🫎 Diyarı Küfrü Gezdim Beldeler Kaşaneler Gördüm
"Diyar-i küfrü gezdim beldeler keşâneler gördüm, Dolaştım mülk-i İslam’ı bütün viraneler gördüm.’’ Ziya Paşa’nın söylediklerini günümüz Türkçesiyle şöyle ifade edebiliriz: Kafirlerin batı diyarını gezdim, gelişmiş yerleşim yerleri gördüm, İslam topraklarını dolaştığımda da sadece viraneler gördüm.
Abdulbaki Erdoğmuş Yazdı: 21. Yüzyılda Devletin/Siyasetin ve Siyasetçinin Rol Modeli Batı’dır! “Diyar-ı küfrü gezdim, beldeler, kâşaneler gördüm, Dolaştım mülk-i İslamı bütün viraneler gördüm.”
1870te Cenevre’de Hürriyet gazetesinin 89-100’üncü sayılarını yayımlanan Ziya Paşa’nın meşhur şiiri, Yeni Osmanlıların siyasetini özetler gibidir: “Diyâr-ı küfrü gezdim beldeler kâşâneler gördüm/Dolaştım mülk-i İslam’ı bütün vîrâneler gördüm/Hükûmet derler anda bir nice sal-hâneler gördüm.”
Hükûmetderler anda bir nice sal-hâneler gördüm. Ziyâ, değmez hûman keyfine meyhâne-i dehrin. Bu işret-gehte ben çok durmadım amma neler gördüm. Günümüz Türkçesi: Küfür diyarını (Batıyı) gezdim, orada bayındır şehirler, köşkler gördüm. İslam ülkelerini dolaştım bütün viraneler gördüm. Ben dahi Babıali
“Diyar-ı küfrü gezdim beldeler kâşaneler gördüm, Dolaştım mülk-i islamı bütün viraneler gördüm!” (Ziya Paşa) İslam alemi o eski ihtişamlı günlerine yeniden kavuşabilmesi için yeniden düşünmek, araştırmak ve el birliği etmek zorundadır.
Bu sayfamızda sizlere en güzel Ziya Paşa sözlerini hazırladık. Bu anlamlı en güzel Ziya Paşa sözlerini facebook ve twitterdan arkadaşlarınızla paylaşabilirsiniz.
Ziya paşanın ‘diyar-ı küfrü gezdim beldeler, kaşaneler gördüm” derken kastettiği, Paris ve Avrupa aristokrasisinin şatolarıdır. Osmanlı dünyasında o tür bir aristokrasi
Gezdim Diyarı İslam-ı Viraneler Gördüm.” Beytinin Sahibi Mehmet Âkif Ersoy Değil Ziya Paşa’dır. Ali Sirmen, Cumhuriyet’teki “Neden hiç sormazlar?” başlıklı 8 Şubat 2022 tarihli yazısında “Gezdim diyarı garbı kâşaneler gördüm. Gezdim diyarı İslam-ı viraneler gördüm.” beytini yanlışlıkla Mehmet Âkif
Gazel Diyâr-ı küfrü gezdim beldeler kâşâneler gördüm. Dolaşdım mülk-i İslâm’ı bütün virâneler gördüm. Bulundum ben dahi Dârü’ş-şifâ-yı Bâb-ı Âlî’de. Felâtun’u beğenmez anda çok dîvâneler gördüm. Huzûr-ı kûşe-i meyhâneyi ben görmedim gitdi. Ne meclisler ne sahbâlar ne işret-hâneler gördüm.
4qwdKEP. Ramazan Sohbetleri-5 İbni Haldun Tartışmaları üzerine AYDINLAR İSLÂM’LA BARIŞMALIDIR Zeki Sarıhan Sadık Usta, Odatv’de İbni Haldun’la ilgili bir yazı yazdı. Bu yazıya bazı aydınlardan tepki gelmiş. İbni Haldun’un, kitaplarında bazı dini referanslar kullandığı için ilerici sayılmayacağını ileri sürüyorlarmış. Sadık Usta’nın bu tip aydınların anlayışını eleştiren yazısı, bana yıllar önce mücadelesini verdiğim ve üç yıl önce iki yazıyla paylaştığım düşüncelerimi yalnızca birkaç ibare eleyerek yeniden yayımlama düşüncesini verdi. Onlardan birincisi aşağıdadır. * Türk aydınlarından hatırı sayılır bir kesimin İslâm’la kavgalı olduğunu kimse inkâr edemez. Bunun en uç ifadesi, rahmetli halkbilimci Şükrü Günbulut tarafından “İslâm’ın gittiği yerde ot bitmez” cümlesiyle belirtilmişti. O, bugün bazı Alevi çevreleri gibi, Aleviliği Müslümanlık içinde saymıyordu. Bu tutum, Ortaçağ Osmanlısının toprak ve egemenlik kavgası nedeniyle Şiiliği ve Aleviliği İslâm dışında saymasına, karşı taraftan bir kabullenmedir. Fakat aydınlarımızın İslâmiyet’le kavgası, Fransız aydınlanmacılığının etkisiyle Tanzimat aydınının Batı hayranlığı ile başladı. Namık Kemal kuşağı, bu konuda daha akılcı ve mantıklıydılar. Ardından gelen aydın kuşakları, Türkiye’nin geri kalmışlığını halkının Müslüman olmasına yordular. Düz bir mantıkla bakıldığında durum bunu gösteriyordu. İşte Müslüman olmayan Batı Frenkler ileri, yalnız Türkiye değil, bütün Müslüman coğrafyası karanlıklar içinde idi. Ziya Paşa bir şiirinde “Diyarı küfrü gezdim, beldeler kâşaneler gördüm/Dolaştım mülkü islâmı bütün viraneler gördüm” derken haksız değildi. Tanzimat’tan beri millete doğru yolu göstermekle görevli Türk aydınlarının görevi, İslâm Dünyası’ndaki bu geriliğin nedenlerini doğru yorumlamak, yeni bir uyanış, yenilenme ve zenginleşme ile birlikte kendi içindeki unsurlarla ve Batı ile yan yana yaşayabileceği yol ve yöntemleri bulup göstermekti. İSLÂM’I YÜCELTMEK Mİ, İSLÂM’DAN KOPMAK MI? Osmanlıcılık, İslâmcılık, Türkçülük, Batıcılık, Sosyalizm akımları buna yanıtlar aradı. Bu dönemin iki temel sorusu, vatan ve milletle birlikte İslâm’ı yücelmek mi, yoksa İslâm’dan ruhen kopmak mı idi. İslâm’dan kopmaya karar verenler, İslâm’ın 12. Yüzyıla kadar yükseliş dönemi yaşadığını, bu tarihten sonra ticaret yollarının değişmesiyle Avrupalıların yeni hammadde ve insan gücü kaynaklarına erişmek için yollar arayıp bulduklarını, servetlerin Avrupa’ya aktığını, bununla bir burjuva sınıfı oluştuğunu, kapitalizmin teknolojiyi geliştirdiğini ve insanların zihinlerini de genişlettiğini hesaba katmadılar. İslâmiyet, tembellerin, uyuşuk insanların, tevekkül edenlerin diniydi… Öyle ki bazıları kimliklerinde İslâm yazsa da bu dinden tamamen soğudular. Sayıları az da olsa bazıları Tevfik Fikret’in oğlu Halûk gibi Hıristiyan olmayı ve Hıristiyan bir çevrede yaşamayı tercih ettiler. 1912 Balkan Savaşı’yla birlikte asıl sorun, mevcut vatan topraklarının elde tutulmasına dönüştü. Birinci Dünya Savaşı’na Almanların emrivakisiyle girilmesi ve savaşın da kötü yönetilmesi medeniyle imparatorluk çöktü. Türkiye tarihinin yalnız kahramanlıklar üretmekle kalmayıp, yaşamak için de formüller üreten Kurtuluş Savaşı, “Nasıl kurtuluruz?” sorusuna anlamlı bir yanıt yarattı Dillerin, mezheplerin kardeş olduğu, birbirini sayıp sevdiği tam bağımsız ve medeni bir Türkiye. Kurtuluş Savaşı’nda her çevrenin savunduğu temel hedef buydu. Batıcı aydınların bir kısmı, bu savaşta kalpaklısı ile sarıklısının, İttihatçısı, Türkçüsü ile sosyalistinin Meclis’te bir araya gelmesini, Konya Mevlana postnişini ile Hacıbektaş dedesinin Meclis başkan yardımcılıklarını paylaşmasını geçici bir uzlaşma olarak görüp buna razı olmak zorunda kaldılar. Zaferden sonra çok geçmeden bu birliktelik dağıtıldı. Yeni iktidar döneminin tarih yazıcıları, Kurtuluş Savaşı’nda İslâmi çevrelerin düşmanla işbirliği halinde olduğunu, dolayısıyla onların yeni devletin temellerinde bir harçlarının olmadığını savundular. Günümüzde de hâlâ geçerliliğini koruyan bu iddia hiç de doğru değildi. Vatanı savunmak için göreve çağrılan ve buna katılan halk, Müslüman’dı. Bunun için onların Türk kimliklerinden çok Müslüman kimliklerine vurgu yapıldı. “Vatanımız ve dinimiz tehlike altındadır” denildi. Hem politik, hem de kültür olarak yüzünü Batı’ya dönmüş olan yeni rejim, İslâmiyet’le ilgili bazı denemelere girişti. Dinde reform bunlardan biriydi. Tevhidi Tedrisat Yasası’nda devletin açmakla zorunlu olduğu imam hatip okulların mevcudu gitgide azaltıldı ve “öğrenci yokluğundan” 1930’larda temelli kapatıldı. Din dersleri, yeni bir yorumla bir süre daha köy okullarında okutulurken, gene 1930’ların ortalarında bu ders de kaldırıldı. Devlet erkinin içinde İslâmi bütün ritüeller reddedildi. Devlet halka, yalnız sınıfsal olarak değil, kültürel olarak da yabancılaştı. Batılılar, Yeni Türkiye’nin bu durumuna övgüler düzdüler. Daha da hoşlarına giden, rejimin, Fas’tan Hindistan’a kadar İslâm coğrafyası ile de bağını koparması idi. Türkiye, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra da Batı’ya kapağı atarak savunmasını emperyalist NATO’ya teslim etti. Oysa Mustafa Kemal Paşa, Batıcı değerlerle yetiştiği halde Batı emperyalizmiyle savaştığı Kurtuluş Savaşı yıllarında sıcak bir dayanışma içinde olduğu milletlerin yanındaydı ve Türkiye’nin bir Doğu ülkesi olduğunu açıkça ilan etmişti. Tanzimat döneminin Batı hayranlığı mirasını daha da koyulaştırıp devam ettiren aydınlar, halkı Müslüman olan bir ülkede, laiklikle inançlı insanlar arasındaki dengeyi iyi kuramadılar. İslâm’a bu mesafeli duruş, NATO’ya girdikten sonra da emperyalizmin hatırına devam etti. Öyle ki, Türkiye, Cezayir için yapılan bağımsızlık oylamasında Fransız emperyalistlerinin lehine oy kullandı. Oysa Türkiye’nin yapması gereken, Kurtuluş Savaşı’nda İslâm Dünyası ile oluşan birlikteliğini, dayanışmasını emperyalist Batı’ya karşı sürdürmesiydi. 1990’larda Kemalist aydınlara yönelen suikastlar, Sivas katliamı gibi bazı gerici hareketler, son yıllardaki IŞİD’in vahşetleri, İslâmiyet adına yapıldığından aydınların bir kısmında “Müslüman laik olamaz” yargısını pekiştirdi. İlginçtir ki aynı söylem İslâmcıların da dilindeydi. “Müslüman laik olmaz!” HEM YANLIŞ, HEM TEHLİKELİ 1 Temmuz 1994 günü idi. 20 yıl geçmiş Ertesi gün Sivas Katliamının birinci yıldönümü vesilesiyle Sanatçılar Kurultayı toplanacaktı. Yazıişleri yönetmeni olduğum dergi adına bu kurultayda laiklikle ilgili bir konuşma yapacaktım. Bildirimi yazı kurulunda okudum. Bunda “Müslümanlar laik olamaz” görüşünün hem yanlış, hem tehlikeli olduğunu belirtiyordum. Yazı Kurulu bu paragrafı bildiriden çıkarmaya karar verdi. Ben de onu son haliyle kurultayda sunamayacağımı belirttim. Konuşmayı yapma görevini başka bir arkadaşa verdik. Fakat bu yanlış görüşlerle mücadele etmek, benim için hayati bir zorunluluktu. 4 Temmuz günü Aydınlık dergisine gönderdiğim “Laikliğe Halkın Penceresinden Bakmak” yazısında konuyu yeniden ele aldım. Halkın zaten laik olduğunu, laik olmayanların Müslüman halk değil, küçük bir grup olduğunu anlattım. Yazı ikinci sayfada “Tartışma” köşesinde yer bulabildi. Turan Dursun Araştırma ve İnceleme Yarışması’na gelen ürünlerin neredeyse tamamına yakını İslâmiyet’in ne kadar kötü bir din olduğu ve buna karşı savaş açmak gerektiği tezi üzerine oturuyordu. Ben de bu çalışmaları değerlendiren beş kişilik kurulda yer alıyordum. Raporlarımda ve toplantılarda bu görüşün yanlış olduğunu anlatmaya çalışıyordum. Nihayet, 29 Eylül 2001 günü, İstanbul’da bu yarışmanın ödül töreninde görüşlerimi anlatmaya cesaret ettim. Konuşmamın başlığı, bu yazımın başlığıyla aynıydı “Aydınlar, İslâm’la Barışmalıdır” Görüşlerimi, bir sayfalık girişten sonra 15 madde halinde, net olarak sundum. Ok yaydan çıkmıştı bir kere… Ödül törenine gelmiş 40 kişilik bir dinleyici topluluğu için bunlar yeni düşüncelerdi. Dikkatle dinlediler. Bir kısmı görüşlerimi dikkate değer buldu, bir kısmı ise yanlış bulduğunu söyledi. Yedi yıl sonra “Türkiye’nin Bağımsızlık Mücadelesinin İhtiyaçları Açısından Din Sorunu” başlıklı daha etraflı bir yazı kaleme aldım ve bu yazı Teori dergisinin Ocak 2001 tarihli sayısında yayımlandı. Fakat sonraki sayıda yazımda savunduğum görüşlerin yanlış olduğu belirtilerek buna cevap veren iki yazı yayımlandı ve “Zeki Sarıhan eleştirisine devam edeceğiz” notuyla yayımlandı. Aydınların İslâm’la barışması düşüncesine karşı neredeyse bir savaş açılmıştı. İslâmlığın yapı olarak emperyalizmle işbirliğine elverişli olduğu gibi görüşlerle bile karşılaştım. Günümüzdeki bazı tartışmalara bakılırsa bu görüş hâlâ savunuluyor! Aydınlar İslâm’la neden barışmalıydılar? Bunu gelecek yazıya bırakmam gerekecek. 24 Haziran 2014 5 Haziran 2017
Batı ülkeleri, demokrasi ve hukuk sistemleri inşa etmek suretiyle karanlık ve utanç dolu geçmişlerinden yeteri kadar olmasa da uzaklaşmayı başardılar. ABD’nin siyahi insanlara ve ülkenin kadim yerlileri Kızılderililere yönelik insanlık dışı uygulamaları yakın tarihe kadar devam etmiştir. Bugün dahi tamamıyla çözüme ulaştırıldığı ve herkesin doğal haklarına kavuştuğu söylenemez. Avrupa’da ise engizisyon başta olmak üzere karanlık çağın uygulamaları, ayırımcılık, dincilik, dinbazlık, mezhepçilik, ırkçılık asırlarca egemen olmuştur. Dünyanın hiçbir yerinde eşine rastlanmamış Faşizm’in ana yurdu da Avrupa’dır. İspanya, İtalya ve Almanya’da hâkim olan faşizmin sadece Avrupa için değil, dünya ve insanlık için büyük felaketlere yol açtığı bilinmektedir. Yahudi soykırımı başta olmak üzere Endülüs Müslümanlarına yönelik kıyım ve katliamlar bir utanç olarak hep kalacaktır.! Siyahi insanların Afrika coğrafyasından hangi koşullarda Avrupa’ya nakledildikleri ve nasıl köleleştirdikleri, bir insanlık suçu olarak sicillerine kaydedilmiştir. Sömürgeleştirdikleri ülkeleri nasıl yağmaladıkları, “İncil” karşılığında nasıl soydukları tarihin utanç sayfalarında yazılıdır. Birinci ve ikinci Dünya savaşlarında milyonlarca insanın katledilmesi, şehirlerin yakılması, tarihin yok edilmesi gibi örneklere hep Batı’da rastlanmıştır. Bütün bunlara rağmen değişen, gelişen, imar ve inşa edilen, medenileşen, barış ve hürriyet diyarı olan yine Batı olmuştur. İstesek de, istemesek de bugün siyasal düzenin ve hukuk sisteminin rol modeli artık Batı’dır. Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Ali, Ömer İbn’ul-Aziz ve Salahattin-i Eyyubi gibi rol modeller artık tarihte kaldı. Dürüst, düzgün, gösterişsiz, ahlaklı, erdemli, şahsiyetli, karakterli, hak ve hukuka saygılı, bilgili, donanımlı özellikleriyle öne çıkan liderlere ancak Batı’da rastlamak mümkündür. ABD ve İngiltere başta olmak üzere Avrupa ülkelerinin de birçoğunda toplumsal kültüre dönüşen çevre duyarlılığı, çoğulculuk, özgürlük, insan hakları, hukuk ve demokrasi inancının giderek kurumsallaşması, siyasal sistem olarak insanlığın ilgisini cezbetmektedir. Bu ülkelerde siyasetçilerin ve yöneticilerin çoğunlukla şatafatsız, gösterişsiz ve sade yaşamları özellikle gençlerin dikkatini çekmektedir. Demokrasinin, özlenen siyasal rejim olarak kabul görmesinde bu anlayışın önemli rol oynadığını düşünüyorum. Almanya, Danimarka, Yeni Zelanda, Finlandiya başbakanlarının örnek tutumları ve imajlarının demokratik sistemin taraftar toplamasında büyük paylarının olduğu çok açıktır. Müslüman ülkeler başta olmak üzere doğu ülkelerinin hangisinde bir devlet başkanı, başbakan veya cumhurbaşkanı, Almanya Başbakanı Angela Merkel’in “'ben başbakan olarak doğmadım ki!”, “haysiyetimle devraldım, haysiyetimle devrediyorum” diyebilecek erdeme ve dürüstlüğe sahiptir? Market kasasında ücretini ödemek için sırada bekleyen, halkın arasına gösterişsiz, riyasız katılan, Merkez Bankası'nın 900 Milyar Euro fazla parası olduğu halde yurt dışı gezilerine tarifeli uçak seferleriyle giden, sade ve mütevazı giyinen dürüst bir siyaset ve devlet insanı Angela Merkel dururken, coğrafyamızda hangi lider örnek alınabilir? Time Dergisi, Angele Merkel'i; “Şahsi menfaate ve zorbalığa taviz vermediği için, dünyada az bulunan ahlaki liderlik gösterdiği için" "Yılın Siyaset Lideri" seçtiğini hatırlatmak istiyorum. Aynı gerekçelerle 2021’de “Yılın Siyaset Lideri" veya “Yılın Devlet Başkanı” seçilebilecek bir tek Müslüman lider var mı? İspanya Genelkurmay Başkanı Miguel Angel Villarroya, sırası gelmeden Covid 19 aşısı yaptırdığı ortaya çıkınca, tartışmaların büyümesi üzerine görevinden istifa etmek zorunda kaldı. Doğu ülkelerinde, özellikle de Müslüman ülkelerde böyle erdemli ve şahsiyetli ordu komutanlarına, devlet ve siyaset insanlarına rastlamak mümkün mü? Bir kitap fuarına giden ve salonda oturacak yer bulamadığı için merdivenlere çöküp oturan Finlandiya Cumhurbaşkanı Sauli Niinisto değil de, bu durumda solonun tamamını hizaya sokacak Müslüman ülke cumhurbaşkanları mı rol model olacak? Bir cumartesi günü yemek için gittiği kafeye sosyal mesafe kuralları gereği kapasitenin dolu olması nedeniyle alınmayan Yeni Zelanda Başbakanı Jacinda Ardern değil de, Müslüman ülkelerin hangi başbakanı rol model olacak? Süpermarkette ödeme yapmak için sıra bekleyen 72 yaşındaki Portekiz Cumhurbaşkanı Marcelo Rebelo de Sousa değil de, hangi Müslüman ülkenin cumhurbaşkanı rol model olacak? Söz konusu batılı liderlerin hiçbiri rol olarak değil, inanç, yaşam tarzı, insanlık ve siyaset anlayışları sonucu böyle davranıyor. Onları farklı ve örnek kılan da bu anlayışlardır ve siyasal düzenleridir. Vatanperverlikleri hakkında zerre kadar şüphe duyulmayan bu şahsiyetli, karakterli liderlerden hiç birinin “söz konusu vatan ise demokrasi de, hukuk ve adalet de teferruattır” dediğine şahit olunmamıştır.! Sormak istiyorum, bu liderler mi vatansever, yoksa vatan-millet-bayrak-din-devlet edebiyatı yapan bizim politikacılar mı? Bunlar mı izzet, şeref, onur, haysiyet ve ahlak sahibi, yoksa “Müslümanlık” edebiyatı yapan bizim siyasetçiler mi? İslam şiarı, bu lider ve siyasetçilerin yönettiği ülkelerde mi, yoksa Müslüman ülkelerde mi tezahür ediyor? Ziya Paşa’nın 19. Yüzyılda 1829-1880 söylediğini ben 21. Yüzyılda hatırlatmak istiyorum, “Diyar-ı küfrü gezdim, beldeler, kâşaneler gördüm, Dolaştım mülk-i İslamı bütün viraneler gördüm.” Abdulbaki Erdoğmuş
ÖLDÜRME KARDEŞİNİ. Müslüman müslümanı öldürüyor. Kardeş kardeşi vuruyor bu zamanda. Batının çirkin oyunları sahneleniyor. Bütün İslam aleminde, geri kalmış ülkelerde. Hak hukuk adalet, demokrasi ve laik düşünce. Hoca efendi, muktedir, başkan’da karşı laikliğe. Batı çirkin, batı kötü, batı kafir, batı berbat. Öyle ise niçin tuzağa düştük, böyle yürümüyor hayat. Kardeş kardeşi öldürürken, batı gülüyor heyhat. Mısır kana boğuluyor. Irak kanla bölünüyor. Suriyede kan akıyor. Sudan kana üzülüyor. Yemen kanla çözülüyor. Mali kanla döğünüyor. Libya kanla öğünüyor. Filistin kanla sulanıyor. Moritanya kanla yıkanıyor Nijerya kanla ayılıyor. Çad’sa, kandan bayılıyor. Sırada kimler var, İran, Afkanistan. SudiArabistan, Somali, Bahreyn. Demirpençe sıkıyor, eziliyor müslüman. Laik Türkiye hariç, bütün İslam ülkelerinde. Allahu ekber tekbirleriyle, insan insanı öldürüyor. Bir diğer müslümanda, öbür müslümanı öldürüyor. Öldürmenin özünde, Kerbela var. Osman’a, Ömer’e, Ali’ye kıyanlar var. Emevi den bu yana, huzur görmüyor İslam. O zamandan bu yana, kırka bölündü Müslüman. Biz şiiyiz diyorlar. Biz sunniyiz diyorlar. Biz Halefiyiz diyorlar. Biz Selefiyiz diyorlar. Biz ılımlı İslamız diyorlar. Bazıları da tam şeriat istiyorlar. Evet Allahu Ekber, Allahu Ekber. Diye diye bölünüyorlar, öldürüyorlar. Bir insanı öldürmek, bütün insanlığı. Öldürmek olduğunu bilmiyorlar. Diyor ki Ziya Paşa bir şiirinde. Diyarı küfrü gezdim. Beldeler kâşaneler gördüm. Dolaştım mülkü islamı. Bütün viraneler gördüm. HİLMİ CAN. 4014 Ey hocalar, aydınlar muktedirler, başkanlar Mustafa Kemal olmasaydı, ne olurdu halimiz, Bu milleti sizden bizden diye bir Peygamberimiz bir, bu ülke müslümandır. Osmanlı’dan bu yana laik düşünce laik Cumhuriyetiyle berhudardır.
Eğitim Öğretim İle İlgili Belgeler > Yazılı Soruları, Yazılı Arşivi > Türk Edebiyatı Yazılı Soruları > Türk Edebiyatı 11. Sınıf 1. Dönem 2. Yazılı Soruları EDEBİYAT 11. SINIF 1. DÖNEM 2. YAZILI SORULARI 13 CEVAP ANAHTARLI … – … EĞİTİM VE ÖĞRETİM YILI …………..… OKULU 11/… SINIFI TÜRK EDEBİYATI DERSİ 1. DÖNEM 2. YAZILISI ADI SOYADI…………… NU…. PUAN… 1. Diyâr-ı küfrü gezdim beldeler kâşâneler gördüm Dolaştım mülk-i İslâmı bütün vîrâneler gördüm diyâr-ı küfr küfür diyarıBatı kâşâne güzel ev mülk-i İslâm İslam toprakları vîrâne harabe Ziya Paşa Yukarıdaki beyitten hareketle Tanzimat aydınlarının Batı’ya yönelmesinin sebeplerini birkaç cümle ile açıklayınız. Kendi düşüncelerinizi de katarak beyiti yorumlayınız. 10p 2- Namık Kemal’in edebiyatımıza kazandırdıklarını maddeler halinde yazınız. 5x2=10p 3- Edebiyatımızda bazı eserler ilk olma özelliği taşır. Aşağıda belirtilen ifadelerin karşısına eseri ve yazarını yazınız. 5x3=15p 4- Eski-yeni tartışmasından ne anlıyorsunuz, açıklayınız?10 5- Tanzimat şairlerini hangi akımlardan etkilenmiştir.10p 6- Divan şiiri ile Tanzimat şiirini benzer ve farklı yönleriyle karşılaştırınız. 5x2=10 p * BenzerIikIeri * FARKLILIKLAR 7- Aşağıdaki yargıların sonuna doğruysa D, yanlışsa Y koyunuz. 5x2=10 p * Tanzimat dönemi sanatçıları arasında eski-yeni tartışması vardır. * Şinasi , Namık Kemal ve Ziya Paşa Tanzimat’ın ikinci dönem sanatçılarıdır. *Osmanlı toplumunda yenileşme halkın zorlamasıyla başlamıştır. * Harabat isimli eser, Ziya Paşa tarafından yazılmış, ilk antoloji kitabıdır. * Noktalama işaretlerini ilk defa Şinasi kullanmıştır. 8- Aşağıdaki cümlelerde boş bırakılan yerleri uygun biçimde doldurunuz. 5x2=10 p * Tanzimatla birlikte edebiyatımıza roman, hikaye, ………….. gibi edebi türler girmiştir. * 1859’da Yusuf Kamil Paşa’nın Fransız yazar… …………’dan çevirdiği … ………..… adlı eser ilk çeviri romanımızdır. * Tanzimat Fermanı 1839..’da devrin sadrazamı…………….. Paşa tarafından ilan edilmiştir. 9-Aşağıdakilerden hangisi Tanzimat Edebiyatıyla edebiyatımıza girmiş türlerden biri değildir? 5 a Hikaye b Roman cTiyatro d Gazel e Makale 10- Hakir olduysa millet şânına noksan gelir sanma Yere düşmekle cevher sâkıt olmaz kadr ü kıymetten hakîr olmakaşağılanmak sâkıt olmak kaybetmek , kadr ü kıymet itibar ve değer a. Hürriyet Kasidesi’nden alınan bu beyitte yer alan söz sanatını bularak açıklayınız. 5p b. Bu beyiti günümüz Türkçesi’ne çevirerek yorumlayınız.5p BAŞARILAR DİLERİM… CEVAP ANAHTARI 1. Diyâr-ı küfrü gezdim beldeler kâşâneler gördüm Dolaştım mülk-i İslâmı bütün vîrâneler gördüm diyâr-ı küfr küfür diyarıBatı kâşâne güzel ev mülk-i İslâm İslam toprakları vîrâne harabe Ziya Paşa Yukarıdaki beyitten hareketle Tanzimat aydınlarının Batı’ya yönelmesinin sebeplerini birkaç cümle ile açıklayınız. Kendi düşüncelerinizi de katarak beyiti yorumlayınız. 10p Batı ülkelerinin şehirleşme planlarının çok güzel olduğu ve gelişmiş oldukları Müslüman beldelerinin ise şehirleşmenin çok kötü olduğu dolayısıyla Batı’nın gelişmiş olması ve ülkemizin de gelişmesi için ,insanlarımızı eğitebilmek için Batı’ya yönelmiştir. 2- Namık Kemal’in edebiyatımıza kazandırdıklarını maddeler halinde yazınız. 5x2=10p İlk edebi roman “İntibah”ı yazmıştır. İlk eleştiri “Tahrib-i Harabat”ı yazmıştır. İlk sahnelenen tiyatro “Vatan yahut Silistre”yi yazdı. İlk tarihi roman “Cezmi”yi yazmıştır. Şiirde vatan , millet, adalet, hürriyet gibi temaları güçlü bir şekilde dile getirmiştir. 3- Edebiyatımızda bazı eserler ilk olma özelliği taşır. Aşağıda belirtilen ifadelerin karşısına eseri ve yazarını yazınız. 5x3=15p İlk çeviri roman Paşa-Telemak İlk yerli tiyatroŞinasi- Şair Evlenmesi İlk edebi roman İlk gazeteresmi Takvim-i Vekayi İlk eleştiri yapıtı Harabat 4- Eski-yeni tartışmasından ne anlıyorsunuz, açıklayınız?10 Recaizade ve Muallim Naci’nin kafiyenin göz için mi yoksa kulak için mi; yani yenilikçilerle eskicilerin yazdığı “Zemzeme”sine karşılık Muallim Naci “Demdeme” yazmıştır. 5- Tanzimat şairlerini hangi akımlardan etkilenmiştir.10p Klasizm ve romantizm akımlarından etkilenmişlerdir. 6- Divan şiiri ile Tanzimat şiirini benzer ve farklı yönleriyle karşılaştırınız. 5x2=10 p * BenzerIikIeri Nazım şekiIIeri benzer Kaside, gazeI, terkib-i bend, müseddes vb. ÖIçü benzer Aruz öIçüsüyIe şiirIer yazıIır. KafiyeIeniş benzer. DiI benzer Arapça-Farsça keIime ve tamIamaIarın kuIIanıIması Tanzimat edebiyatında dilin biraz daha sade olduğunu belirtmeliyiz. FARKLILIKLAR Tema -Konu İçerikIe İIgiIi Divan Şiirinde Tema Aşk, tabiat, tasavvuf,ahIak,övgü devIet ve din büyükIerine Tanzimat Şiirinde Tema HaIkı aydınIatmaya bilgi yelpazesi. com yöneIik yeni tema ve konuIar işIenmiştir. Hürriyet, eşitIik, adaIet, kanun, yönetimden ve dönemden şikayet vb. 7- Aşağıdaki yargıların sonuna doğruysa D, yanlışsa Y koyunuz. 5x2=10 p * Tanzimat dönemi sanatçıları arasında eski-yeni tartışması vardır. D * Şinasi , Namık Kemal ve Ziya Paşa Tanzimat’ın ikinci dönem sanatçılarıdır. Y * Osmanlı toplumunda yenileşme halkın zorlamasıyla başlamıştır. Y * Harabat isimli eser, Ziya Paşa tarafından yazılmış, ilk antoloji kitabıdır. D * Noktalama işaretlerini ilk defa Şinasi kullanmıştır. D 8- Aşağıdaki cümlelerde boş bırakılan yerleri uygun biçimde doldurunuz. 5x2=10 p * Tanzimatla birlikte edebiyatımıza roman, hikaye, MAKALE………….. gibi edebi türler girmiştir. * 1859’da Yusuf Kamil Paşa’nın Fransız yazar…FENELON…………’dan çevirdiği … TELEMAK ………..… adlı eser ilk çeviri romanımızdır. * Tanzimat Fermanı 1839..’da devrin sadrazamı…. MUSTAFA REŞİT.. Paşa tarafından ilan edilmiştir. 9-Aşağıdakilerden hangisi Tanzimat Edebiyatıyla edebiyatımıza girmiş türlerden biri değildir? 5 a Hikaye b Roman cTiyatro d Gazel e Makale 10- Hakir olduysa millet şânına noksan gelir sanma Yere düşmekle cevher sâkıt olmaz kadr ü kıymetten hakîr olmakaşağılanmak sâkıt olmak kaybetmek , kadr ü kıymet itibar ve değer a. Hürriyet Kasidesi’nden alınan bu beyitte yer alan söz sanatını bularak açıklayınız. 5p b. Bu beyiti günümüz Türkçesi’ne çevirerek yorumlayınız.5p a Yere düşmekle cehver sakıt olmaz kadr ü kıymetten İrsal-i Mesel ve Kinaye. Yere düşmekle cehver Zulüm altında millet Teşbih Kadr-Kıymet Tenasüp b NASIL ALTIN ,MÜCEVHER YERE DÜŞMEKLE KIYMETİNDEN BİR ŞEY KAYBETMEZSE MİLLETİN DE ŞANINDAN BİR ŞEY EKSİLMEZ. benim milletim altın gibidir,başkalarının aşağılanmasıyla değerinden bir şey eksilmez. BAŞARILAR DİLERİM… “TÜRK EDEBİYATI 11. SINIF 1. DÖNEM 2. YAZILI SORULARI ”SAYFASINA GERİ DÖNMEK İÇİN >>>TIKLAYIN>>TIKLAYIN>>TIKLAYIN>>TIKLAYIN>>TIKLAYIN>>TIKLAYINYorumu Güzel bir site ins guzel not alirim ->Yazan Emre 10. **Yorum** ->Yorumu VALLAH BİLLAH BİZİM HOCA BURDAN SORAYOR VANDAN SELOMLAR CANLARRRRR ->Yazan HELİM 9. **Yorum** ->Yorumu şahane bir site burayı sevdimm ->Yazan Buse. Er 8. **Yorum** ->Yorumu SIZIN SAYENIZDE YÜKSEK BIR NOT ALDIM SIZE TESSEKÜR EDIYORUM... ->Yazan sıla 7. **Yorum** ->Yorumu valla bu site çok süper .Bu siteyi kuran herkimse Allah razi olsun tüm ödevlerimi bu siteden mugladan sevgiler.... ->Yazan kara48500.. 6. **Yorum** ->Yorumu çok güzel bir site. kurucularına çok teşekkür ederim başarılarınızın devamını dilerim. ->Yazan Tuncay. 5. **Yorum** ->Yorumu ilk defa böyle bi site buldum gerçekten çok beğendim yapanların eline sağlık. ->Yazan efe . 4. **Yorum** ->Yorumu ya valla çok güzel bisi yapmışınız. Çok yararlı şeyler bunlar çok sagolun ->Yazan rabia.. 3. **Yorum** ->Yorumu Çok ii bilgiler var teşekkür ederim. Çok süper... Ya bu siteyi kurandan Allah razı olsun ..... süperrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrr. Çok iyiydi. isime yaradı. Her kimse bu sayfayı kurduğu için teşekkür ederim ->Yazan pınar.. 2. **Yorum** ->Yorumu çok güzel site canım ben hep her konuda bu siteyi kullanıyorum özellikle kullanıcı olmak zorunlu değil ve indirmek gerekmiyor ->Yazan ESRA.. 1. **Yorum** ->Yorumu Burada muhteşem bilgiler var hepsi birbirinden güzel size de tavsiyeederim. ->Yazan Hasan Öğüt. >>>YORUM YAZ<<<
diyarı küfrü gezdim beldeler kaşaneler gördüm