Acıya Kiracı - Metin Altıok ....Beni hoyrat bir makaslaEski bir fotoğraftan Altıok 1941 yılında Bergama'da doğdu. Çılgın bir çağda yaşadığını, bir acıya kiracı olduğunu biliyordu. Artık pek az insanın hatırladığı bir iklimin şiirlerini yazdı. Hüzzam bir sesle Türk şiirindeki yerini aldı. Binlerce kez düşündüğü, şiirlerini yazdığı ölümle, dumanlar ve alevler arasında tanıştı. Çağının bu kadar 'ileri' gidebileceğini belki de hiç düşünmemişti... Bütün Şiirleri - Cahit Zarifoğlu Cahit Zarifoğlu`na ait hangi metin olursa olsun, onun dünyasına bir iklime geçer gibi girersiniz. Yeni bir iklime girmenin ne gibi etkileri oluyorsa, nasıl değiştiriyorsa insanı öylece değişirsiniz. - Alim Karaman -Cahit Zarifoğlu o hale gelmişti ki, kendi dünyası içinde bir şiir dili kurmuştu ve bunu çok iyi kullanırdı. Yani şiire, o anlatılmaz olana ait bir durum çıktığı zaman, bir algılama olduğu zaman onu hemen anında şiire döküverirdi. - Erdem Beyazıt - Ben Sana Mecburum - Atilla İlhan Bizi en ince yerimizden yakalıyor hep; birimizi, bazılarımızı değil, hepimizi... Kendini anlatıyor ama, dizelerinde hepimiz kendimizi buluyoruz, üstelik onlarda sadece biz varız sanarak. Öznel sevdalarımızı, 'bize ait olanı' duyuyoruz onun sesinde. Hepimiz onun şiirinin kahramanlarıyız; bir türlü layıkıyla söylemeyi beceremediğimizi üç kelimeye sığdırıveriyor o'Ben sana mecburum!'Attila İlhan şiirinin tek teması aşk değil elbette; bu kitapta beş bölümde topladığı şiirlerinde, dönemin siyasi havasını, çalkantılarını, gerilimi, direnişi, başkaldırıyı, imkansız aşkları ve özgürlük özlemini bulacaksınız. Yol Notları - Şavkar Altınel Şavkar Altınel, az yazıp az yayımlasa da, yıllardır dikkatleri üzerine çeken bir şair. Hayattan kaçıp 'imge'ye sığınan çağdaşlarının aksine, daha ilk şiirlerinden başlayarak gücünü yaşanmışlıktan ve gerçek deneylerden alan bir şiirin temsilcisi olarak belirdi. Altınel´in, her zaman yalın olsa da, hiçbir zaman 'basit' olmayan, anlaşılır olduğu kadar da esrarengiz, ışıltılı olduğu kadar da karanlık şiiri kendisinden bambaşka bir çizgideki şairler arasında da, İnternet´teki 'chat' odalarında da ilgi uyandırmaya devam etmekte. Kuşağının en özgün ve çarpıcı şairlerinden biri olan Şavkar Altınel´in şiirleri Yol Notları başlığıyla bir arada. New York Üçlemesi - Paul Auster Cam Kent, Hayaletler, Kilitli Oda'Sanki Fanshawe son yazdıklarının benim bu konudaki bütün beklentilerimi altüst edeceğini biliyordu. Bunlar, pişmanlık duyan bir adamın sözleri değildi. Sorumu soruyla yanıtlamıştı, bu yüzden her şey çok açık kalmıştı, bitmemişti, yeniden başlayacaktı. İlk sözcükten sonra yolumu şaşırdım, o dakikadan sonra ancak el yordamıyla ilerleyebildim, karanlıkta tökezledim, benim için yazılmış bir kitap beni kör etmişti.'Çağdaş Amerikan edebiyatının en özgün yazarlarından Paul Auster'ın New York Üçlemesi, yazarın hayranlarının mutlaka okuması gereken üç kült kitabı birleştiriyor Cam Kent, Hayaletler ve Kilitli Oda. Polisiye romanla postmodern kurmacanın bir harmanı olan ve kafkaesk bir üslupla örülen üçlemede yazar, okuru kilitli odalarda, geçmişte ve gelecekte, tuzaklı sokaklarda, çifte ve karanlık kişiliklerle donattığı kahramanlarının peşinde dolaştırırken, romanın her sayfasına dağıttığı ipuçlarına anlam vermeyi okura bırakıyor. Kahramanlarını, soyut ya da somut kilitli odalara sokarak özgürlüklerini ancak oradan kaçarak elde edebilecekleri bir dünya kuruyor. Sokuldukları kafesin sınırlarının nereye vardığını ancak kurtulunca anlayan kahramanlarına -ve okuruna- üzerilerindeki baskıdan kurtulma kapılarını açacak anahtarları da sunuyor. New York Üçlemesi, edilgen okur için yalnızca bir kilitli oda ya da aynalarla dolu birer koridor. Gerçek okur ise bu metnin, dünyayı başka bir açıdan göstererek ruhlarımızın çizgilerini yansıtan bir havuz olduğunu görecektir. Yıldız Gezgini - Jack London Bir akademisyen meslektaşını öldürerek San Quentin Hapishanesi'ne düşen eski bir profesör, burada yaşam boyu hapis cezasını çekerken maruz kaldığı korkunç işkenceden kaçmak için zihinsel taktikler geliştirir. Acı çeken bedenini terk ederek, tarihin farklı dönemlerinde, farklı coğrafyalarda geçen önceki yaşamlarına geri döndüğü yolculuklara çıkar. Jack London'ın korkunç San Quentin'de beş yılını geçiren arkadaşı EdMorrell'dan esinlenerek yazdığı Yıldız Gezgini'nin anlatıcısının her bir geçmiş yaşam deneyimi, bağımsız birer öykü olarak da okunabilir. London bu en özgün yapıtında, astral seyahat ve yeniden doğuş çevrimi üzerine kafa yorar. Ancak insanlık durumunun bu dirayetli gözlemcisinin asıl derdi, ABD'nin gaddar ve çürümüş hapishane sistemini gözler önüne sermektir. Metro 2033 - Dmitry Glukhovsky Yıl 2033... Nükleer savaş sonrası enkaz haline gelen dünyada insan soyu neredeyse tükenmiş, radyasyon yüzünden kentler yaşanamaz halde... Hayatta kalan birkaç bin kişi yeraltına, dünyanın en büyük nükleer sığınağı olan Moskova Metrosu'na sığınıyor. Burası insanoğlunun son için en büyük tehlike Karadelililer. İstasyonlar mini devletlere bölünmüş. İdealler, dinler, temiz su gibi nedenlerle bir araya gelmiş halklar. Duygular yerini içgüdülere bırakmış. Tek bir amaç var Ne pahasına olursa olsun hayatta Artyom'a, yaklaşmakta olan karanlık tehlikeye karsı halkı uyarmak için Metro'nun kalbi, 'Polis' istasyonuna gitme görevi verilir. Metro'nun kaderi belki de tüm insanlığın kaderi Artyom'un elindedir artık... Huckleberry Finn'in Maceraları - Mark Twain Büyük Amerikan romanları arasında yerini alan Huckleberry Finn'in Maceraları, Mark Twain'in de en iyi yapıtı olarak kabul edilir. Eğitimsiz, batıl inançlara sahip, ama iyi kalpli bir çocuk olan Huck, işsiz güçsüz ve ayyaş babasından kaçar. Kendisi gibi kaçak olan siyahi köle Jim'le birlikte Mississippi Nehri boyunca macera dolu bir yolculuk yaparlar. Twain, nehrin iki yakasında yaşayan her sınıftan insanı sergileyen eşsiz portreler sunarken, yer yer komik ve ironik bir üslup tutturur. Romanın başlıca teması kölelikle özgürlük arasındaki çatışmadır. Jim özgürlüğüne kavuşmayı hedefler. Gaddar babasından ve kendisini evine kabul ederek, düşünce ve davranışlarını zapturapt altına almaya çalışan Bayan Douglas'tan kurtulmaya çalışan Huck da aslında bir nevi tutsaklıkla mücadele etmektedir. Jim'le ilişkisinde, 19. yüzyılın düşünce iklimiyle ve toplumun kabul görmüş değerleriyle ahlaki bir çatışma içinde bulunan Huck, sonunda ön yargılardan kurtulup, onunla sevgi dolu bir dostluk ilişkisi kuracaktır. Şibumi - Trevanian İnanılmaz ölçüde karışık ve özgün bir roman kahramanı Nicholai Hel. Yarı Rus, yarı Alman asıllı koyu bir Amerikan düşmanı. Şanghay'da doğmuş, bir Japon generali tarafından büyütülmüş; bir Japon bilgesinden de 'Go' oyunu öğrenmiş. Bask dili dahil yedi dili ana dili gibi konuşuyor. Plastik kartla ya da kurşun kalemle bir insanı rahatlıkla öldürebilecek ustalıkları da edinmiş. Üstün düzeydeki 'yakın algılama' yeteneği yüzünden fotoğrafı bile çekilemeyen bu profesyonel terörist avcısı, terörcü, korkusuz mağaracı, yenilmez savaşçı ve gerçek feylesof, günün birinde emekli olarak yaşadığı şatosundan çıkıyor; amansız ve acımasız bir dövüşe katılmak üzere... Boş Koltuk - Rowling Yüzyılın en büyük hikaye anlatıcısı Rowling'den...Küçük bir kasaba hakkında büyük bir Fairbrother kırklı yaşlarının başında beklenmedik bir şekilde hayata gözlerini yumar. Bu ani ölüm yaşadığı kasabanın halkı için büyük bir şok kaldırımlı meydanı ve eski kilisesiyle Pagford, sıradan bir İngiliz kırsalı gibi görünse de bu tatlı görüntüsünün ardında bir savaş sürmektedir. Zenginler fakirlerle, gençler ebeveynleriyle, kadınlar kocalarıyla, öğretmenler öğrencileriyle sürekli bir çatışma halindedir. Pagford kesinlikle göründüğü gibi bir yer Meclisi'nde Barry'den boşalan koltuk, kasabanın görüp göreceği en büyük savaşın tetikleyicisi olacaktır. Türlü düzenbazlıklar ve hırsla süren, herkesin birbirinin foyasını ortaya çıkaracağı seçim savaşında zafer kimin olacaktır? Üç Öykü - H. P. Lovecraft Zamandan Düşen Gölge, Pusudaki dehşet, Charles Dexter Ward Vakası... Lovercraft'tan akla zarar heyecan yüklü üç öykü. 'Tuhaf öyküler seçmemdeki neden eğilimlerime en çok onların uyuyor olmalarıdır... En güçlü ve inatçı dileklerimin başında, geçici bir an için de olsa, bizi ebediyen tutsak alan ve kozmik boşluğa yönelik meraklarımızı hüsrana uğratan zaman, mekan ve doğa yasalarının sınırlarının askıya alınması ya da parçalanması gelir...' Lowercraft Siyah Kan - Jean-Christophe Grangé Yine kanlı, yine delice, yine korkutucu bir roman var karşımızda 'Siyah Kan'.Yazarın bir yıl gibi kısa bir sürede kaleme aldığı kitap serbest dalış şampiyonu bir katil ile eski paparazzi, kötülük fikrine ve kaynağına takıntılı bir gazeteciyi karşı karşıya getiriyor. Katil hapiste… Ama daha önce Kamboçya, Tayland, Malezya’da kan dökmüş. Kadınların kanı… Gazetecinin onunla temasa geçmek için oynadığı oyun romanın temelini oluşturuyor. Ama katil bu yemi bir süre sonra yutmuyor. İşte gerçek heyecan da orada başlıyor. Kim av, kim avcı, birbirine karışıyor. Grangé hayranlarını hayal kırıklığına uğratmayacak bir roman 'Siyah Kan'. Paris’ten Asya’ya doğru deliliğin sınırında bir yolculuk… Dört yüz küsur sayfalık gerilimli bir kabus… Çok çekici… Yazarın ustalığı kendini bir kez daha çarpıcı bir şekilde gösteriyor. 'Siyah Kan'ı okurken kötülüğün ve kötülerin dünyasına doğru nefes nefese bir koşu tutturduğunuzu fark ediyorsunuz. Bu çılgınca koşuya karşı koymak imkansız! İstanbul Hatırası - Ahmet Ümit Byzantion'dan İstanbul'a uzanan, heyecan yüklü bir serüven...Sarayburnu'nda, Atatürk heykelinin ayaklarının dibinde bir ceset, Avuçlarında antik bir para.... Ama ne bu ceset son kurban, ne de bu antik para son sikke... Yedi kurban, yedi hükümdar, yedi sikke, yedi kadim mekan. Ve tek bir gerçek Bu şehrin gizemli tarihi.'Şehre bakıyorduk denizden. Sisler içindeydi İstanbul... Sisler içinde deniz... Sisler içinde teknemiz. Sultanahmet'in minareleriydi görülen, Ayasofya'nın kubbesi, Topkapı Sarayı'nın kuleleri. Hiç yağmalanmamış, yıkılmamış, kirletilmemiş gibiydi şehir. Bembeyaz bir sisle örtmüştü doğa, ne varsa görüntüyü çirkinleştiren. Güneş doğmadan bir anlığına beliren bir hayal gibi... Büyülü bir bulut gibi... Bir masal imgesi gibi... Yeni kurulmuş bir kent gibi... Taze bir başlangıç gibi... Genç, umutlu, güzel...İstanbul'a bakıyorduk denizden. Ölülerimizin yüzlerine bakıyorduk... Onların gözlerindeki kendi kederimize. Çaresizliğimize bakıyorduk, avuçlarımızda büyüyen zavallılığa, kanımızda filizlenen korkaklığa... Elimizden alman hayata bakıyorduk... Güneşli günlerimize, umut dolu sabahlara, eğlenceli bahar akşamlarına... Sönen anılarımıza bakıyorduk, ölen hayallerimize, yıkılan düşlerimize... Sönen anılarımızı, ölen hayallerimizi, yıkılan düşlerimizi yüklenip yorgun bir şilep gibi bizden uzaklaşan şehrimize... Şehrimizle birlikte yitirdiğimiz kendimize bakıyorduk...' Aklından Bir Sayı Tut - John Verdon Bir adam, posta kutusuna bırakılmış imzasız bir mektup alır. Mektupta şöyle yazmaktadır 'Aklından herhangi bir sayı tut. 1 ile 1000 arasında herhangi bir sayı.' Adam öylesine 658 sayısını tutar. Not şöyle devam etmektedir 'Sırlarını nasıl bildiğimi göreceksin... Küçük zarfı aç.' 'Aldıklarını geri vereceksin Vermiş olduklarını aldığın zaman. Biliyorum ne düşündüğünü, Ne zaman uyuduğunu, Nereye gittiğini, Nereye gideceğini. Seninle bir randevumuz var, Bay 658.' Sıradanlıklara meydan okuyan, anında başınızı döndürecek ve ilgi çekici karakterlerinin kalp atışlarını tüm gerçekliğiyle hissedeceğiniz bir kitap 'Aklından Bir Sayı Tut' kolay kolay unutmayacağınız bir roman. On Küçük Zenci - Agatha Christie Yargıç Wargrave birinci mevki kompartımanında purosunu tüttürerek The Times gazetesinin politika haberlerini dikkatle okuduktan sonra gazeteyi bırakıp camdan dışarı baktı. Somerset'den geçiyorlardı. Daha iki saatlik yolları adası hakkında şimdiye kadar gazetelerde okuduklarını düşünmeye başladı. Adanın deniz ve yat meraklısı bir Amerikalı milyoner tarafından satın alındığını, Devon sahillerine yakın olan adaya modern ve lüks bir köşk yapıldığını biliyordu; ama, anlaşıldığına göre, Amerikalı milyonerin yeni evlendiği üçüncü karısı denizi sevmiyordu ve adayı satışa çıkarmıştı. Satış için gazetlerde birçok ilan çıkmıştı. Sonunda adanın Owen adında biri tarafından satın alındığı duyulmuştu. Bu haberden sonra gazetelerin dedikodu yazılarının fısıldaşmaları başlamıştı. Zenci adası aslında Gabrielle Turl adında Hollywood'lu bir film yıldızı tarafından satın alınmıştı. Yıldızın bu adada kimse tarafından rahatsız edilmeden birkaç ay geçirmeyi düşündüğü ileri sürülmekteydi. Başka bir yazar ise, Zenci Adasının bazı gizli deneyler için İngiliz Amirallik Dairesi tarafından satın alınmış olduğunu iddia ediyordu... Şah Mat - Mario Mazzanti Suç psikiyatristi olarak polise destek vermekte olan Claps'in suçluların davranış profilini inceleyerek olası şüphelileri tespit etmek gibi çetin bir görevi vardır. Ancak bu sefer ortadaki cinayet hiç de basit değildir. Karşısında acımasız, kararlı, unutulmak istemeyen ve şehrin korkulu rüyası olmayı amaçlayan bir seri katil vardır. Çözüm hep avuç içinde gibidir ama bir türlü ulaşılamamaktadır, aşılan her bir basamak katilin ininin derinliklerine dalmaktan başka bir işe yaramaz.'Mario Mazzanti ilk kitabını en lezzetli malzemeleri karıştırarak hazırlamış Satranç, edebiyat, sinema, opera ve asıl mesleği olan cerrahlık.'-Paperblog-'Hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığı ve gerçeğin insanın en karanlık hırslarında gizlendiği nefeslerinizi kesecek bir gerilim romanı.'-La Feltrinelli- Her Temas İz Bırakır - Emrah Serbes Kızılay, Sakarya Caddesi, SSK İşhanı, Dil-Tarih, Atakule, öğrenci evleri... ve Emniyet... Cinayet Masası. Behzat Ç., 'yeni müktesebata' uyum sağlayamamış, lambur lumbur, 'dişli' bir başkomiser. Müzik dinlemez, polis telsizi dinler. Kitap okumaz, gazeteye spor sayfasından başlar. Herhangi bir siyasi görüşü yok. 'İçimizden birinin' üçüncü sayfa haberlerine yansımış hali gibi, adı bile tam değil. 1. Amatör'de duran toplara iyi vuran bir stoperken, topçuluğu bırakıp başkalarını tekmelemeye başlamış. Mesela beş lira için kalbinden adam bıçaklayanları, on üç yaşında kızlara tecavüz eden, namus için en yakın akrabalarını vuranları... Kendi adalet anlayışı bakımından sorun yok; 'it uğursuz' kimdir, belli gibi görünüyor... Ama acaba öyle mi? Behzat Ç.'yi ve onun adalet duygusunu da rahatsız eden işler olabiliyor bazen hayatta... At izinin it izine karıştığı bir cinayet... Kim, niye öldürsün bu kızı? Hem niye bu şekilde? Siyaset karışmış desek?.. Garip... Öğrenci alemine, başka alemlere, ama asıl polis alemine dikiz atan, entrikası bereketli bir polisiye... Kar Kurdu - Glenn Meade Ocak 1953. Soğuk Savaş'ın en gergin dönemi. Başkan Eisenhower, Stalin'in akli dengesinin bozulmakta olduğu yolunda ürkütücü bilgiler alır. SSCB'nin korkunç temizlik operasyonlarına yeniden başlayacağını ve dünyayı üçüncü bir savaşın eşiğine getirecek nükleer bomba programının tamamlanmakta olduğunu öğrenir. Böylece yemin töreninden birkaç saat sonra hiçbir Amerikan başkanının cüret edemeyeceği bir karar alacak ve 'Kar Kurdu' operasyonunu başlatacaktır. Schrödinger'in Kedisinin Peşinde - John Gribbin Çok başarılı bir bilim yazarı John Gribbin Kuantum kuramının şaşırtıcı tuhaflığını hayatımıza sokuyor, düşünülebilir hale getiriyor. Gündelik dünyadan analojilere başvuruyor, ama aynı zamanda bu analojilerin atom-altı dünyadaki yetersizliğine, hatta yanıltıcılığına dikkat çekiyor. Örneğin okullarda hala öğretilen Bohr atom modelinin kafamıza kazıdığı elektron yörüngeleri gibi 'resimler'den kurtarmaya çalışıyor zihinlerimizi. Kuantum'un öyküsüne ışığın hem parçacık hem de dalga olduğunun keşfedildiği ilk yıllarından başlayan yazar, elektronların da aynı özelliğe sahip olduğunun ne tür önyargılara karşı, nasıl bir mücadeleyle keşfedildiğini, yaygın kabul gören Kopenhag yorumunu ve bilim-kurguya da ilham vermiş 'Paralel Evrenler' yorumunu anlaşılır bir dille anlatıyor. Kitap zihin açıcı bir bilim tarihi çalışması olarak da okunabilir Bir yandan kuramın çeşitli aşamalarında kafaları fena halde karışan, takdir görmedikleri için hayata küsen bilim adamlarının insani öyküleri var bu kitapta. Kör Saatçi - Richard Dawkins Kör Saatçi; Richard Dawkins'in evrimsel gelişmeyi basit örneklerle modellendirerek anlattığı popüler-bilim 18. yüzyıl tanrı bilimci William Paley'in o dönemde çok bilinen bir kitabına referans olarak kullanılmıştır, Paley kitabında bu tür tartışmalarda sık kullanılan saat analojisine başvuruyor, çünkü saat karmaşık yapıları anlatmak için iyi bir model, Paley eğer yürürken yerde bir saat görseydiniz bunun karmaşık bir mekanizma olduğunu ve bir tasarımcı tarafından önceden tasarlandığını düşünürdünüz ama insan gibi karmaşık yapıların neden önceden tasarlanıldığını düşünmüyorsunuz diyerek bu tasarımcının üstü kapalı bir biçimde tanrı olması gerektiğini iddia ediyor, Dawkins de buna cevap olarak mutasyon, birikimli seçilim gibi mekanizmalarla çalışan evrimin önceden planlanamayan bir süreç olduğuna dikkat çekerek bu saatçinin ileriyi göremeyeceği ve planlayamayacağı için kör olması gerektiğini savunarak kitabına 'Kör Saatçi' adını verir. Tüfek, Mikrop ve Çelik - Jared Diamond Neden Avrupalılar Amerika'yı keşfetti de Amerikalılar Avrupa'yı keşfetmedi?' Bu basit sorunun ardında insanlığın MÖ günümüze tarihi gizli. Fizyoloji profesörü Jared Diamond, Tüfek, Mikrop ve Çelik'te, aklımıza gelmeyen, geldiğinde çocukça bulduğumuz soruların yanıtlarını araştırırken, tarımın başlamasından yazının bulunuşuna, dinlerin ortaya çıkışından imparatorlukların kuruluşuna, tarihin seyrini belirleyen pek çok önemli adımı ayrıntısıyla inceliyor. İnsan toplulukları arasındaki farklılıkların, eşitsizliklerin nedenlerini, temellerine inmeye çalışarak sorguluyor; günümüz dünyasını biçimlendiren etkenlerin izini sürüyor... Biyoloji, jeoloji, arkeoloji, coğrafya gibi değişik bilim dallarından beslenen, 'Batılı' koşullanmalardan arınmış, geleceği gösteren bir tarih kitabı. Zihnin Geleceği - Michio Kaku Zihnin Geleceği, bir zaman yalnızca bilimkurgunun ilgi alanına giren konulara bilimin çerçevesinden bakıyor. Telepati, zihin kontrolü, avatarlar, telekinezi ve hafızanın ya da rüyaların kaydedilmesi gibi konularda, dünyanın önde gelen laboratuvarlarında yürütülen en son araştırmaları ve şaşırtıcı sonuçlarını sunuyor. Zihnin Geleceği, sinirbilimin sınırlarının zorlandığı, olağanüstü bir yolculuk. Dr. Kaku, insan beyninin bilgisayarlara yüklendiği, duyguların ve düşüncelerin bir beyin ağında toplandığı, kavrama yeteneğini geliştiren ilaçların olduğu, bilincin evrene gönderilebildiği, hatta ölümsüzlüğün sınırlarının zorlandığı bir geleceği bilimin kurgusuyla sunuyor.'Olanaksızın Fiziği' ve 'Geleceğin Fiziği' gibi çok satan kitapların yazarı ve pek çok bilim programının yapımcısı olan Michio Kaku bu kitabında, evrendeki en büyüleyici ve en karmaşık yapı olan insan beyni üzerine bilimsel araştırmaları ortaya koyuyor. Zamanın Kısa Tarihi - Stephen Hawking Zamanın Kısa Tarihi 1988 yılındaki ilk basımından bu yana geçen yıllar içerisinde bilimsel yazın alanında bir başyapıt konumu kazandı. Kırk dile çevrildi ve dokuz milyonun üzerinde baskı yaparak dev bir uluslararası ün kazandı. Kitap o dönemde evrenin doğası hakkında öğrendiğimiz en son bilgiler göz önüne alınarak yazılmıştı, öte yandan o günden bugüne hem atom-altı dünyanın hem de büyük ölçekte evrenin gözlem teknolojilerinde olağanüstü ilerlemeler yaşandı. Bu yeni gözlemler Profesör Hawking'in kitabın ilk baskısında yaptığı kuramsal öngörülerin çoğunu doğrulayan nitelikteydi. Bu gözlemlere, evrenin başlangıcından yıl sonrasını araştıran ve Hawking'in varlığını ileri sürdüğü uzay-zaman dokusundaki kırışıklıkları tespit eden Kozmik Ardalan Kaşifi COBE uydusunun son bulguları da dahildir. Kaleme aldığı özgün metne kendisinin son araştırmasından ve en son gözlemlerden edindiğimiz yeni bilgileri katma arzusuyla Hawking, kitabının elinizdeki son baskısı için yeni bir önsöz yazmakla kalmadı, aynı zamanda solucan delikleri ve zaman yolculuğuyla ilgili çok etkileyici yepyeni bir bölüm kaleme alarak kitabını güncelledi. İnsan Nasıl İnsan Oldu? - M. İlin - E. Segal İnsanoğlunun hikayesi eskidir. Fiziksel, zihinsel ve kültürel kazanımlarını çok uzun bir süreçte kazandı atalarımız. Birkaç milyon yıllık bir süreçti bu. Önce biyolojik bir evrim geçirdi insanoğlu. Bu süreçle az çok örtüşen, fakat daha yavaş işleyen zihinsel ve kültürel gelişim de onu izledi. Biyolojik süreç, içinde olduğundan fark edemesek de yaşayan tüm biyolojik türler için hala sürüyor. Diğer türlerden farklı olan insanoğlu açısından zihinsel ve kültürel süreç halen devam bir bilim insanının, olayı epey bir öncesinden alarak, konuya ilişkin yapacağı bir özetin üç aşağı beş yukarı şöyle olacağı söylenebilir İnsanoğlundan çok önce oluştu yerküre. Yerküre de evrenin geçmişine bakarak çok yenidir. Erken de olsa, buradan çıkarabileceğimiz bir genelleme, insanoğlunun evrenin geçmişinde yalnızca bir nokta olduğudur. Karanlık Bir Dünyada Bilimin Mum Işığı - Carl Sagan Pek az sayıda bilim adamı, bilimin merak, heyecan ve coşkusunu geniş kitleleri aktarmada Carl Sagan kadar başarılı olabilmiştir. Pulitzer Ödülü'ne sahip Sagan'ın milyonların düş gücünü yakalamaya ve zor kavramları anlaşılır bir biçimde aktarabilme yetisi okurlar açısından gerçek bir kazanımdır. Akıl dışılığın ve batıl inançların egemen olacağı yeni bir Karanlık Çağ'ın eşiğinde olup olmadığımız sorusu Karanlık Bir Dünyada Bilimin Mum Işığı'nın çıkış noktası. Kitapta bir yandan bilimsel çalışmalara neden kara çalındığı sorgulanırken, bir yandan da uzaylılarca kaçırılma, 'bağlantı kurma' ve şifacılık gibi konuların iç yüzü gözler önüne seriliyor. Karanlık Bir Dünyada Bilimin Mum Işığı, Sagan'ın bilimle bir ömür süren gönül ilişkisinin bir bildirgesi sayılabilir. Senden Önce Ben - Jojo Moyes Birbirlerine aşktan başka verecek hiçbir şeyleri yoktu...Yaşamın ince detayları Lou'dan sorulur. Otobüs durağıyla ev arasında kaç adım var? Çalıştığı kafeye gelip gidenler nasıl bir hayat yaşıyor? Parlak yeşil elbisenin altına ne renk külotlu çorap giyilir? Onda bu soruların hepsinin cevabı var. Kolayca mutlu olabildiği küçücük dünyasında bilmediği tek şey hayatın çok daha karmaşık soru ve cevaplarla dolu olduğu...Geçirdiği motosiklet kazasıyla hayatı altüst olan Will uzun süredir karmaşık sorularla meşgul. Bu hayatta diğer insanları mutlu eden küçük şeyler ona biraz olsun keyif vermiyor. Çevresindeki tüm renkler birden griye dönmüş ve böyle bir umutsuzluk içindeyken yapabileceği tek şeyin hayatını sonlandırmak olduğunu asık suratlı, aksi ve geçimsiz Will, Lou'nun rengarenk yaşamıyla karşılaşırsa neler olur? Mucizelere inanmıyorsanız durup bir kez daha düşünün... Eleanor & Park - Rainbow Rowell İki uyumsuz insan - Sıradışı bir aşkEleanorKızıl saçlar, tuhaf giysiler. Park başını çevirene kadar onun arkasında duran; o uyanana kadar yanında uzanan; diğer herkesi daha soluk, daha sıradan ve yetersiz gösteren… şarkıyı ona dinletmeden Eleanor'un seveceğini bilen; o sonunu anlatmadan esprilerine gülen; göğsünde, tam boğazının altında, Eleanor'u ona verdiği sözleri tutmaya itecek bir yere sahip olan… Park. İlk aşkın sonsuza dek sürmeyeceğini bilecek kadar zeki ama bunu deneyecek kadar cesur ve umutsuz, on altı yaşındaki iki talihsiz aşığın bir okul yılı boyunca süren hikayesi. Eleanor, Park'la karşılaştığında siz de ilk aşkınızı ve nasıl da büyülendiğinizi hatırlayacaksınız...'Eleanor&Park, genç olup bir kıza aşık olmanın ötesinde, genç olup bir kitaba aşık olma hissini de hatırlattı bana.'-John Green, Aynı Yıldızın Altında'nın yazarı-'Komik, umut dolu, biraz küfürbaz, seksi ve hüzünlü… Bu tatlı aşk hikayesi hem gençleri hem de yetişkinleri etkileyecek.'-Kirkus Reviews- Mart Menekşeleri - Sarah Jio Bir kadının yüreği sırlarla dolu bir denizdir...Gerçek aşkı yaşadığına inanan ünlü yazar Emily Wilson, kocasının başka bir kadını ona tercih ettiğini öğrenince, hayal kırıklığına uğrar. Tüm bu olanlara rağmen yine de tek bir damla gözyaşı dökmez. Büyük yengesi Bee, Mart ayını Bainbridge Adası'nda geçirmesi için onu davet eder. Emily ruhunda açılan yaraların iyileşmesi umuduyla, bu teklifi kabul eder. Adanın mistik havasıyla huzuru yakalamaya çalışan Emily, 1943 yılında yazılmış kırmızı kadife kaplı bir günlük bulur. Bu günlük onu geçmişin tozlu sayfalarına hapsolan gerçek bir aşk hikayesine ve altmış yıllık bir aile sırrına götürecektir...Umudun, hüznün ve pişmanlığın bir arada işlendiği büyüleyici bir roman… İlk kitabı Mart Menekşeleri ile Library Journal En İyi Kitap Ödülü'ne layık görülen Sarah Jio, insan kalbinin, ne kadar hatalı olursa olsun sevdiklerimizi her zaman affedeceğini eşsiz bir dille anlatıyor. Aşk ve Gurur - Jane Austen Aşk ve Gurur, taşralı bir beyefendinin kızı olan Elizabeth Bennett ile varlıklı ve soylu toprak sahibi Fitzwilliam Darcy arasındaki çatışmayı anlatır. Gerçi Jane Austen bu iki karakteri birbirlerinin tuzağına düşmüş kişiler gibi sunar, ama ilk izlenimi tersine çevirmekte gecikmez Soyluluk ve servetten kaynaklanan 'gurur' ile Elizabeth'in ailesinin soylu olmayışı karşısında beslediği 'önyargı', Darcy'yi mesafeli davranmak zorunda bırakır. Elizabeth'in davranışında da hem özsaygının uyandırdığı 'gurur', hem de Darcy'nin züppeliği karşısındaki 'önyargı' etkili olur. Zeki ve coşkulu Elizabeth yalnızca Austen'ın en çok sevdiği kadın kahramanı değil, aynı zaman bütün İngiliz edebiyatının en çok ilgi uyandıran kadın roman kişiliklerinden biridir. Her Kalp Kendi Şarkısını Söyler - Jan-Philipp Sendker Amerika, Almanya, İtalya, İspanya, Hollanda, Japonya, Sırbistan, İsrail ve Hırvatistan'da sadece, okuyanların birbirlerine tavsiyesiyle yüz binlerce sattı, en çok konuşulan kitaplardan biri ve ünlü bir avukat olan babası tam da Julia'nın fakülteden mezun olduğu günün ertesi sabahı ardında hiçbir iz bırakmadan ortadan kaybolur. Birkaç yıl sonra ise annesi şans eseri bulmacanın bir parçasını bulacaktır - Mi Mi adlı gizemli bir kadına 40 yıl önce yazılmış ama gönderilmemiş bir mektup. Babasının geçmişindeki gizemi çözme isteğiyle Julia kariyerini ve önünde onu bekleyen hayatı bir kenara koyar ve Mi Mi'nin bir zamanlar yaşamış olduğu yere gider. Yolculuğu onu doğunun esrarengiz bir bölgesine, küçük bir dağ kasabasına götürür. Orada babasını tanıyan ve kendisi hakkında da inanılmaz şekilde bilgi sahibi olan bir adamla karşılaşır. Merakına teslim olarak onunla her öğleden sonrası buluşup ondan babasının gençliği hakkında şaşırtıcı hikayeler dinler - çocukken kör olmuş, manastırda yetiştirilmiş ve hepsinden öte oralı bir kıza delice bir tutku beslemiştir. Jane Eyre - Charlotte Bronte On yaşında öksüz kalan Jane Eyre, kendisini hiçbir zaman sevmeyen, ancak kocasının vasiyeti üzerine bakımını üstlenen yengesiyle zor bir yaşam sürmektedir. Gönderildiği katı kuralları olan yatılı okulda aslında Charlotte Brontë'nin bir yılını geçirdiği Lancashire'daki okuldur kötü günler geçirir. Ancak Jane Eyre, Charlotte Brontë kadar şanslı değildir; okulda on yıl kalır ve öğretmen olarak mezun olur. Edward Rochester'ın malikanesinde mürebbiye olarak iş bulur. Evin gizemli efendisi Rochester'e aşık olur; ancak onu hayal bile edemeyeceği zorluklar ve acılar yüzyıl İngiltere'sinde, her türlü tutuculuğun kol gezdiği Victoria döneminde geçen Jane Eyre, birçoklarınca kadın hak ve özgürlüklerine sahip çıkan ilk romanlardan biri olarak kabul edilir. Yazarı Charlotte Bronte'nin yaşamından izler de taşıyan roman, hayatın sillesini yiyen yapayalnız bir genç kızın güçlü bir kadına dönüşmesinin Eyre, yalnızca kadının erkek egemen toplumdaki konumuna gözüpek yaklaşımıyla değil, güçlü ve tutkulu anlatımıyla da edebiyata yenilikler getirmiş bir öncü kitaptır. Alaska'nın Peşinde - John Green İlk içki, ilk şaka, ilk dost, ilk aşk, son sözler...Miles Halter, ünlülerin son sözlerine bayılan, sıradan bir gençtir. Evindeki güvenli hayata katlanamadığından François Rabelais'nin ölmeden hemen önce 'Büyük Belki' olarak betimlediği bilinmezin ne olduğunu bulabilmek için yatılı okula yazılır. Onu Culver Creek Lisesi'nde, aralarında Alaska Young da olmak üzere pek çok şey beklemektedir. Zeki, komik, son derece seksi ama bir o kadar perişan halde olan Alaska, Miles'ı kendi labirentine sürükleyecek ve 'Büyük Belki' arayışında ona yol L. Printz Ödülü'ne layık görülen Alaska'nın Peşinde, bir hayatın başka bir hayat üstünde ne kadar kalıcı izler bırakabildiğini muhteşem bir dille anlatıyor. Pek çok ödül sahibi John Green'in bestseller olan bu kitabı, çağdaş kurgu kitaplar arasında çığır açan yepyeni bir ses. Afrikalı Leo - Amin Maalouf Eser iki dinin; İslam ve Hristiyanlık, birbirlerine ve onlara inanan insanlar üzerinde oluşan karşılıklı etkileşimi ve benzerliklerini ortaya koymaktadır. 1489’da Granada’da doğan, 1488’den 1527’ye kadar her geçen yılı oğluna, kendi yaşadıklarını, anne ve babasından dinlediklerini tarihi gelişmelerle birlikte bir anı defterine aktarımı olan kitap, gezgin Afrikalı Leo Hassan el-Wazzan'ın hayatında önemli değişikliklerin yaşandığı dört şehrin isimleriyle dört bölümden oluşmaktadır Granada, Fes, Cairo ve Roma. Akıl Çağı - Jean Paul Sartre İkinci Dünya Savaşı sonunda Fransa'ya renk ve bütün dünyaya ses veren Jean-Paul Sartre'ın 1905-1980 yaşam öyküsünün, peş peşe sıralanmış bir reddedişler bütünü olduğu ileri sürülebilir. Tanrıyı, kurulu düzenlerin tümünü, bu arada aileyi, klasik anlamıyla edebiyatçıyı, filozofu, eylem adamını, sayısız dostlukları, partileri, kalıplaşmış düşünceleri reddettiği gibi, 1964 yılında layık görüldüğü Nobel Edebiyat Ödülünü de reddetmiştir. Sartre'ın, edebiyat alanında kaleme aldığı yapıtları arasında önemli bir yeri olan 'Özgürlüğün Yolları' başlıklı dizi romanı üç kitaptan oluşuyor 'Akıl Çağı', 'Yaşanmayan Zaman ve Yıkılış'. Tümü 1945-1949 yılları arasında yayımlanan bu üç romanın 1945 yılında yayımlanan ilk ikisi, anlamlı farklılıklarıyla İkinci Dünya Savaşı'nın yol açtığı altüst oluşu sergiler. Dizinin ilk kitabı olan ve 1941'de bitirilen Akıl Çağı'nda, 1937-1938 yıllarının aldatıcı iyimserliği içinde, iki gün süresince kendilerini arayan ve kendilerinden kaçan, çok içe dönük birkaç kişisel yaşamın sınırlı çerçevesi içinde süregelen arayışlar anlatılır. Geceyarısı Çocukları - Salman Rushdie Salman Rushdie, bugüne kadar pek çok ödüle layık görülen, ülkesinin gerçeğinden beslenerek evrensele açılan eserleriyle çağdaş edebiyatın en önemli temsilcilerinden öyle çok hikaye var ki, bir sürü, birbirine geçmiş bir hayatlar olaylar mucizeler yerler rivayetler bolluğu, olanaksızla olağanın son derece yoğun bir karışımı! Ben bir hayat yutucusuyum ve beni tanımak için, bir tek beni tanımak için sizin de bütün hepsini yutmanız Ağustos 1947, gece yarısı saat on ikide, Hindistan'ın bağımsızlığının ilan edildiği anda dünyaya gelen Salim Sina, basında ilgi odağı olup Başbakan Nehru tarafından kutlanır. Ancak bu tesadüf, kahramanımız için beklenmedik sonuçlar doğuracaktır. Zira kendisi gibi aynı saat doğmuş bin çocukla telepati kurmak ve tehlikeleri koku alma duyusuyla sezmek yetenekleri bahşedilmiştir kendisine. Bu yolla içinden çıkılmaz bir biçimde ülkesinin tarihine bağlanan Salim, zaman içinde yol aldıkça modern Hindistan'ın zaferlerine, felaketlerine, trajedilerine ve büyük çelişkilerine ayna olur. Kadim mitlerin günümüz anlatılarıyla, masalların tarihle birlikte dokunduğu, zengin, eğlenceli ama trajik; aynı anda hem gerçekçi hem de fantastik bir başyapıt, Geceyarısı Çocukları... XX. yüzyılın en iyi 100 romanından biri... Foucault Sarkacı - Umberto Eco 'Umberto Eco'nun ilk romanı olan 'Gülün Adı' gibi, bu ikinci romanı 'Foucault Sarkacı' da, bildiğimiz roman türlerinden hiçbirine girmiyor. Belki de en uygunu, onu bir 'bilim-roman' ya da 'Eco-roman' diye nitelendirmek. 'Foucault Sarkacı', çok-katlı, çok değişik düzlemlerde okunabilecek bir roman. Bu da romana, değişik açılardan yaklaşmamıza olanak veriyor. 'Foucault Sarkacı', kısaca, irrasyonel düşüncenin 500 yıllık tarihinin 500 küsur sayfalık bir serüveni Pozitif bilimin yanısıra, uzantıları günümüze dek süregelen, gizli bilimlerin, Orta Çağı da kapsayan çok uzun bir zaman dilimi içinde bilim-büyü kardeşliğinin öyküsü. Okuyucuların, bu çetin, ama keyifli okuma serüveninden nice hazlar derleyecekleri umuduyla. Yabancı - Albert Camus 'Albert Camus'nün 1913-1960 en tanınmış, en çok yabancı dile çevrilmiş, en çok incelenmiş ve hala en çok satan kitaplar arasında yer alan 'Yabancı', aynı zamanda yazarın en gizemli yapıtı. Ölümün egemen olduğu bir varlığın en anlamsız olgularını saçma bir düzensizlik içinde yaşayan bu romanın başkişisi 'Meursault', bir simge kahraman değildir, adı olmayan bir 'Yabancı'dır; bu eksik kimlik, gerçeklikten algıladığı şeyi yapılandıramayan, yeniden örgütleyemeyen, ama gerçekliğin yankılarını yakalamaya çalışan bir boş bilincin imgesidir. Onun kayıtsızlığı ve edilgenliği, işte bu boş bilincin ürünüdür. Yabancı, büyüleyici gücünü, içinde barındırdığı trajedi duygusuna borçlu Bir türlü ele geçirilemeyen anlamın sürekli aranması, bilinç ile toplumsal dünya arasındaki çatışma... Camus'yle buluşanların hiçbiri, onunla karşılaşınca hayal kırıklığına uğramamıştır. 'Mutluluk, bir yerde ve her yerde hiçbir şey beklemeden dünyayı, insanları sevmektir,' der Camus. Giderek daha çok sevilen bir yazar olması, onun bu sevgisinin yansımasından başka bir şey değildir. Eşekarısı Fabrikası - Iain Banks 'Yüzyılın en iyi 100 romanından biri.'-The Independent'Blyth'ı öldürdükten iki yıl sonra küçük kardeşim Paul'ü öldürdüm, ama Blyth'ın ölümü ile karşılaştırınca daha mühim, daha farklı sebeplerim vardı. Bir yıl sonra da birdenbire gelen bir istekle aynı şeyi Esmerelda için ana kadarki skorum, üç. Yıllardır kimseyi öldürmedim, böyle bir niyetim de yok. Öyle bir dönem geldi ve geçti.'Sadece 16 yaşında olan Frank'in olağanüstü özel, aykırı dünyasına - kaldırabilecekseniz eğer - adım atın. Haşlanmış Harikalar Diyarı ve Dünyanın Sonu - Haruki Murakami 'Çektiğin acıyı ben de anlıyorum. Fakat bu herkesin başından geçiyor. O yüzden senin de katlanman gerek. Sonrasında kurtuluş geliyor. O zaman artık sen, hiçbir şeyi dert etmeyecek, üzülmeyeceksin. Hepsi kaybolup heveslerin hiçbir değeri yok. Burası dünyanın sonu. Dünya burada sona erer, ötesi yoktur. O yüzden sen de artık hiçbir yere gidemezsin.'Gölgesini kaybeden, kafataslarından eski rüyaları okuyan bir adam ve dünyanın sonu gelmeden önce yaşayacak sadece birkaç saati kalmış bir kahraman. Haşlanmış Harikalar Diyarı ve Dünyanın Sonu edebiyatına damgasını vuran, kült yazar Haruki Murakami'den bilim-kurguyu masalsı bir dünyanın içinde var eden, Kafkaesk tarzı psikolojik gerilime göz kırpan bir roman. Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği - Milan Kundera Cumartesi ve pazar günleri, varolmanın tatlı hafifliğinin geleceğin derinliklerinden yükselip yanına vardığı duygusu içindeydi. Pazartesi, benzerini bundan önce hiç tanımadığı bir ağırlıkla çarpıldı. Rus tanklarının tonlarca çeliği bunun yanında hiç kalırdı. Çünkü sevecenlikten daha ağır bir şey yoktur Kundera'nın en bilinen romanı Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği, yayımlanır yayımlanmaz çağdaş klasikler arasına girmiş, geçen yüzyılın en güçlü anlatılarından biri. Kundera, tepkiye karşı tepkisizliği, kararlılığa karşı kararsızlığın tutarlı ve erdemli yanlarını araştırdığı romanının başkişisi Tomas'la alışılmış, arkasında güçlü düşünce ve yaşam kurallarını taşıyan roman karakterlerini sorgular. Sovyetler'in Çekoslovakya'yı işgal günlerini de arka planda anlatır. Tıpkı kişiler gibi toplumsal önyargılar da eninde sonunda kararsızlığa ve 'varolmanın dayanılmaz hafifliği'ne mahkumdur ne de olsa. Lolita – Vladimir Nabokov Lolita veya az bilinen adı ile Beyaz Irktan Dul Bir Erkeğin İtirafları... Roman, ana karakter Humbert Humbert'in su pericikleri adını verdiği ergenlik çağındaki genç kızlara karşı cinsel tutkusunu konu Humbert, Amerika'ya yerleşmiş, orta yaşlı, Fransız bir dil profesörüdür. Çocukluğunda bir tatil sırasında aile dostlarının kızı ile aralarında geçen kısa süreli bir ilişkinin ardından birkaç ay sonra sevgilisinin ölüm haberini alır. Bu talihsiz ve yaşanamamış ilişkinin ardından, genç hatta çocuk yaştaki kızlara karşı ilgisini yıllar sonra da üzerinden atamaz. Başından geçen bir evlilikten sonra, Amerika'ya yerleşir. Tesadüfen pansiyoner olarak yerleştiği evde Bayan Haze'nin on iki yaşındaki kızı Dolores Haze'i görür ve yıllar boyunca güçlü belleğinden hiç silmediği çocukluk aşkını Dolores Haze ile özdeşleştirir. Romanda L, Lo, Lola, Lolita, Dolly takma adları ile çağrılan Dolores ile Humbert Humbert arasında böylece bir aşk başlar. Kabil - Jose Saramago José Saramago ölümünden önce yazdığı ve yayımlandığı ülkelerde büyük tartışmalara yol açan son romanında insanlığın kutsal kitaplardaki başlangıcına geri dönüyor. Adem ile Havva'nın oğlu, kardeş katili, 'sürgün ve gezgin' Kabil'le çıkılan bu yolculuk, Eski Ahit'in loş ve tekinsiz diyarlarında, zaman ve mekan kavramlarını altüst ederek, süreğen bir şimdiki zaman içinde, edebiyatla felsefenin kesiştiği dar alanlarda dolaştırıyor okuru. Suç, ceza, adalet, nefret, ihtiras gibi insana özgü kavramlar ile savaşlar, katliamlar, cinayetler, boyun eğmeler ve isyanlar gibi insana özgü eylemler arasında gidip gelirken, İbrahim'den Nuh'a, Adem ile Havva'dan Eyüb'e, Lilith'e kadar bütün kadim şahsiyetler de beklenmedik anlarda ve yerlerde karşımıza çıkıp insanlık panoramasını tamamlıyorlar. Gerçeğin ironik, yalın ve dolaysız dilini kullanan Saramago bu son romanıyla bize tüm zamanların sorusunu miras bırakmış oluyor İnsan türü evrendeki yerini ve varlığını hak etmiş midir? Hakkari'de Bir Mevsim - Ferit Edgü 'O'yu Hakkari'de Bir Mevsim sadece gerçekçi bir roman olarak saymak yetmez, gerçeğin inanılmaz bir düşe dönüştüğü, şaşırtıcı bir öyküdür bu. Ferit Edgü'nün gerçek bir yaşamı, bir roman yaşamına çevirmesindeki beceriye hayran oldum. Çünkü 'O' gözlem gücünü anlatı ustalığından Cevdet Anday-Hakkari'de Bir Mevsim romanından uyarlanan ve Erden Kıral'ın yönettiği film, Berlin 33. Film Festivali'nde, aralarında Gümüş Ayı'nın da olduğu 5 ödül kazandı. Romanları, öyküleri, denemeleri Japonca ve Çince dahil birçok dile çevrildi. Anayurt Oteli - Yusuf Atılgan 'Ne ölü, ne sağ' bir yaşamın kahramanı Zebercet. Gözünü ilk açtığı ve yaşadığı Anayurt Oteli'yle aynı kaderi paylaşıyor Birbirine benzeyen geçici ilişkilerle geçen günler, yalnız ve tek başına sürüklenen bir Ankara treniyle gelen -adını bile bilmediğimiz- kadın otelde bir gece kalır ve Zebercet'in de, Anayurt Oteli'nin de sessiz akıp giden günlerinin içeriği ayrıntıların tekdüze şaşmazlığında neredeyse takıntılarla sürüklenen bir yaşamın öfkesi de, çaresizliği de büyük edebiyatının unutulmaz bir tipi ve unutulmaz bir mekanı. Ziyan - Hakan Günday 'Beyaz gövdeli zenci köpeklerimiz var. Adları da var. Ama onlar birer heykel. Çağırınca gelmiyorlar artık. Cennetin kapısını bekliyorlar. Karla karışık toprağa gömülebilmek için kulakları dik donuyorlar! Öyle bir cennet ki, paslı demirin bile ak sakalı var. Bizi saran tel örgüler beyaz angoradan örülmüş. Havası havlamayı bırakmış, ısırıyor. Beyaz ağzı etimizle dolu. Bu yüzden sessiz bir ayaz var. Saçaklardan sarkan mızrak dişleri ensemize saplanmış. Gazete kağıdı gibi buruşmuş derimizde mor diş izleri, kovulmayı. Bembeyazız. Soğuk. Donmak. Çözülmek. Tekrar fazla hiçbir şeye gerek yok. Fiilleri çekmeye bile. Herkes kalsın yerinde. Bıraksınlar, yaslansın göğsüm sırtlarına, ılıklaşsın enseleri nefesimle. Yavaş yavaş sokayım dilimi derilerine. Aksın içlerine hayatımın zehri. Yirmi adet mermi. Muhteşem! Hepinizi geberteceğim! Ama hepinizi!' Üç Başlı Ejderha - Leyla Erbil 'Leyla Erbil acıyı, sevgiyi, inancı, ölümü 'estetize' etmekten kaçınır. Kişilerini trajik kahramanlara dönüştürmemeye özen gösterir. Onlar 'Bizhalk'ın üyesidirler Hatalı, yalancı, duyarsız, çıkarcı, zayıftırlar. Zaaflarını hoş görmez kişilerinin. Tam tersine onlara vurgu yapar. Erbil'de düzenin yandaşları gibi düzenin karşıtları da aynı acımasız 'eleştirel bilinç' önündedirler. Olumlu kişileri bile kurtulamaz eleştirilmekten. Üç Aynalı Kırk Oda - Murathan Mungan Günün birinde yazdıklarımdan bir perde çekeceğim hayatıma. Herkes kağıt üstüne yazılanları benim hayatım sanacak, ben de hayatımı saklamış olacağım böylelikle. Saklanmanın en iyi yolu fazla görünmektir, biliyor musun? Herkes seni gördüğünü sanır, sen de rahat edersin. Kasada oturan kız gibi! Herkes kasadaki kızı görür, ama kimse tanımaz. Çocukluğun Soğuk Geceleri - Tezer Özlü Tezer Özlü'nün bu ilk romanı, yaşamın yalnızca başlangıcını oluşturmakla kalmayan, sürekli dönülen, belki de hiç çıkılamayan çocukluğu yansıtıyor. Yetişkinlerin, tıpkı çocukluğa olduğu gibi, farklılığa da aman vermeyen dünyasına karşı yazar anıların çıplak gerçekliğine sığınıyor. Tezer Özlü, Türk edebiyatının nostaljik prensesi. Troya’da Ölüm Vardı - Bilge Karasu '...Konuştuklarımız başlangıçta her zamanki gibiydi, birbirimizi kavrıyorduk, ele geçiriyorduk, sonra sonra işin can damarına geldik. Durdum. Benden söz açmıştı, beni bulmaktan... Durdum. Sen zaten arıyordun dedim, bir şeyler arıyordun dedim, onları bulmaya hazırdın dedim, o zaman karşına ben çıktım, hazırdın bulmaya, bende buldun o aradığını, bende görmek istediğin, bulduğun şeyleri bulmaya hazırdın... İpi uzatmıştım, elimdeydi, çekişine göre ya düğümü sağlamlaştıracak ya da çözecekti. Bekliyordum. Başını salladı. Bekliyordum...' Ruh Adam - Hüseyin Nihal Atsız 'Ruh Adam', Türk edebiyatında pek alışılmamış çeşitte bir romandır. Müellifin tarihi romanlarını okumuş olanlar, tarihi bir roman gibi başlayan bu eserin öyle olmadığını görecek, sayfalar ilerledikçe kendilerini aşırı bir sembolizmin içinde bulacaklardır. Bir tarih çeşnisinin de yer aldığı roman, yaşamanın gayesini yalnızca askerlikte bulan bir subayın hayatıdır. Tabiatüstü olaylarla anlatılan bir hayat hikayesinin, dikkatle bakıldığı zaman, gerçeklerin sembollerle çerçevelenmiş ifadesinden başka bir şey olmadığı görülecektir.'Ruh Adam', kendi nefsi ile mücadele eden bir insanın macerasıdır. Edebî-ruhî tahlilini yapanlar, eserin hakikaten bir roman mı, yoksa yaşanmış bir hayat mı olduğunu kestirmekte hayli tereddüde düşeceklerdir. Yeni Hayat - Orhan Pamuk Orhan Pamuk'un tuhaf, şiirsel ve baş döndürücü bu romanı 1994 yılında yayımlandığında, tıpkı anlattığı sihirli kitap gibi esrarlı havasıyla kült roman olmuş, bir anda yüz binlerce okura ulaşmış, kırkı aşkın dile çevrilmişti.'Bir gün bir kitap okudum ve bütün hayatım değişti.' Orhan Pamuk'un coşkulu, lirik ve sihirli romanı Yeni Hayat bu sözlerle başlıyor. Okuduğu bir kitaptan sarsılarak etkilenen, sayfalardan neredeyse fışkıran ışığa bütün hayatını veren ve kitabın vaat ettiği yeni hayatın peşinden koşan genç bir kahramanın olağanüstü hikayesi bu. Kitabın etkisiyle aşık oluyor, üniversite öğrenciliğinden uzaklaşıyor, İstanbul'dan ayrılıyor, bitip tükenmeyen otobüs yolculuklarına çıkıyor, taşra şehirlerine doğru savruluyor. Onunla birlikte ve aynı hızla sürüklenen okuyucu, kahramanın okuduğu kitabı değil, başından geçenleri izleyerek bize özgü bir hüznün ve şiddetin ta kalbinde buluyor kendini. Siyah-beyaz televizyonlu kahvelere, video seyredilen otobüslere, trafik kazalarına, siyasi kumpas ve cinayetlere, bayi örgütlerine, paranoyakça kuramlara, saat kadar dakik muhbirlere, kaybolan eski eşyaların şiirine ve taşranın öfkesine uzanan bu harikulade yolculuk, Orhan Pamuk'un çağdaş dünya romanının en özgün yaratıcılarından biri olduğunu bir kere daha kanıtlıyor. Bir yandan Hayat'ın, Eşsiz Anlar'ın, Ölüm'ün, Yazı'nın, Kaza'nın sırlarına, bir yandan da çocukluğun resimli romanlarına, bir belirip bir kaybolan arzu meleğine ve Dante'nin, Rilke'nin şiirlerine açılan benzersiz bir roman. Hayatla okumanın kesiştiği alanda seyreden ve her sayfada katman katman genişleyen sarsıcı bir yol hikayesi. Yaza Yolculuk - Tomris Uyar Yaza Yolculuk'ta öğretilen basmakalıp değer yargılarının yeniden gözden geçirilmesi, kişinin kendine ve yaşadığı yere dönüş yolculukları yaz mevsiminin aracılığıyla anlatılıyor. 1987 Sait Faik Öykü Ödülü'nü kazanan kitap, yazarın iç yolculuğunun, iç hesaplaşmalarının en güzel örneklerinden biri olma özelliğini de taşıyor. Etika - Spinoza Bu büyük eseri birkaç satırda özetleme iddiasından uzağız. Bununla birlikte, belirli noktalarını işaret için göstermemiz gerekir ki, Spinoza'nın açıklamasında tuttuğu sıraya rağmen, hakiki başlangıç noktası Descartes'tan ya da başka bir yazardan çıkarılmış bir cevher teorisi veya fikri değildir. … O kendi duygulanışlarının şuuruna sahiptir; nitekim, bir Bedeni olduğunu ve Beden hayatının hangi şartlarda sürüp gittiğini gözlem ile bilir. Fakat bu bir çeşit bilgi ise de, son derece eksik ve kederli bir bilgidir, kederlidir, çünkü eksiktir; şuur edinmek, gerçi insan için ıstırap çekmek değilse de, hiç değilse edilgen olmak, zor altında bulunmak, güdülmek, çoğu kere yük altında kalmaktır. Filozofun elinde, kurtulmak için nasıl bir araç vardır? Onun işi, hayatını bir araya getiren arazlardan, asıl kendi varlığını meydana getirmektir. Sorgulayan Denemeler - Bertrand Russell Russell Sorgulayan Denemeler'de dünyanın başına bela olan pek çok sorunun insanların inançlarını akıllarının önüne koymasından ileri geldiğini öne sürer. Oysa aklın inancın önüne konması, dinsel ve siyasal tutkulardan doğabilecek pek çok dehşet verici olayın yaşanmasını engelleyecektir. Russell'ın bu düşüncelerini dile getirmesinin ardından dünya sahnesinde yaşanan pek çok acı olay, yazarın felsefi kaygılarının ne denli isabetli olduğunu yüzyıl kapitalizminin bunaltıcı saldırısı altında bulunduğumuz bu dönemde Russell'ın kuşkuculuğu ve aklın bağımsızlığını savunuşu geçerliliğini halen korumaktadır. Russell, düşüncelerini açık ve anlaşılır bir dille aktararak bizi günlük yaşamımızı etkileyen özgürlük, mutluluk, duygular, ahlak ve inançlar gibi felsefi sorunlar arasında gezintiye çıkarır, mantıklı öneriler yapar. Muzip bir alaycılıkla 'Akılcı kuşkuculuğun yaygınlaşmasının etkisi ne olurdu?' diye önce TÜBİTAK Popüler Bilim Yayınları tarafından defalarca basılmış olan Sorgulayan Denemeler'i felsefenin yanı sıra doğa bilimleri ve sosyal bilimlere ilgi duyan her yaş grubundan tüm okurlar beğenerek okuyacak. Uzak - Oruç Aruoba 'Uzak', bir cilt içinde bir araya getirilmiş iki kitaptan oluşuyor 'Tavşan Besleyene Kılavuz' ve 'Özlem Çekene Kılavuz'. Bu iki kitap, 1997'de yayınladığımız 'yakın' adlı cilt içinde bir araya getirilecek 'Ateş Yakana Kılavuz' ve 'Kut Arayana Kılavuz' adlı iki kitapla, ikili / dörtlü bir bütünlük oluşturmaktadır. Hayatın Anlamı - Arthur Schopenhauer Hayatımız öncelikle bakır bozukluklarla yapılmış bir ödemeye benzer; bizim bu ödemeye karşı bir alındı makbuzu vermemiz gerekir; bakır bozukluklar günler, alındı makbuzu bizi telaş içerisinde biteviye koşturup durması, bize asla nefes alma imkanı sunmaması, elinde kamçıyla buyurgan bir işveren gibi hepimizin tepesinde beklemesi ile hayatımızın bir azap ve işkenceye dönmesi arasında en küçük bir bağ kurma imkanı yoktur. Zaman yalnızca can sıkıntısının cenderesi içinde kıvrananların başına bela kesilmez ve onları sıkboğaz insan soyu kaldırılıp her şeyin kendiliğinden gelişip olgunlaştığı, sütlerin balların yerden kaynadığı, yiyeceklerin dallarından koparılmayı beklediği, herkesin gönlünden geçirdiğini hiç vakit kaybetmeksizin önünde bulduğu ve elde etmekte hiç güçlükle karşılaşmadığı Utopia ülkesine götürüldü; o zaman ne yapardı bu insanlar? Ya can sıkıntısından ölürlerdi, ya kendilerini asarlardı ya da olmadı birbirlerine düşerler, kavga dövüş birbirlerini boğup İyinin ve Kötünün Ötesinde - Friedrich Nietzche 'Peki, 'gerçeğin' yeni dostları olacaklar mı onlar, yeni gelmekte olan filozoflar? Çok muhtemeldir ki, şimdiye kadar gelmiş geçmiş bütün filozoflar sevdiler kendi gerçeklerini. Fakat birer dogmacı olmayacakları da kesin. Onların gerçeğinin, hala herkesin gerçeği olmayı sürdürmesi gerekliliği, onların gururlarına aykırı olacaktır ve aynı zamanda da beğenilerine. Şimdiye kadarki bütün dogmacı çabaların gizli arzusu ve nihai amacı olmuştur bu. 'Benim fikrim benim fikrimdir. Başka hiç kimse, kolaylıkla onun üzerinde hak iddia edemez.' Belki de böyle diyecektir geleceğin filozofu. İnsanın, çoğu kişiyle aynı görüşü paylaşmayı istemek gibi kötü bir arzuyu terk etmesi gerekli… Eğer komşunuz da onu ağzına alabiliyorsa, 'iyi' artık iyi değildir. Hem zaten 'müşterek bir iyi' nasıl var olabilirdi ki?' Platon Bir Gün Kolunda Bir Ornitorenkle Bara Girer - Thomas Cathert Felsefe mi? Felsefeyi anlamak için büyük bir dehanın zekâsına ve peygamber sabrına sahip olmak gerekir. Bu doğru değil! Bu komik, ele avuca sığmaz, çok yönlü ve zengin içerikli kitap bu efsaneyi yerle bir ediyor. 'Platon Bir Gün Kolunda Bir Ornitorenkle Bara Girer…' ile birlikte kendinizi olağanüstü eğlenceli bir felsefe dersinin içinde bulacaksınız. Felsefi kavramların esprilerle nasıl aydınlatılabileceğini, mizahın da aslında büyüleyici bir felsefi içerik barındırdığını göreceksiniz. Ama bir dakika… Bu iki kavrayış yolu, yani felsefe ile espri aynı şey mi yoksa? Fıkra ve esprilerin kuruluşu ve etkisiyle felsefi kavramların kuruluşu ve etkisi aynı malzemelere dayanmaz mı? İkisi de aynı şekilde aklımızı gıdıklamaz mı? Şey, biraz düşünüp sonra söylesek?Harvard'lı iki felsefe profesöründen 'güldürürken düşündüren' bir Stand-Up Yamuk Bakmak - Slavoj Zizek Hitchcock filmleri, Stephen King, korku, bilimkurgu ve dedektif öyküleri, popüler romantik romanlar, günümüz kitle kültürü, Stalinist pornografi, Biçimsel Demokrasi, sonra Lacan, Hegel, Kant, Sade ve diğerleri... Hepsi bir arada, yan hep rahat edegeldiğimiz düşünme ve açıklama çerçevelerinin otomatikliğinin sekteye uğradığı anlarda hissettiğimiz, sezdiğimiz, ama en derinlerdeki mantığına bir türlü nüfuz edemediğimiz için söze dökülmeden kalan şeyler vardır... Son dönemde Avrupa'nın çevresinde yükselen yeni sosyal hareketlerin içinden gelen Slavoj Zizek, belki tam da bu mesafesi sayesinde, bu tür şeyleri söze dökmeyi başarabiliyor. Bunu ilk elde bir arada düşünemeyeceğimiz tema ve kişileri birlikte okuyarak yapıyor; Zizek'e özgü bu 'yamuk bakış' sayesinde, dik, cepheden bir bakışla asla görülemeyecek yepyeni düşünce katmanları seriliyor gözlerimizin önüne. Zizek bir taştan diğerine seker gibi yazdığı halde, anlatıyı asla dağıtmadan, olağanüstü bir akıcılıkla, yaşadığımız çağın kültürel ifadelerini boydan boya alana yerleşiyor bu kitap? Felsefe mi, psikanaliz mi? Film ya da edebiyat eleştirisi mi? Yoksa sosyoloji ya da siyaset mi? Bizce hepsine ve hiçbirine. Sadece şu söylenebilir; Böyle bir metin ancak Zizek tarafından yazılabilirdi. Felsefe Tarihi - Alfred Weber Prof. Weber'in eseri, bir felsefe elkitabı olarak birçok meziyetleri olan bir eserdir. Yazar oldukça kısa sayılabilecek bir hacim içinde, esastan fazla fedakarlık etmeden bütün problemleri gözden geçirmeyi, bunları açık ve sade bir dille, hemen herkesin anlayabileceği bir şekilde anlatmayı başarmıştır. Felsefe tarihinin bir filozoflar ve doktrinler geçit resminden ibaret saymamış, problemlerin birbirine nasıl bağlandığını, birbirinden nasıl çıktığını göstermiştir. Felsefe tarihinin incelenmesini güçleştiren noktalardan biri de, filozofların bazı teorilerinin, ilk bakışta nereden geldiği belli olmayan, realite ile hiçbir bağlantısı bulunmayan birtakım fanteziler gibi görünmesidir. Oysa hiçbir doktrin yoktur ki, filozofun zamanındaki teorik ve pratik problemlere bir karşılık olmasın ve hiç olmazsa kısmen onlarla açıklanmasın. Bu açıklamayı yapmak felsefe tarihçisi için başta gelen bir ödevdir. Prof. Weber'in elkitabı bu bakımdan da başarılı bir eser sayılabilir. Pek çokları arasında, Ortaçağ'da realizm ve nominalizm kavgasının bu kitaptaki anlatılışı, bunun bir örneği diye gösterilebilir. Bu şekilde anlaşılan bir felsefe tarihi hem daha ilgi çekici olur, hem de yalnız felsefe ile uğraşanlar için değil, her aydın için birinci derecede bir kültür edinme aracı haline gelir. Hızlı ve Yavaş Düşünmek - Daniel Kahneman Rasyonel yargı ve karar alımını sorgulayan ufuk açıcı psikoloji çalışmasıyla 2002 Nobel Ekonomi Ödülü'ne layık görülen Daniel Kahneman, çağımızın en önemli düşünürleri arasında yer alıyor. Fikirleriyle ekonomi, tıp ve siyaset dahil, pek çok alanı etkilemiş olan yazar, bu kitapta yıllardır sürdürdüğü araştırmaların sonuçlarını bir araya getiriyor. Okuyucuyla canlı bir sohbete giren yazar, sezgimize ne zaman güvenip güvenmeyeceğimizi ve yavaş düşünmenin ne zaman daha iyi olacağını öğretiyor. İş ve özel yaşamımızda seçimlerimizi nasıl yaptığımızı ve başımıza sık sık dert açan zihinsel hatalardan korunmanın farklı tekniklerini nasıl kullanacağımızı gösteriyor. Hızlı ve Yavaş Düşünme, düşünmeyle ilgili düşüncelerinizi sonsuza dek değiştirecek. Karısını Şapka Sanan Adam - Oliver Sacks Somut zamanda 'kayıp' olan bir insanın varlığını oturtabileceği, kendini var kılabileceği bir yer var mıdır? Varlığının farkında bile olmadan kullandığımız duyularımızın küçük bir kısmını kaybettiğimizde neler olabilir? Profesör Sacks'tan romantik tavırlı, geniş ve açık uçlu yaklaşımlarla örülmüş 'ciddi' bir her insan için 'zihinsel' bir yolculuk, nöroloji ile ilgilenenler içinse kaçınılmaz bir kitap Keşfedilmemiş Benlik - C. G. Jung Keşfedilmemiş Benlik sorgulayan bir okurken, kendinizi dünyanın en büyük psikiyatristlerinden birinin yanında oturuyor ve insanın en önemli sorunlarından birisi üzerine söyleşisini dinliyor gibi oluyorsunuz. İyi Hissetmek - David Burns İşte size iyi bir haber; kendinizi kaygı, suçluluk, kötümserlik, erteleme, düşük benlik saygısı ve depresyonun diğer 'dipsiz kuyu'lardan ilaçsız kurtarabilirsiniz! İYİ HİSSETMEK'te, psikiyatrist David Burns duygularınızı harekete geçirecek ve hayata daha olumlu bakmanızı sağlayacak, bilimsel olarak test edilmiş teknikler sunuluyor. Duygu durumunuzdaki dalgalanmaların nedenlerini anlayın Olumsuz fikirleri kafanızdan silip atın Suçluluk duygunuzla başa çıkın Sevgi ve onay bağımlılığınızın üstesinden gelin Özgüveninizi arttırın 'Hiç bir şey yapmamak' ile baş edin Depresyonun acı veren girdabından kurtulun İnsanın Anlam Arayışı - Victor E. Frankl 20. yüzyılın önde gelen psikiyatrlarından Viktor Frankl, otuzun üzerinde yabancı dile çevrilen ve bütün dünyada 12 milyondan fazla satan İnsanın Anlam Arayışı'nda, kurucusu olduğu logoterapinin ilkelerini, İkinci Dünya Savaşı sırasında bir toplama kampındaki deneyimleri eşliğinde Frankl'ın tasvir ettiği toplama kampının, dünyayı daha büyük bir hapishane olarak kavramamızı sağlayacak parlak bir metafora dönüştüğünü fark edecektir. Gasset, Heidegger ve Sartre'dan aşina olduğumuz düşünceler ışığında, varoluşun çetin koşullarında 'anlam'ı keşfetmemize yardım edecek süreci anlatan Frankl, 'İnsanı insan yapan nedir?' sorusuna da yanıt vermeye çalışıyor...'Gerçekten ihtiyaç duyulan şey, yaşama yönelik tutumumuzdaki temel bir değişmeydi. Yaşamdan ne beklediğimizin gerçekten önemli olmadığını, asıl önemli olan şeyin yaşamın bizden ne beklediği olduğunu öğrenmemiz ve dahası umutsuz insanlara öğretmemiz gerekiyordu. Yaşamın anlamı hakkında sorular sormayı bırakmamız, bunun yerine kendimizi yaşam tarafından her gün, her saat sorgulanan birileri olarak düşünmemiz gerekirdi. Yanıtımızın konuşma ya da meditasyondan değil, doğru eylemden ve doğru yaşam biçiminden oluşması gerekiyordu. Nihai anlamda yaşam, sorunlara doğru çözümler bulmak ve her birey için kesintisiz olarak koyduğu görevleri yerine getirme sorumluluğunu almak anlamına gelir.' Dinle Küçük Adam - Wilhelm Reich Wilhelm Reich'ın, deyimleşmiş 'Küçük Adam'a seslenişi, bilimsel değil, insanca bir belgedir. 1946 yazında, yayımlanma amacı olmadan, Orgon Enstitüsü'nün arşivi için yazılmıştır. Uzun yaşam ve acı deneyimlerinden damıtılan, kendi gerçek gereksinimlerinden bilincine varmaları ve artık zalimce kendi kendilerini mahvetmekten vazgeçmeleri için, insanlara yöneltilmiş sarsıcı bir çağrıdır. Psikanaliz Üzerine - Sigmund Freud Sigmund Freud, Psikanaliz Üzerine adlı bu çalışmasında bilinçaltı çatışmalarının psikodinamik yapısını ve doğasını inceler. Ona göre psikanalizin amacı, bireyin tinsel yaşamı içinde bilinç dışının su yüzeyine çıkmasına ortam hazırlamaktır. Bu yeni anlayış, hem bilinçaltının ortaya çıkarılmasına yönelik bir teknik, yani bir ruh tedavi usulü hem de genel bir psikolojik kuramdır. Psikanaliz Üzerine, Freudçu analiz konusunda bilinmesi gereken temel ve özlü bilgiler içermesi bakımından vazgeçilmez değerde bir anahtar kitap olma özelliğini taşımaktadır.'Bu kez, benim başlıca kaygım dış görünüşlere hiçbir şey feda etmemek ve psikanalizi basit, tamamlanmış, bitirilmiş bir bilim olarak sunmaktan kaçınmak olmuştur. Ne sorunların üstünü örtmek, ne boşluklarını ve belirsizliklerini saklamak için çalıştım. Başka hiçbir bilim alanında insan böyle bir alçakgönüllülükle övünme gereği duymaz; aslında bu doğal bir şeydir ve kamu, bilgin yönünden başka türlüsünü de beklemez' Hayvanlardan Tanrılara Sapiens - Yuval Harari - Homo sapiens neden ekolojik bir seri katile dönüştü?- Para neden herkesin güvendiği tek şey?- Kadınlar üstün sosyal becerilere sahipken, neden çoğu toplum erkek egemen?- Güç elde etmekte böylesine yetenekli olan insanlar neden bu gücü mutluluğa dönüştürmekte başarısızlar?- Geleceğin dini bilim mi?- İnsanların miadı çoktan doldu mu?100 bin yıl önce Yeryüzü'nde en az altı farklı insan türü vardı. Günümüzdeyse sadece Homo Sapiens var. Diğerlerinin başına ne geldi ve bize ne olacak? Çoğu çalışma insanlığın serüvenini ya tarihi ya da biyolojik bir yaklaşımla ele alır, ancak Harari 70 bin yıl önce gerçekleşen Bilişsel Devrim'le başlattığı bu kitabında gelenekleri yerle bir ediyor. İnsanların küresel ekosistemde oynadıkları rolden imparatorlukların yükselişine ve modern dünyaya kadar pek çok konuyu irdeleyen Sapiens, tarihle bilimi bir araya getirerek kabul görmüş anlatıları yeniden ele ayrıca geleceğe bakmaya da zorluyor okuru. Yakın zamanda insanlar, dört milyar yıldır yaşama hükmeden doğal seçilim yasalarını esnetmeye başladılar. Artık sadece dünyayı değil, kendimizi ve diğer canlıları tasarlama becerisi de kazandık. Peki bu bizi nereye götürüyor, bizi neye dönüştürebilir? Büyük Medeniyet Savaşı - Robert Fisk İlk elden gazetecilik ve tarihin, Robert Fisk'in Ortadoğu'da yaşanan trajedi ve ihaneti anlatan destansı hikayesinden daha güçlü bir şekilde birleşmesi enderi nadirattandır. Onun Irak, Afganistan, Cezayir, İran, İsrail, Filistin ve diğer savaş alanlarındaki kan banyosu ve zulme, 11 Eylül 2001 katliamına ve Saddam Hüseyin'in acımasız rejiminin devrilmesine dair anlattığı hikayeler, yeni ve korkutucu anlamlar kazanarak gözler önüne Bin Ladin ile üç kez görüşen Fisk, 1976 yılından bu yana Ortadoğu'daki çatışmaların ön cephesinde yer alıyor ve insanların çektiği acılar hakkında yazdıkları bugün dünyanın dört bir köşesinde okunuyor. Modern savaşların dehşetine dair, İkinci Dünya Savaşı'ndaki muhabirlerin geleneğini takip eden tanıklıkları hem kuşku hem öfke barındırıyor. Kısa 1914 - 1991 Aşırılıklar Çağı - Eric Hobsbawm Birinci Dünya Savaşı'nın Başlangıcından, SSCB'nin çöküşüne kadar olan dönemi ayrıntılı bir şekilde anlatan 'Kısa 20. Yüzyıl', günümüzde yaşananları anlamaya yardımcı olacak. Başucunda bulundurulması gereken bir kitap. Hemen Her Şeyin Kısa Tarihi - Bill Bryson Bill Bryson, tüm dünyada uzun süredir çok satanlar listesinden inmeyen Hemen Her Şeyin Kısa Tarihi'nde, bilimin yanıtlamaya çalıştığı ilginç ve önemli soruların peşinde eşi görülmemiş bir yolculuğa çıkıyor. Öğrenmeye doymayan bu meraklı yazar, Büyük Patlama Big Bang anından uygarlığın doğuşuna kadar evrende meydana gelmiş olan her şeyi, yani hiç olduğumuz bir noktadan insan olduğumuz bir noktaya nasıl geldiğimizi ve o zamandan bu yana neler olup bittiğini ele aldığı kitabında son derece zorlu ve cesaret isteyen bir işe amaca ulaşmayı kafasına koyan Bill Bryson, kendini dünyanın yaşayan ve yaşamayan en değerli bilim adamlarının rehberliğine teslim ediyor. Jeoloji, kimya, paleonloloji, astronomi ve parçacık fiziği gibi konuları, öğrenciliğinde fen derslerinden fena halde sıkılan ya da ödü patlayan, kendisi gibi insanlar için anlaşılabilir kılmanın bir yolunu bulabileceğine inanıyor. Yalnızca ne bildiğimizi değil, bunları nasıl bildiğimizi de öğrenmek istiyor-Bilimadamları yerkürenin ağırlığını nasıl ölçerler?-Arzın merkezini, okyanusların dibini, uzayın derinliklerini nasıl gözlemlerler?-Evrenin nasıl ve ne zaman oluştuğunu nasıl bilirler?-Bir atomun içinde neler olup bittiğini nasıl anlarlar?Bill Bryson, uzay ve zamanda yaptığı yolculuklarda, aklındaki zor soruları yönetebileceği bir sürü olağanüstü insanın yanı sıra, son derece eksantrik ve hırslı şahsiyetlerle de karşılaşıyor. Onlarla beraber, insanlığın bilgi aleminde bazen son derece derin, bazen komik, ama her zaman son derece anlaşılır ve eğlendirici bir maceraya atılıyor ve bu macerayı büyük bir akılcılıkla aktarıyor. Cehennemin Tarihi - Alice K. Turner Bilinen tüm kültürlerde bir ahret inancına rastlıyoruz. Bu inanç, insanın ölümü kabullenememesinin, sonsuzlukta bir an için parıldayıp sönen geçici bir ışık olma ihtimaline dayanamamasının yanında, adalet duygusunun da bir uzantısıdır. Bu inancın sonucunda, insanların bu dünyadaki amellerine göre, ya acı çekmeye ya da keyif çatmaya gidecekleri bir öbür dünya yaratıldı. Ancak, iyilerin gitmeyi umduğu Cennet, birkaç huri ve dalları yere sarkan meyve ağaçlarıyla geçiştirilirken, günahkarlara layık görülen Cehennem için tahayyül sınırları zorlandı. Belki de insanların her yeri kolayca cehenneme çevirebilme kapasiteleriyle, bu azap mekanını tasarlamak daha kolay olmuştu. Böylece Cehennem, insanlığın en büyük imgesel projesi, Homeros'tan Platon'a, Augustinus'tan Dante'ye Goethe'ye, Michelangelo'dan Milton'a birçok dehanın katkısıyla kolektif bilinçaltının en ürkünç tasarımı olmuştur. Cehennem'in Tarihi, Sümerler'den başlayarak günümüzdeki Hıristiyanlık anlayışına kadar öbür dünya ve Cehennem kavramını nasıl geliştiğini inceliyor. Mezopotamya mitlerinin ve Zerdüştçülüğün Hıristiyanlık üzerindeki etkisinin, Orta Çağ boyunca din adamlarının Cehennem korkusuyla insanları sindirme biçimlerinin, Araf kavramını ortaya çıkışının, Reform, Aydınlanma ve Freud dönemlerinde Cehennem kavramının geçirdiği değişimlerin izlerini sürüyor. Bu kitap bir sanat tarihi kitabı olarak da okunabilecek çarpıcı bir malzeme içeriyor. Bu kitapta Şeytan'ı ve demonlarıyla Cehennem'in yerine, peyzajına, içindeki yapılara,, günahkarlara uygulanan cezalara ilişkin çok canlı ve renkli tasvirlerle karşılaşacaksınız, yüzyıllar boyu Cehennem'in topografyasının nasıl değiştiğini izleyeceksiniz. Bu topografyaya göre Cehennem, önce yeraltındaydı; hatta Cehennem'e İtalya'nın altı gibi belli yerle bile tayin edilmişti. Sonra 'yukarıda' bir yerlere taşındı, kimi zaman Güneşte olduğu düşünüldü, hatta yeri bile 'hesaplandı'. Bilimsel keşiflerle birlikte 'dışarıda' yer bulunamayan Cehennem çıktığı yere, kafamızın içine dönüyor gibi görünüyor. Alice K. Turner'ın deyişiyle 'hayali bir yerin gerçek tarihi' olan bu kitabı okurken, insanoğlunun tahayyülünün sınırlarında bir yolculuğa çıkmaya hazır olun. Nazi İmparatorluğu - William Shirer Bu kitapta Hitler Almanyası'nın doğuşu, yükselişi ve çöküşü anlatılıyor. William Shirer İkinci Dünya Savaşından sonra müttefiklerin eline geçen orijinal Alman belgeleri üzerinde uzun yıllar çalıştıktan sonra bu kitabı yazdı. Almanya'da 1930-45 yılları arasında ne olup bittiğini merak edenler Shirer'in anlattıklarında bütün öğrenmek istediklerini bulacaklar ve bu önemli yılların niçin hiç bir zaman akıllardan çıkmaması gerektiğini iktidar için nasıl savaştılar? İktidarı -kimlerle ittifak kurarak- nasıl ele geçirdiler? Sonradan neler yaptılar? Kendi aralarındaki kanlı mücadeleler oldu? Hitler ve arkadaşlarının özel hayatları nasıldı? İkinci Dünya Savaşı nasıl başladı? Almanlar neden yenildiler? Üç ciltten oluşan 'Nazi İmparatorluğu'nda bu soruların hepsi en ufak ayrıntılarına kadar inceleniyor ve aydınlığa kavuşuyor... Kapitalizmin Tarihi - Michel Beaud Dünyaca tanınmış bir iktisat tarihçisi ve kuramcısı olan Michel Beaud, çevrildiği her dilde büyük bir ilgiyle karşılanan bu kitabında kapitalizmin doğuşunu ve gelişimini tüm ayrıntılarıyla çözümlüyor. Ticarete dayalı Batı toplumlarının tüm dünyaya hükmeden bir güç haline geldiği bir doğal çevrede yine ticaretle yaşayan Doğulu eşdeğerlerinin neden kapitalizmin diye bilinen bu yaratıcı ve yıkıcı olgunun bir parçası olarak görülemeyeceği üzerinde duran Beaud, XVI. yüzyıldan başlayıp kapitalizme uzanan süreci, toplumsal sınıflar ve hükumet etme biçimlerinde görülen değişiklikleri, Avrupalı fatihlerin başını çektiği ilk fetih dalgasını ve bütün bunlarla bağlantılı iktisadi ve siyasi yapıyı İncelikli bir tahlille gözler önüne seriyor. Feodal toplumların arkaik yapısından sanayi sonrası dünyanın dört taraftan çevrelenmiş güncelliğine varan yoğun ve özellikli bir araştırma. Modernleşen Türkiye'nin Tarihi - Erik Jan Zürcher 1800'lerden bugüne, özgün, karmaşık, tartışmalı hatta kavgalı bir süreç olarak yaşanan modernleşme tarihimiz üzerine derinlikli bir inceleme... Zürcher'in emeği, hem yeni bilgiler sunuyor okurlara hem de tutarlı bir yaklaşım. Üçüncü Selim'den, Zürcher'in tanımlamasıyla 'Üçüncü Cumnuriyet'e, yani 1980 sonrasına. Devlet-i Aliyye - Halil İnalcık Devlet-i 'Aliyye, Osmanlı tarihçiliğinin çağımızdaki en büyük isimlerinden Halil İnalcık'ın yarım yüzyılı aşan çalışmalarının bir ürünü. Eserin bu ilk cildi, Osmanlı Devleti'nin bir beylikten Orta-Doğu ve Balkanlar'ı hükmü altına alan güçlü ve köklü bir imparatorluk haline gelişine Osmanlı Klasik Dönemi'ni sadece siyasi tarih olarak ele almıyor. Siyasi tarihin toplumsal-ekonomik alt-yapısını, yani nüfus hareketleri, göçler, kitlelerin temel ihtiyaçları, tarım ve ticaretin bu ihtiyaçları karşılama şekilleri ve şehirleşme konularında da analizler yapıyor. Tarihsel sorunları açıklamada geçmişten gelen geleneksel zihniyet ve kurumlar çerçevesinin tespitine girişiyor. Tarih Notları - Bernard Lewis Hiç kuşkusuz, Orta Doğu ve İslam tarihi konusunda yaşayan en önemli tarihçilerden biri Bernard Lewis'dir. Diğer tarihçilerden farklı olarak yaşadığı yüzyıla tanıklık etmekle kalmamış bizzat bu tarihin içerisinde bir aktör olarak da bulunmuştur. Bu açıdan otobiyografik çalışması Tarih Notları Bir Orta Doğu Tarihçisinin Notları birinci düzey tarihsel bir belge niteliği taşımaktadır. İngiliz Gizli Servisi'ndeki görevi nedeniyle II. Dünya Savaş'ında ve ardından gönderildiği Orta Doğu'nun yeniden şekillenmesinde, Arap-İsrail Savaşı'nda, Afganistan'da, İran Devrimi'nde ve Irak'ın işgalinde tarihin bizzat aktörü olarak rol oynamıştır. Dolayısıyla bu kitap kişisel bir anlatı olmanın ötesinde tarihsel bir belge niteliği taşımaktadır. Modern Türkiye'nin Doğuşu ve Orta Doğu kitaplarıyla Türkiye'de çok iyi tanınan bu duayen tarihçinin Tarih Notları Bir Orta Doğu Tarihçisinin Notları tarih yazımı açısından da önemli bir kitap. Onun tarih yazımı konusundaki düşünceleri ve deneyimleri bu alana ilgi duyan ve tarihçiliği bir meslek olarak seçen herkes için ufuk açıcı nitelik taşıyor. Türklerin Tarihi I-II - İlber Ortaylı 'Koca bir kavmin binlerce kilometreyi üç asır içinde geçtiğini düşünün… Bu, dünyayı değiştirmez de ne yapar? İşte Türkler dünyayı böyle değiştirdi. Bu sebeple, bizim hayali bir tarih ve kahramanlar üretmeye değil, yalnızca doğruyu öğrenmeye ihtiyacımız var…'-İlber Ortaylı-Türklerin Tarihi, göçebe bir kavim iken Ortadoğu'nun güçlü uygarlıklarından birini tesis eden Türklerin günümüzde de çok konuşulan menşei tartışmalarıyla başlıyor. Akabinde Orta Asya'dan Anadolu'ya göç edip bölgeyi Türkleştirmeleri ve orada inşa ettikleri kültürün esasları… Büyük bir mirasa, güçlü bir yapılanmaya ve tarihi bir zenginliğe sahip bir milletin, Türklerin adının nereden geldiği ve bu coğrafyaya ne zamandan beri 'Türkiye' dendiği tartışmalarının tüm detayları… Kazanılan önemli savaşlar ve geri çekilmelerle, dahası ızdıraplı toprak kayıplarıyla bugünkü halini alan Anadolu'nun hikayesi…Türkiye'nin Malazgirt Savaşı'yla Bosna'nın fethi arasındaki 400 yıl boyunca Avrupa açısından önemli bir ülke ve baş edilmesi gereken bir sorun olmasının gerekçeleri… Dahası Oğuzlardan Kıpçaklara, Peçeneklerden Selçuklulara ve büyük bir imparatorluk olan Osmanlılara kadar uzanan ve sadece Türklerin değil; Rusların, Memlukluların, Karakoyunluların, Gaznelilerin, Safevilerin, Çinlilerin, Hintlerin ve Arapların tarihi… Yani aynı coğrafyayı yüzyıllar boyunca paylaşan uygarlıklara hep etki etmiş ve Doğu ve Batı kültürlerini birbirine taşımakta önemli bir rol oynamış Türklerin dünya tarihindeki yeri mercek altına alınıyor. Orta Asya'nın bozkırlarından Avrupa'nın kapılarına, İlber Ortaylı'nın satırları arasında dolaşmak isteyen her yaştan okurun zevkle okuyacağı bir başucu kitabı... Türkler Nasıl Müslüman Oldu? - Claude Cahen Türkler, kendi asıl yurdundan ve halkından uzakta, İslam toplumunun içinde yetişmiş ve bu toplumda etkili olmuş kişilerdi. Kendi geleneği içinde devlet olarak örgütlenmiş bir Türk halkı o zamanlar yalnız İslam dünyasının dışında vardı. Buna karşılık XI. yüzyılda kitle olarak Türk boyları İslam toprağına gelip yerleştiler, ülkenin karakterini değiştirip kendi göreneklerine göre, kendilerine özgü biçimde yaşamaya başladılar. Gerçi zamanla bu Türkler de değiştiler ve çevreye uydular; ilerde onların yerleşme bölgelerini, yalnız önder güç olarak egemenlik kurdukları diğer bölgelerden ayırt etmek zorunda kalacağız. Nitekim daha önce de İbn Tulun ve İhşid, Mısır`da bu şekilde yabancı hükümdarlar olmuşlardı; şimdi ise Türklerin siyasal ve askeri etkinliği çok daha güçlü ve sürekli biçimde yerleşmiş bulunuyordu. Bu farka rağmen İslam doğunun her ülkesi, Selçuklu devletinin kuruluşunun sonuçlarını görür duruma gelmişti. Türklerin ortaya çıkışı İslamiyete Küçük Asya Anadolu`da, Bizans İmparatorluğunun aleyhine, klasik İslam sınırlarının ötesinde yeni bir egemenlik alanı da kazandırmıştır, burası daha sonra Osmanlı İmparatorluğu için yayılma merkezi olmuş, sonunda Türkiye durumuna dönüşmüştür. Dünya Tarihinde Türkler - Carter V. Findley Dünya Tarih Derneği ile Türk Araştırmaları Derneği'nin eski başkanı, Türkiye Bilimler Akademisi Onur Üyesi Tarihçi Carter V. Findley, Dünya Tarihinde Türkler kitabında, Türk halklarının ortaya çıkışını, kurdukları ilk devletleri, Müslümanlığı kabul ederek ilk büyük dönüşümlerini,daha sonra modernlikle karşılaşarak ikinci büyük dönüşümlerini Türklerin tarihini günümüze kadar getirerek enfes bir üslupla Türkler veya Türki kavimler olarak bilinen, onlarca halkı meydana getiren aşiretlerin, boyların ve imparatorlukların altı bin yıllık karmaşık tarihi hakkında özgün bir sentez. Şimdiden Türk-Osmanlı çalışmalarının zirvesinde yer alan Findley her türlü hürmeti tamamen hak ediyor. Çankaya - Falih Rıfkı Atay Kurduğu Cumhuriyet'le adını tarihin şanlı sayfalarına yazdıran, Türk'ün ne olduğunu dünyaya gösteren, olağanüstü şartlarda ortaya çıkmış sıra dışı bir liderdi Atatürk. O işgal edilmemiş yeri, zaptedilmemiş toprağı kalmayan bir milletin küllerinden doğmasına önderlik başarılara imza atmış Atatürk hakkında birçok kitap ve makale yazıldı. Atatürk hakkındaki her şey etraflıca tartışıldı., hala tartışılıyor. Bu yazılanların birçoğu ancak Atatürk öldükten sonra yazıldığı için, onu tanıyanların ilk elden verdiği bilginin kıymet-i harbiyesi daha Rıfkı Altay 1923'den 1938'e kadar Atatürk'ün yanında bulunmuş, onun yaşadıklarını bizzat kendisinden dinlemiş ve hatta birçoğuna şahit olmuş devrin önemli gazetecilerindendir. Çankaya Atatürk'ü doğumundan okul yıllarına, savaştığı cephelerden yaptığı inkılaplarla, tartışma sofralarından insani yönlerine kadar her detayı anektodlara yer vererek anlatan muazzam bir çalışma. Her Türk vatandaşının mutlaka okuması gereken ve Türkiye'nin dönüşümünü anlamanıza yardımcı olan çarpıcı bir eser. Neoklasizme tepki olarak doğan ve 1750’lerde başlayarak 19. yüzyıl boyunca süren, önceleri İngiltere, Almanya ve Fransa ardından da bütün Avrupa’yı etkisi altına alan bir akımdır. Romantizmde duygusallık, heyecan, özgürlük, doğa sevgisi, yurtseverlik, geçmişe özlem, ütopya gibi konular ön plana çıkarılmıştır. Bu yönüyle de günümüz modern sanat anlayışına geçilmesinde bir köprü işlevi üstlenmiştir. İlk belirtilerinin İngiltere’deki bahçe mimarlığında görüldüğü romantizmin oluşmasında yazar ve şairlerin eserleri ile birlikte Avrupa’nın tarihini değiştiren siyasal, toplumsal ve ekonomik değişimler de çok etkili olmuştur. a. Genel Özellikleri Romantizmde sanatçılar düşlerini, özlemlerini özgür biçimde ifade edebilmek için ortaya koydukları eserlerinde kişiliklerini ve iç dünyalarını yansıtmayı seçmişlerdir. Romantik eğilimler ilk olarak 18. yüzyılın sonlarında İngiltere’de ortaya çıkmıştır. Romantik dönemde manzara resmi konulara fon olmaktan çıkıp figürlerin önüne geçmiştir. Manzara resimleri görenleri kendi iç dünyasına ve duygularını açıklamaya yöneltmiştir. b. Sanatçılar FRANCISCO GOYA 1746-1828 Saray ressamı olarak tanınan İspanyol Goya, romantik akımın en başta gelen sanatçısıdır. Meslek yaşamına çeşitli kiliseler için freskler yaparak başlayan Goya, saray ve gündelik yaşam sahnelerini resimlemiştir. Ancak toplumsal çalkantıları, savaşların korkunçluğunu oluşturan olayları da yansıtmaktan çekinmemiştir. Bir halk ayaklanmasını tuvaline aktardığı “Kurşuna Dizilenler” Resim adlı tablosu en tanınmış eseri sayılmaktadır. Fransız işgaline karşı İspanyol direnişini belgelediği bu dramatik eseri saray ressamlığının ilk dönemindeki tasasız ve neşeli üslubundan çok farklıdır. Resim. Kurşuna Dizilenler, Francisco Goya Resimleriyle yaşadığı koşullar arasında büyük paralellikler olan Goya, eserlerinde gerçekçi savaş sahnelerini, boğa güreşlerini, engizisyonu, karnavalları, portreleri çalıştı. Kullandığı gümüş ve gri tonlar nedeniyle “gümüş dönem” diye adlandırılan döneminde en güzel eserlerini yapmıştır. Nü resimleri de bulunan Goya’nın diğer önemli çalışmaları içinde“Çıplak Maya”, “Giyinik Maya”,“Köyde Boğa Güreşi”, “Şemsiye”, “Alba Düşesi”, “Kendi Portresi”, “Cadılar Bayramı”, “Balon” ve “Sardalyanın Gömülme Töreni” adlı eserleri bulunmaktadır. CASPAR DAVİD FRİEDRİCH Friedrik 1774-1840 Romantik manzara resminin en önemli temsilcilerinden ressamın eserlerinde yer alan manzaralarında doğup büyüdüğü Dresden ve yöresinden seçilmiştir. Genellikle alacakaranlık, ay ışığı, sis, sonbahar ve kış ressamın en çok sevdiği konulardır. Bir fotoğraf gerçekliği içinde yansıttığı doğayı melankolik ve neredeyse insansız bir biçimde resmetmiştir. Işığın ve mevsimlerin etkisini eserlerinde yansıtmayı seven Friedrich, “Umudun Enkazı” adlı tablosunda kaşif William Parry’nin Kuzey Kutbu na yaptığı araştırma gezisinde batan gemisini küçük olarak göstererek doğanın büyüklüğünü, üstünlüğünü vurgulamıştır. “Sabah Işığı”, “Mehtabın Güzelliğine Hayran Olmuş Kadın ve Erkek”, “Rügen Adası’nda Peyzaj”, “Meşe Ormanındaki Manastır”, “Dağ Manzaraları”,”Greifswald Limanı”, Markt Meydanı ve “Kuğular” sanatçının diğer önemli eserleridir. EUGENE DELACROIX Ojen Dölakruva 1798-1863 Renk, biçim ve konulara yaklaşımıyla romantizmin en dikkat çeken sanatçısıdır. Resimlerinde tarihi konulara daha çok yer veren Delacroixnın en önemli resmi olan“Halka Önderlik Eden Özgürlük” de 1830 Devrimi yansıtılmıştır. Delacroıx, bu resimde zenginlerin iktida ra gelmesini sağlayan halk desteğini dramatik bir biçimde ele almıştır. Özgürlüğün simgesi genç kız elinde Fransız bayrağı ile gösterilmiştir.“Dante’nin Kayığı”, “Cezayirli Kadınlar”, Taillebourg Savaşı Resim Delacroix’nın önemli eserleri arasındadır. Resim. Savaşı, Delacroıx Resim. Eskiz, Delacroıx JOHN CONSTABLE Con Kanstıbıl 1776-1837 İngiltere’nin 19. yüzyılda yetişen en büyük manzara ressamı olan John Constable, doğayı olduğu biçimiyle resmetmiştir. Kesik fırça vuruşlarıyla kullanmayı sevdiği sıcak renklerini tuvaline taşıyan Constable’ın konularını bulutlar, gökyüzü, çayırlar, tepeler ve kır evleri oluşturmuştur. Resim yapmaya çok küçük yaşlarda doğduğu kenti kuşatan güzel doğa görünümlerine çalışarak başlamıştır. İngiliz manzara resminin tarihinde en önemli rolü oynayan ressam, tablolarında açık havada değişen ışığı, bulutların hareketlerini büyük bir ustalıkla tablolarına yansıtmıştır. John Constable, eserlerinde yer alan konuları, sahneleri anında tuvale geçirildiği izlenimi yaratan bir ressam olma özelliğine de sahiptir. Yaptığı birbirinden büyük büyüleyici manzaralarında doğa, resme dönüşmüştür. Doğayı gizlemek yerine onu yeniden ortaya koymaya çalışan sanatçının “Havuz” adlı eserinde kullandığı zengin renklerle doğanın güzelliğini gün yüzüne çıkarmıştır. Hızlı fırça darbeleriyle oluşturduğu bu tablosunda kanalın havuzunu açmaya çalışan bir adam ve arkasındaki mavnayı akıntı yüzünden belli bir yerde tutmaya çalışan yardımcısı betimlenmiştir. “Eğer doğa önüne bir taslak yapmak için oturursam yaptığım tek şey, eski resimleri unutmaktır.” diyen, sulu boya çalışmaları da bulunan ressamın; “Beyaz At”, “Mısır Tarlası”, “Arabanın Dereden Geçişi”,Stonehenge Resim Şatosu” ve “Flatford Değirmeni” eserlerinden bazılarıdır. Resim. “Stonehenge”, John Constable WILLIAM TURNER Törnır 1775-1851 19. yüzyıl İngiltere’sinin farklı bir renk duyarlığı ile çalışan manzara ressamlarından biri de William Turner dır. Eserlerinde her şey ince bir tül tabakasıyla kaplıdır. Çalışmalarında sisli bir denize, kadırgalara, batan güneşe, tren dumanlarına sıkça rastlanır. Doğanın büyük gücünü tuvaline aktarmak için olağanüstü yeteneklerini kullanan Turner, inanılmaz yoğunlukta görüntüleri içeren manzara resimleri ortaya koymuştur. Turner, deniz ya da kar fırtınası sahnelerini, ışık oyunları ve derece derece değişen ton farklarıyla oluşturduğu sis manzaralarım hep atölyesinde yapmıştır. Suluboya ve yağlı boya resimlerinde ışık, renk ve hareketi solgun ve parlayan renklerle bir arada yansıtan “Denizde Kar Fırtınası” Resim “Londra Lordlar Kamarası Yangını”, “Güneşin Doğuşu ve Deniz Canavarı”, “Trenin Köprüden Geçişi” Resim önemli eserlerindendir. Turner, ev içi tablolarında da usta bir ressam olarak karşımıza çıkar. “Petworth’ta Ev İçi”, “Konser”, “Gece Toplantısı”, “Yatak Odası” bunlardan bazılarıdır. Resim. Denizde Kar Fırtınası Wıllıam Turner Resim. Trenin Köprüden Geçişi” William Turner Edebiyatta ve sanatta kurgusal unsurlardan yararlanıldığını duyarız fakat bunun bazen tam olarak ne demek olduğunu anlamayabiliriz. Aslında edebi eserlerde gerçekten çok kurgu bulunur, yani birçok roman veya hikâye gerçek hayattan alınmamıştır. Çünkü hayal dünyası sınırsızdır ve bir sanat eseri ortaya koymak istediğinizde her türlü kahramanı, olayı veya mekânı zihninizde yaratmanız mümkündür. Bu şekilde hayal ürünü olan, gerçek hayatta hiç yaşanmamış olan her şey kurgu dünyasına aittir. Kurgusal kelimesi “gerçek yaşama ait olmayan, bir kişinin hayal gücüyle ortaya koyduğu her şey” olarak tanımlanabilir. Edebi eserlerde, resimlerde, tiyatro veya sinemalarda kurgusal unsurlar kullanılabilir. Hak verirsiniz ki bir sanatçının herhangi bir türde eser ortaya koyarken her zaman gerçek hayatın içinden kahramanlar, yer, zaman veya olaylar bulması imkânsızdır. Bunun için birçok sanat türünde, sanatçılar hayal güçlerini kullanarak gerçek olmayan kahramanlar, mekânlar veya olaylar ortaya çıkarırlar. İşte bunların tamamı kurgusal anlatımı meydana getirir. Kurgusal ve hayal ürünü kelimeleri eş anlamlı; kurgusal ve gerçek kelimeleri ise zıt anlamlıdır. Kurgusal kelimesi, “kur-” fiil kökünden meydana gelmiştir. Hayal kurmak, kafada kurmak deyimlerinde de geçen “kurmak” fiili aslında bu kelimenin anlamını açığa çıkarmaktadır. Yazarlar eşsiz hayal güçleri sayesinde kurmaca şeyler ortaya çıkarırlar ve bunları sanki gerçekte yaşanmış gibi muhteşem bir olay örgüsü içinde bize sunarlar. Sorularda genellikle içerisinde olağanüstü ögelerin olduğu, gerçek hayatta karşımıza çıkması imkânsız kahramanlar veya durumlar verildiğinde bu metinde hayali unsurlar veya kurgusal ögeler bulunduğunu söylemek mümkündür. Şimdi aşağıdaki örnek soru ile bu kavramı daha iyi açıklamaya çalışalım Soru – 1 Aşağıdaki cümlelerin hangisinde kurgusal ifadeye yer verilmiştir? A Sokak ışıkları her yeri aydınlatmıştı. B Ece yaptığı davranışın doğru olmadığını biliyordu. C Fırtına öyle şiddetliydi ki sanki yıldızlar savaşıyordu. D Anne kartal yavrularını tehlikeden korumaya çalıştı. Bu sorudaki A, B ve D seçenekleri gerçek hayatta yaşanması mümkün olan ve hayal ürünü olmayan olayları veya durumları ifade etmektedir. Bu seçeneklerdeki sözler, günlük yaşamımızdaki olaylar gibi gerçek durumları anlatmaktadır. C seçeneğinde ise gökyüzündeki fırtınayı yıldızların savaşması olarak anlatmış ki bunun gerçekte yaşanması imkânsızdır ve tamamıyla hayal ürünüdür, kurgusaldır. Bu nedenle cevap C seçeneğidir. Orkun KUTLU Yorum Yap! Yazı Ayrıntıları... Yazdır! Bu Yazıyı Paylaşın!

roman türünde eseri olmayan sanatçılar