🥈 Peygamberimiz Için Yazılmış Naat Örnekleri

Sözlükteki karşılığı olarak “bir şeyi överek anlatma, vasıflandırma” anlamına gelen naat kelimesi edebiyatta Hazret-i Muhammedi övme amacıyla yazılan şiirlere “naat” adı verilmektedir. Düzyazı şeklinde yazılanlar da vardır. Divanlarda tevhid ve münacatlardan sonra naatlar gelmektedir. Ancak tevhid ve münacat DİNKÜLTÜRÜ 6.SINIF 6. ÜNİTE. 1. TÜRKLERİN MÜSLÜMAN OLUŞU. Türklerin Müslüman Araplarla ilk karşılaşmaları, M.S. 7. yüzyılda II. Halife Hz. Ömer zamanında gerçekleşti. Bu dönemde Müslüman Araplar fetihler yoluyla Türk sınırlarına kadar gelmişlerdi. Emeviler zamanında ise Araplar Maveraünnehir'e kadar ilerlediler. Türkedebiyatında ilk naat; Türklerin İslamiyet’i kabulünden kısa bir süre sonra, Yusuf Has Hâcib’in 1069’da Kaşgar’da tamamladığı İslami Türk edebiyatının da ilk örneği olan Kutadgu Bilig ’de görülür. Daha sonra Edib Ahmed Yüknekî’nin Atabetü’l-Hakayık ve Ahmed-i Yesevî’nin Dîvân-ı Hikmet ’inde EVDEKAL VE SAHURDA BURADA OL..Karantina ve RAMAZAN GÜNLERİ-----NAATSeccad a) Vasıl Hemzesi için açıklama ve Örnek . b) Katı' Hemzesi için açıklama ve Örnek. 49- a) Sayılar tüm sayılar için örnekler b) Sayılar 1 - 19 örnekler . c) Sayılar 20 ve üstü örnekler d) Sayılar (mufred - murekkeb - ukud) e) Sıra Sayıları 1 - 20 . 50 - İstisna Örnekler. 51 - Naibu fail Hazretii Peygamber'in fiziki ve ruhi özeliklerinin yazı ile an­latılmasını konu alan eserlerdir. Bir nevi dini portrelerdir. Hilye-i Şerif, Hilyetü'n- Nebi, Şemai'l-i Şerif olarak da isimlendirilen eserler bu konuyu işlemektedir. En çok Hazret-i Muhammed için yazılmakla birlikte dört halife için yazılanları da vardır. naat sözleri / örnekleri Sezai Karakoç Seccaden kumlardı Devirlerden, diyarlardan Gelip, göklerde buluşan Ezanların vardı! . Mescit mümin, m PeterWorley İle Söyleşi. Felsefe Makinesi (The If Machine) Çocuklar İçin Felsefe alanında yazılmış en önemli kaynaklardan biri. Eğitmenler için kapsamlı ders planları, öğretme teknikleri ve nasıl kolaylaştırıcı olunacağını ayrıntılarıyla anlatan tam bir saha kitabı. Bu yüzden Türkçe’ye kazandırmayı çok HÜSEYİNDEDE. Kaynaklarda “Eyyûbî” nisbesiyle anıldığı için İstanbul’un Eyüp semtinde doğduğu veya burada yaşadığı anlaşılan bestekârın ölüm tarihi bilinmediği gibi hayatı hakkında da yeterli bilgi bulunmamaktadır. Eski kayıtlarda yer alan “Yenikapı Mevlevîhânesi çilekeşlerinden” ifadesi, onun QOK8. Bu mesaj 'en iyi cevap' seçilmiştir. " Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik". el-Enbiyâ Sûresi, 107 Şüpheziz, seni biz, şâhit, müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik". Fetih Sûresi, 8 "Ey örtüsüne bürünen peygamber. Kalk, insanları azâb ile korkut. Rabb'ının adını yücelt Namaz'da tekbir getir. Elbiseni temiz tut. Kötü şeyleri terket." el-Müddessir Sûresi, 1-5. Düşüncene katılmam şart değil, düşünceni anlatman için savaşırım... Su Kasidesi - VI Yeniden dirilişi ifade eden şair, yüzüne susamış olduğu Peygamberimizden ona su vermesini istemektedir. Buradaki “su” mecazlı kullanılmıştır. Şair, Peygamberimizin yüzünü görmeyi O’nun yüzünün çeşmesinden kana kana su içmeyi, hasretini gidermeyi istemektedir. Peygamberimizi bir çeşmeye benzetirken iman edenlere göstereceği rahmeti o da dilemekted Fî Nâ't-ı Seyyidi'l-enâm Aleyhi't-tahiyyeti Ve's-selâm Muhammed-i Arabî kim Resûl-i ekmeldür Arap milletinden olan peygamberimiz Hz. Muhammed aleyhisselâtü vesselâm ki en mükemmel Rasûl'dür. Takarrüb ile kamu enbiyadan efdaldür Allah’a yakınlığı hasebiyle nebîlerin cümlesinden faziletlidir Na't - III Yanarsam nâr-ı aşkıñla yanayım yâ Resûlallâh Yanarsam aşkının ateşiyle yanayım ya Reslullah Ezelden bagrı yanık bir gedâyım yâ Resûlallâh Ezelden bağrı yanık bir fakirim ya Resulullah Naat ipekler tel tel bir araya geldiler dokunmak üzere lâle nerdeyse menekşeye, gül suya dokunmak üzere Naat-ı Şerif Sakın terk-i edebden kûy-ı mahbûb-ı Hudâ'dır bu Nazargâh-ı İlâhî'dir Makâm-ı Mustafâ'dır bu Su Kasidesi Saçma ey göz eşkden gönlümdeki odlara su Kim bu denlü dutuşan odlara kılmaz çâre su Kayıt Korku salardı inceliğin acıman tevazuun Dünya ve insan çıkmazlarına yumuşak bakışın Peygamberimize Yazılan Naat’lar“Andolsun size kendinizden öyle bir Peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, müminlere karşı çok şefkatlidir, merhametlidir.”1 Allah Peygamberimiz Hz. Muhammed’i Kur’ân-ı Kerîm’de övmüş,2 Tevrat’ta ismi Muhammed; İncil’deki ismi Ahmed diye bildirilen iki cihan serveri o Yüce Nebi, Allah Rasulü ve seçkin bir kul Mustafa olarak “Makam-ı Mahmud”3 denilen övgü ve sevgi makamını elde etmiştir. Bütün bu özellikleriyle onu gökte melekler; yerde insanlar ve bütün felekler sevmiş ve övmüştür. O’na dair binlerce eser yazılmıştır. Herkes kendi açısından onu övmeye çalışmış fakat O’nu Allah dışında hiç kimse layık olduğu şekliyle övememiştir. O’nu övenlerden bir zümre de şairlerdir. Sahabeden Şair Hassan b. Sabit ve Ka’b b. Züheyr gibi şairlerle başlayan bu gelenek asırlarca devam etmiş, günümüz şairlerine kadar süregelmiştir. Halen de günümüzde her şair kendi gücü nisbetinde O’nu övmeye, onunla ilgili “Naat”ler yazmaya çalışmaktadır. Mesela ülkemizin önemli şairlerinden Necip Fazıl KISAKÜREK, O’nunla ilgili 63 şiirden oluşan “ES-SELAM” adlı şiir kitabını yazmıştır. Bu konuda artık özel derlemeler, “GÜLDESTE” adlı şiir kitapları yazılmakta, internet vb. elektronik-dijital ortamlarda O’nunla ilgili çeşitli şiirler yer almaktadır. Biz de burada O’na dair yazılan şiirlerden bir demet sunmak istiyoruzBir Arap şair O’nunla ilgili şunu söylemiştir “Muhemmedün beşerün ve leyse ke’l-beşerBel hüve yakûtun ve’n-nâsü ke’l-hacer.” Yani demek istemektedir ki“Her ne kadar Muhammed de bir insan olsa da O, diğer insanlar gibi o yakut taşı gibidir, diğer insanlar ise normal çakıl taşı gibidir.” Kısacası ikisi de taş olmasına rağmen- bir çakıl taşıyla elmas taşı arasında elmas taşı kadar fark vardır. Her ne kadar Hz. Muhammed de bir insan olsa da diğer insanlarla Hz. Muhammed arasında Hz. Muhammed kadar fark vardır. N. Fazıl Kısakürek O’nun için şöyle demiştir “Kurtarıcım, efendim, rehberim peygamberim!Sana uymayan ölçü, hayat olsa teperim” “O Allah’ın emriyle Kâinât EfendisiVarlığın tacı, varlık nurunun ta kendisi.” Yunus Emre de onu şu şekilde övmüştür Adı Güzel, Kendi Güzel Muhammed!Canım, kurban olsun senin yoluna,Adı güzel, kendi güzel Muhammed!Gel şefâat eyle kemter asi kuluna,Adı güzel, kendi güzel Muhammed! Mümin olanların çoktur cefâsı,Âhirette olur zevk-u sekiz bin âlemin Mustafâ’sı,Adı güzel, kendi güzel Muhammed! Yedi kat gökleri seyrân eyleyen,Kürsînin üstünde cevlân eyleyen,Mîrâcda, ümmetin Hak’tan dileyen,Adı güzel, kendi güzel Muhammed! Ol çâriyâr anın gökler yâridir,Anı seven günahlardan beridir,On sekiz bin âlemin serveridir, Adı güzel, kendi güzel Muhammed YÛNUS n’eyler iki cihânı sensiz,Sen hâk peygambersin şeksiz şüphesiz!Sana uymıyanlar, gider îmânsız,Adı güzel, kendi güzel Muhammed! O’na olan aşk ve sevgisini ise şu şiiriyle dile getirmiştir Arayı arayı bulsam iziniİzinin tozuna sürsem yüzümüHak nasip eylese görsem yüzünüYa Muhammed cânım arzular seniBir mübârek sefer olsa da gitsemKâbe yollarında kumlara batsamHub cemâlin bir kez düşde seyretsemYa Muhammed cânım arzular seniZerrece kalmadı gönlümde hileSıdk ile girmişem ben bu hak yolaEbu Bekir, Ömer, Osman da bileYa Muhammed cânım arzular seniAli ile Hasan Hüseyin andaSevgisi gönülde mahabbet candaYarın mahşer günü olur dîvândaYa Muhammed cânım arzular seniArafat dağıdır bizim dağımızAnda kabul olur bütün duamızMedine’de yatar PeygamberimizYa Muhammed cânım arzular seniYûnus medh eyledi seni dillerdeDillerde dillerde hem gönüllerdeAğlayı ağlayı gurbet illerdeYa Muhammed cânım arzular seni Erzurumlu Aşık Sümmanî bir şiirinde onunla ilgili şunları söylemiştir Çar anasırdan halk etti ta ezel Hak Adem’iCennetten sürgün ettiler hâke bastı kademi. Çıktı Serendip dağına ah-ü figan eylediAffetti Mevlâ günahın, murad aldı encemi. İsmail sahrada doğdu çünkü Hacer anadanAyağını yere vurdu izhar etti zemzemi. Came sevki nûş eyledi Şahmeran şerbetindenCümle çiçek sada verdi anda yaptı merhemi Çün Yunus’u yuttu balık kaldı umman içindeGece gündüz rica etti dedi “Gönder çaremi.” Geçirmeyip beş vaktini borcun eda eylediGetirmedi lisanına asla dünya kelami. Yakub’a hasretlik verdi Yusuf-u Kenan içinCihanı suya gark etti Nuh’a yüzdürdü gemi. Der Sümmani“Muhabbetten hasıl oldu MuhammedOnun için halk eyledi on sekiz bin alemi.” Peygamber Sen, fikir kadar güzel;Ve tek, birden daha tek !Itrını süzmüş ezel ;Bal sensin, varlık petek…. Sensin ölüme hisar;Bâkisi hep inkisar…Sar bizi, çepçevre sar,Rahmet rûzgarı etek !.. KISAKÜREK O’nun Ümmetinden Ol! Beri gel, serseri yol!O’nun ümmetinden ol!Sel sel kümelerle dol!O’nun ümmetinden ol! Sen, hiçliğe bakan yön!Hep sıfır, arka ve ön!Dosdoğru Kabe’ye dön!O’nun ümmetinden ol! Gel dünya, mundar kafes!Gel, gırtlakta son nefes!Gel, arşı arayan ses!O’nun ümmetinden ol! Solmaz, solmaz; bu bir renkÖlmez, ölmez; bin ahenk…İnsanlık; hevenk hevenk,O’nun ümmetinden ol! KISAKÜREK Milli Şarimiz Mehmed Akif Ersoy O’nu şöyle anlatmıştır BİR GECE On dört asır evvel, yine böyle bir geceydi Kumdan, ayin on dördü, bir öksüz çıkıverdi! Lakin, o ne hüsrandı ki; Hissetmedi gözler; Kaç bin senedir, halbuki, bekleşmedelerdi! Nerden görecekler? Göremezlerdi tabi Bir kerre, zuhur ettiği çöl en sapa yerdi; Bir kerre de, ma’mure-i dünya, o zamanlar, Buhranlar içindeydi, bugünden de beterdi. Sırtlanları geçmişti beser yırtıcılıkta; Dişsiz mi bir insan, onu kardeşleri yerdi! Fevza bütün afakını sarmıştı zeminin, Salgındı, bugün şark’ı yıkan, tefrika derdi. Derken, büyümüş, kırkına gelmişti ki öksüz, Başlarda gezen kanlı ayaklar suya erdi! Bir nefhada insanlığı kurtardı o masum, Bir hamlede Kayserleri, Kisraları serdi! Aczin ki, ezilmekti bütün hakkı, dirildi; Zulmün ki, zeval aklına gelmezdi, geberdi! Alemlere rahmetti, evet, Şer’-i mübini, Şehbalini adl isteyenin yurduna gerdi. Dünya neye sahipse, onun vergisidir hep; Medyun ona cemiyyeti, medyun ona ferdi. Medyundur o Masum’a bütün bir beşeriyyet… Ya Rab, bizi mahşerde bu ikrar ile Tasavvuf ehli, Hak aşığı, halk ozanı bir başka şair O’nu şöyle tasvir etmiştir Bağlamış Seni gören akıl zây’olur elbetServi serin halka saye boyda ser çektin ey serv-i kâmet.“Elif” zülfün, serin “Bâ”ya “Tebârek-Kadsem’” suresi 8“Er-Rahmân” okunur cismin “Alleme’l-esmâ”da ismin süresi,İki “mim” bir “dal”ı “hâ”ya bağlamış. 10Celâli sâildir kapında pertevinden bir buse isterDediler muteber bir delil gösterDedim hüccet “Ve’d-Duhâ”ya CELALİ…………………………………Zay yitirmek; Ser Baş; Kamet Boy, endam; Sail Dilenci, isteyen; Pertev Işık, nur; Hüccet Delil. MİM Lâm-elif dersinde aşk ocağındaBen “Elif” dedikçe dilim döndü “Mim” 12Yed-i kalem çalmış kudret bağındaKalemi “mim”, imlâsı “mim”, pendi “mim”.O serv-i semendin öz otağında,Yedi nâr beslemiş şâh dudağındaDört ırmak akıyor cânân bağında,Çeşmesi “mim”, gözesi “mim”, bendi “mim”.13 Çoktan âşık oldum ben o dilbere,İsmin kitap ettim aldım Celali yazam deftere,Ülkesi “mim”, durağı “mim”, kendi “mim”.14 Bayburtlu Celali Baba……………………….Elif Allah; Mim Muhammed; Pend Nasihat; Serv Selvi; Semend Çevik ve güzel at.………………………. Sendeki güzellik ey Hüsn-ü Şikâr. 15Ne alem, ne Adem ne cihanda var. 16Hüsnün cilasında açılan buse,Ne Yakup ne Yusuf ne Kenan’da Zulmet geceleri kılarsın ruşan. 18Cemalin görenler olur alamet sendeki nisanNe huri ne melek ne ğılmanda var. 19 Kaşların fermandır, gözlerin hakimŞems ile kameri edersin mahkumSendeki adalet sendeki hükümNe Davut ne oğlu Süleyman’da var. 20Kipriklerin oktur tutmuş yazmış kudret hüsn-ü cilanın metin Zebur hem Tevrat hem Kur’an’da var. Sana dost demişti ol Gânî HudâSeninçün bu âlem geldi mevcûda. 21Sendeki muhabbet sendeki sevdâ,Ne Mecnûn ne Leylâ ne Hicran’da Bayburtlu Aşık Hicrânî Şemail23 Ne uzun ne kısa kararında İbrahim’den ne asil bir hoş siyah dalgalı bir giydir beni benden soyÂlemlere rahmet yüzünü gösterBu kul varlığından soyunmak ister Güneş pervânesi o güzel yüzünNurundan ışığı vardır gündüzünSolmaz bir gül rengin ne kış ne güzünTecelli ediyor yüzünde özünHasretim, yanarım, yüzünü gösterKölen bu devletle avunmak ister Simsiyah gözlerin âhû misâlinDâim Hakk’a bakar her an visâlinBeyazı ölçüsü gözde kemâlinKaşların sûreti gökde hilâlin,Râzıyım rûyada yüzünü gösterÂşık maşukuna can sunmak ister Bir tutam sakalın birkaçı beyazMübarek vücudun serin kış ve yazCânımı yoluna kurban etsem azDostlar defterine köleni de yazAçıver kapını yüzünü gösterGönül hasretinden yakınmak ister Duyular mükemmel, dişleri inciKokusuna tutkun, yaşlısı genciYürürken koşmadan olur birinciKapına gelmiş bir garip dilenciAçıver ne olur yüzünü gösterGarip ayağına kapanmak ister Yukarıdan aşağı heybetle inişYürüyüşünde var hep bu görünüşÂdetin baktığın tarafa dönüşBize nasip olsun hayırlı bir düşKerem et ne olur yüzünü gösterKim böyle bir düşten uyanmak isterSeni ilk görenler korku çekermişSonra ülfet eder hemen severmişBenzerini asla görmedim dermişErenler yolunda giderek ermişBenzeri bulunmaz yüzünü göster Gönüller nurunla yıkanmak ister Zâtının nûrundan vermiş sana canHilkate ruhunla başlamış RahmanYûsuf’ta yok sende olan hüsnü anAhlâkındır Senin, mûcize Kur’an,Alemlere Rahmet, cemâlin gösterKölen rahmetine sığınmak ister Ümmetin üstüne titreyen sensinMüjdeci, uyaran, gel diyen sensinKulunu Allah’a sevdiren sensinGecemi gündüze çeviren sensinEy Hakk’ın şâhidi yüzünü gösterKul şehâdetinle tanınmak ister Hakk’ın halilisin, habibi sensinGönüllerin eşsiz tabibi sensinEn güzel hutbenin hâtibi sensinÜmmetin en büyük nasibi sensinAşkımın Leylası yüzünü gösterGönül seni gözden sakınmak ister En güzel, en üstün ahlak senindirCömertlikte kemâl el-hâk senindirŞefaatte en son durak senindirMiraç senin, Refref, Burak senindirSen gördün, bize de cemâlin gösterPervâne şem’ine hep yanmak ister 24 Prof. Dr. Hayrettin KARAMAN24-1-1992 de Mekke’de tamamlandı. KAN TUTAR Leblerimle emrine âmâdedir cânım benimAlda bir bûseyle öldür haydi cânânım benimLâl olur birden dilim bilmem neden görsem seniGörmesem kalmaz karârım dinmez efgânım benim. Hasta gönlüm çok zamandır iftirâkından harâbOlmadım bir lahza rahat geçti devrânım bir ümitsiz gizli derdin zehrineBu sebepten her geçen gün düştü dermânım benim. Yok teselliden nasîbim vermeyin zahmet banaEtmeyin bunca eziyet az mı hicrânım tutar sen her bakışta kastedersen cânımaYâremi sar merhem ol da akmasın kânım benim. Arif Emre her ne etse râzıdır fermânınaSahibimsin hem efendim hem de sultânım benim. Süleyman Arif Emre KAN TUTAR Leblerimle emrine âmâdedir cânım benim Alda bir bûseyle öldür haydi cânânım benim Lâl olur birden dilim bilmem neden görsem seni Görmesem kalmaz karârım dinmez efgânım benim. Hasta gönlüm çok zamandır iftirâkından harâb Olmadım bir lahza rahat geçti devrânım benim. Mübtelâyım bir ümitsiz gizli derdin zehrine Bu sebepten her geçen gün düştü dermânım benim. Yok teselliden nasîbim vermeyin zahmet bana Etmeyin bunca eziyet az mı hicrânım benim. Kan tutar sen her bakışta kastedersen cânıma Yâremi sar merhem ol da akmasın kânım benim. Arif Emre her ne etse râzıdır fermânına Sahibimsin hem efendim hem de sultânım benim. Süleyman Arif Emre PEYGAMBERİMİZ SAV’İN ALEMLERE ÖRNEK İNCELİĞİ VE NEZAKETİ İnsanları Allaha imana, ahiret için yaşamaya ve güzel ahlaka çağıran nur Peygamberimiz sav, tebliği sırasında pek çok yöntem kullanmıştır. Kullandığı tüm yöntemler; konuları anlatma şekli, hikmetli üslubu, konuşmasındaki akılcılık ve samimiyet her Müslüman için örnektir. Bu nedenle tüm Müslümanlar Peygamberimiz sav gibi davranmayı, onun gibi konuşmayı kendisine hedef edinmelidir. Peygamberimiz sav’in yaşadığı coğrafyada çevresinde bulunan kişilerin bir bölümü cahil; bilgi, görgü ve kültür seviyeleri düşük kişilerdi. Kuran’da bu kişilerin rahatsızlık verici tavırları hesap edemedikleri, ince düşünceli olmadıkları detaylı tariflerle anlatılır. Örneğin bu kişiler evlere ön kapılarından değil de arka kapılarından girerlerdi. Nitekim Allah Bakara suresi 89. ayetinde bu kişilerin, “evlere kapılarından girmelerini” söylemiştir. Veya Peygamberimiz sav’i ziyarete yemek saatinde gelirler, yemeği yedikten sonra dağılmayıp uzun konuşmalarla Peygamber Efendimiz sav’in vaktini alırlardı. Tüm bu düşüncesiz tavırlara karşı Peygamberimiz Hz. Muhammed sav ise her zaman son derece nezaketli, ince düşünceli, sabırlı, hoşgörülü bir tavırla onlara karşılık verirdi. Güzellikle, incelikle, gönüllerini alır, onlara güzel üslubuyla eğitici hatırlatmalarda bulunurdu. Hatta bazen de onları kırmamak, gücendirmemek adına hatırlatma yapmaktan bile imtina ederdi. Ama Allah Peygamberimiz sav’in bu güzel ahlakına karşılık onu destekleyen, Müslümanları ince düşünceyle uyaran ayetler indirmiştir. Bu konudaki ayetlerden biri şöyledir Ey iman edenler rastgele Peygamberin evlerine girmeyin, Bir başka iş için girmişseniz ille de yemek vaktini beklemeyin. Ama yemeğe çağrıldığınız zaman girin, yemeği yiyince dağılın ve uzun söze dalmayın. Gerçekten bu, peygambere eziyet vermekte ve o da sizden utanmaktadır; oysa Allah, hakkı açıklamaktan utanmaz. Ahzap Suresi, 53 Sahabelerden nakledilen rivayetlere baktığımızda da Peygamberimiz sav’in ince düşüncesine, nezaketine dair pek çok örnek verildiğini görürüz. Zaten hem bir peygamber hem de devlet başkanı olması sebebiyle Peygamberimiz sav toplumun pek çok kesiminden gelen kişilerle; zengin, fakir ayırt etmeksizin, kimsesiz yetimlerden kadınlara hatta çocuklara kadar herkesle görüşürdü. Her biriyle tek tek ilgilenirdi, onlara latifeler edip, şakalar yaparak yakınlık gösterir, gönüllerini alırdı. Hep sabırlı, anlayışlı ve ince düşünceli davranırdı. Özetle adab, edep, terbiye ve görgü kurallarını en vicdanlı, en güzel ve en ideal şekliyle yerine getirirdi. Hz. Ayşe ra annemiz Peygamber Efendimiz sav’de gördüğü güzel ahlakı bir sözünde şöyle anlatır “Resulullah’tan daha güzel ahlâka sahip hiç kimse yoktur. Ashabından ve ailesinden birisi kendisine seslenince, Buyurun’ diye karşılık verirdi. Bu sebeple Allah, ona, Sen yüksek bir ahlâk üzeresin’ buyurmuştur” Peygamber Efendimiz sav’in yanında yetişen, yıllarca ona hizmet eden Hz. Enes ra ise Peygamber Efendimizi şöyle anlatır “Resul-i Ekrem’e on sene hizmet ettim. Vallahi, bana Öf’ bile demedi. Yapmakta geciktiğim veya yapmadığım bir emrinden dolayı beni azarlamadığı gibi, ailesinden azarlayan olursa, onlara da, Ona dokunmayın. Bu işi yapması takdir edilmiş olsaydı yapardı’ buyururdu.” “Kendisine bir şey soranı can kulağıyla dinler, soruyu soran yanından ayrılmadıkça, onu terk etmezdi. Resulullah ile bir kimse tokalaşırsa veya bir kimse tokalaşmak için elini uzattığında, karşısındaki kişi elini çekmeden Resulullah elini çekmezdi. Biriyle yüz yüze gelince de, karşısındaki, yüzünü çevirip ayrılmadıkça Resulullah o kimseden yüzünü çevirmezdi. Önüne oturan kimseye hiçbir zaman ayaklarını uzatmazdı. Karşılaştığı kimseye önce kendisi selâm verirdi. Ashabıyla tokalaşmaya önce kendisi başlardı.” “Kimsenin sözünü kesmezdi. Konuşmasını yarıda bırakmazdı. Konuştuğu kişi sözünü bitirmeden yahut gitmek üzere ayağa kalkmadan sohbetine devam ederdi. “Bir gün bir iş için bir yere gitmemi emir buyurdu. Huzurlarından çıktıktan sonra sokakta birkaç çocuğun oynadığını gördüm ve onları seyretmeye daldım. Derken arkadan birisi iki eliyle başımı tuttu. Döndüğümde baktım ki, kendisi. Gülüyor. Bana Enesçiğim sana söylediğim yere gittin mi?’ dedi. Hayır, daha gitmedim, gideceğim’ dedim. Ben ona senelerce hizmet ettim. Vallahi bir defa olsun yaptığım bir iş için Niçin yaptın?’, yapmadığım bir iş için Niçin yapmadın?’ dediğini hatırlamıyorum.” “Sahabîlerine güzel unvanlar verirdi. Hz. Ali’ye Ebû Turab’, bir başka Sahabîsine Ebû Hüreyre’ gibi lâkaplar vermişti. Onlara şeref kazandırmak için, hoşlarına giden isimle çağırırdı.” Konyalı Mehmed Vehbi, Tam Metni Sahih-i Buhari, 4. cilt, Üçdal Neşriyat, İstanbul 1993, Peygamberimiz sav tavrıyla, aklıyla, hikmetiyle, vicdanıyla en örnek kişidir. Yaşamı boyunca binlerce insanı eğitmiştir. Onların imanlı, güzel ahlaklı, ince düşünceli, nezaketli olmalarına vesile olmuştur. Bu güzel tavırları, ahlakı, kişiliği 1400 yıldan bu yana hala milyonlarca insan için eğitici ve yol gösterici olmaya devam etmektedir. Ne mutlu bizlere ki onun ümmetiyiz!

peygamberimiz için yazılmış naat örnekleri